Herkesle mesafeli şekilde vedalaştıktan sonra oyalanmadan odadan çıktım, asansöre ilerlerken Aras ve Mert'e çıktığımın haberini verdim. Saate baktığımda etkinliğe iki saat kaldığını gördüm, elbisenin ve diğer aldığım şeylerin bir an önce teslim edilmesini umarken ise Mert'in benim için açtığı araç kapısından girdim. "Kim çıktı seni görmek isteyen?" diye soran sürücü koltuğundaki Aras'a baktım ve iç geçirdim. "Bana kakalamaya çalışacağı birinin ailesiydi, beş gün darlar şimdi kabul edeyim diye. Hayır anlamıyorum ben bu adamı ya asla alanım olmayan her işi istiyor benden." Sinirle kelimeleri sıralarken alnımı ovuyordum.
"İki seans yapar üçüncü de kendi adamlarına yönlendirirsin." Fikrini ileten Mert'e kafa sallamakla yetindim. "Kendi doktorlarımda anca dedikodu peşinde, Toprak her gün şikayet ediyor, onu da arayamadım bu ara. " dedim ve telefonumu açarak kişilere girdim. Bilinmeyen numaradan gelen görmediğim arama kaşlarımın çatılmasına neden olurken düşünmeden geri aradım.
Üçüncü çalışta açılan telefonda önce sessizlik sonra da tanıdık bir kişinin sesi vardı. "Güzelim, yine nerelere gidiyorsun? Yanıma gel artık uzadı bu ayrılık." Gözlerimi kapatıp sabır dilenirken telefonu kulağımdan çektim ve hoparlörü olan kısmı dudaklarımı yaklaştırıp bağırdım. "Bir daha beni farklı telefonlardan arayıp gizli saklı takip edersen, adımı anarsan seni o numaramı tuşlayan parmaklarından da adımımı takip eden gözlerinden de ayırırım piç herif!" Boğazım sesimin yüksekliğinden acırken iğrenç bir gülme sesi geldi. "Haklısın her şeyden ayrılırım ama senden asla." Katil olacağımı düşündüğüm anda elimden çekilen telefonla gözlerimi açtım. "Kardeşim sen laftan anlamaz mısın hiç? Hayır dayak mı lazım diyeceğim onu da yedin." Mert'e baktım ve umutsuzca başımı koltuğa yasladığımda tek istediğim beş dakika sessizlikte dinlenmekti.
Bu isteğim olmadı, çünkü süreyi beş katına çıkarmış eve varana kadar uyumuştum. Ve artık sadece bir buçuk saatimin kaldığı etkinliğe hazırlanmam lazımdı.
Eve girdiğimizde Aras kıyafetimi odama çıkarırken peşinden gidiyordum. "Aşağıdayız." Diyerek kıyafeti giyinme odama bıraktı ve Mert'e kahve yapması için bağırırken merdivenleri inmeye başladı. Ben de oyalanmadan makyaj masama oturdum, etkinliği önemsemediğim için kendime çok özenmeyecektim. Uzun kumral saçlarımı dağınık topuz yaptım ve sabah yaptığım makyajı tazelerken eklemeler yaptım. Siyah bir göz kalemi çekip koyu bir göz makyajı yaptım. Elbisemle aynı renkte kırmızı rujumu sürüp maskaramı da tazeledim. Ruju ve dudak kalemini elbiseyle beraber aldığım küçük, siyah zincir ve siyah deriden yapılmış çantaya attım. Elbiseye uyumlu aldığım takıları da taktım ve her zaman taktığım uğurlu kolyemi de düzelttim. Çocukluğumdan beri hiç boynumdan eksik etmediğim zarif deniz dalgalı kolyeye bakıp gülümsedim. Görünüşümü beğenerek elbiseyi giymek için ayaklandım, giyinme odama gidip hızlıca elbiseyi giydim ve topukluları da ayağıma geçirdim. Elbise kalçamın büyük bir karış altında bitiyordu, ve straplezdi. Kendimi beğenerek çantamı, telefonumu ve siyah deri ceketimi alarak merdivenleri inmeye başladım.
"Hanımefendi sonunda hazır sanırım." Diyerek bana laf atan Mert'e dil çıkardım ve kendi etrafımda döndüm. "Susup nasılım onu söyleyin." Dedim ve onlara baktım. Onaylarını aldığımda ise etkinliğe gitmek için evden çıktık.
"Hoş geldiniz." Kapıyı üçümüze açan takım elbiseli korumaya baş selamı verdim ve beyazlarla döşenmiş büyük salona baktım, orta alan muhtemelen konuşmalar için yuvarlak sahne gibi boş bırakılmış, etrafına göz alıcı dekorlara sahip yuvarlak altı kişilik onlarca masa yerleştirilmişti. İçeriye uzanan uzun koridora kırmızı halı döşenmiş ve dev uzun şekilli kolonlarla koridor doldurulmuştu. Sahneye benzettiğim boşluğun tam üzerindeki büyük kristallerden yapılmış iri avize neredeyse yere değecek şekilde sarkıtılmıştı. Ailemin zevki güzeldi.
Yarım saat sonra uzun sessiz ve fazlasıyla büyük lavabodaydım. Çantamı uzun lavabonun en sonuna koymuş rujumu tazeliyordum, ve sadece benim üzerimdeki ışık yanıyordu. Ruju dudağıma sürerken duyduğum çatırtı ile duraksadım ve kafamı sağıma çevirip karanlığa baktım.
"Merhaba?"
Ses gelmeyince gözlerim ile etrafı tanıdım ve gördüğüm kalıplı beden gülmeme sebep oldu. Ruju tazelemeye devam etmek için aynaya döndüğümde mermer zeminde yankılanan ağır adım sesleri kalbimin hızlanmasına sebep oldu. Sürdüğüm dudak ürününü kapatırken bir bir yanan ışıklarda bana yaklaşan bir insan olduğunu anlamam zor olmadı. Beş adım uzağımda duraksayan bedene çevirdiğim gözlerim, sadece ışığı yansıtan ve keskin görünen bıçağa kaydı.
"Tanışmayacak mıyız? Ayağıma kadar gelmişsin oysa..." korkumu ve gerginliğimi belli etmemek adına sırıtırken bakışlarım yüzü siyah maskeyle kapatılmış adama döndü. Kafasını sola eğdi ve sadece anladığım kadarıyla beni süzdü.
"Dilimi bilmiyor musun?" şu an tek umduğum onu oylamak ve buradan çıkışım uzun süreceği için Aras veya Mert'in buraya gelmesiydi.
Fakat bunun olmayacağını yüzüme fırlatıldığında zorla kaçtığım bıçağın duvara saplanmasıyla anladım.
"Desene zoru oynayacağız..." Ben hızla çantama uzanırken o da üzerime yürümeye başlamıştı. Kapıya koşmaya başladığımda adımlar hızlandı ve resmen beni kovalamaya başladı, uzun koridorda koşarken hızlıca kapıyı açtım ve...etraf karanlıktı.
"Ne oluyor anasını satayım?" Etkinliğin yapıldığı alanın sol binasındaydım ve muhtemelen burası kullanım dışı bırakılmıştı. Son hızda karmaşık koridorlarda koşarken telefonumun çantamda olmadığını fark etmiş derin bir küfür etmiştim. Canımı yakan topuklu ayakkabılarıma rağmen koşarken arkamdan durmadan gelen adım sesleri beni delirtmeye başlamıştı.
"Daha fazla kaçamazsın." İşitmek zorunda kaldığım sözü karşıma çıkan duvar bunu kanıtlamıştı. Titrek nefeslerle arkamı döndüğümde sesin sahibinin neredeyse dibimde olduğunu gördüm. Ve hiç düşünmeden az önce koşarken çantamdan çıkardığım ağır parfüm şişesini adamın yüzüne geçirdim. Benim savunmamla bir eli burnuna giderken diğer eli boğazıma sarıldı ve beni duvara yapıştırdı.
Anlık yaşadığım şey ile hazır bulunup ben de karşımdaki adamın kasığına tekme attım.
Adam iki büklüm olurken gevşeyen eli biraz nefes almama yardımcı olduğunda kurtulacağımı anlamış olmalı ki kafamı setçe duvara vurdu.
"Şerefsiz herif!" acıyla dişlerimi sıkarken dirseğimi karnına geçirdim ve afallayarak boğazımı bıraktı. "Yerinde dursana!" diye bağırdığında topuklu ayakkabımın topuğunu ayağına geçirdim, tam o anda kemerinden başka bir bıçak çıkardığını görmemle öne atıldım. Bıçağı savurduğunda yere eğilerek darbeden kurtuldum ve o daha beni karanlıkta görmeden arkasına geçip az önce yüzüne vurduğum parfüm şişesini kafasında parçaladım. "Bu parfüm en sevdiğimdi seni piç!" Sol elinde kalan bıçağı bileğine vurarak düşürmesine sebep oldum ve o bana dönerken bıçağı ayağımla geri savurdum.
"Yettin." Dediğinde karnıma tekme yedim ve kenara savruldum.
Acıyla iki büklüm olduğumda gözlerim karardı ve o an tek gördüğüm yerdeki bıçak oldu.
O üzerime gelirken uzanıp son gücümle bıçağı aldım ve karnına doğru fırlattım. Kulağıma dolan acı haykırış ile karşımdaki adam yere yığılırken yavaşça karnımı tutarak ayağa kalktım ve ona ilerledim. Bedenini süzdüm ve cebinde sallanan şeyi gördüm. Dişlerimi sıkarak eğildim ve o kıvranırken cebindeki şeyi aldım. Bir flaş bellek olduğunu gördüğümde kaşlarımı çatarak yerdeki adama baktım.
"S..siktir.." Kalbim hızlanırken adamın ceplerini kontrol etmeye başladım ve bulduğum telefonu alarak ayaklandım.
Derin nefesler ile yaşadığım şoku şimdi atlatırken koridorun en ucundan bana koşan kişilerin kim olduğunu biliyordum ve bunun rahatlığı ile acının ve şokun bedenimi esir almasına izin vererek yere yığıldım.
--
Gelmeseydiniz oğlum, kovdum sizi gidin kız geberdi.
Slmslm , bbbbb.