İçeriğe geç

Kül ve Mühür

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Kül ve Mühür

Bölüm 1

Pilot Bölüm

Birleşik Krallık Harmara’da bazı doğumlar kayda geçirilmezdi. Ne Hafra Cildine yazılırdı ne de Çark Muhafızlarının bakır tabletlerine. Çünkü bazı çocuklar, doğdukları anda itibaren hatırlanırdı. Soğuk karlı bir gecede, geceyi on iki vurduğunda, sarayın kuzey kulelerinde nöbet tutan yaşlı muhafızlar, ateşin alışıldık kızıllığında bir tuhaflık fark etti. Meşaleler yanıyordu ama ısıtmıyordu. Alevler titreşiyor, sanki kendi gölgelerinden korkar gibi geri çekiliyordu. Gökyüzü berraktı. Ay yoktu. Yıldızlar suskundu. Bu, element ruhlarının zamana öğretisiydi: Çark dönmüştü. Rüzgarlar esti, alevler söndü. Küçük bir kız karlar içinden yaklaştı. Üstünde basit bir bez parçası vardı, uzun gümüş saçları onu perdeliyordu. Yalın ayakları karda iz dahi bırakmıyordu. Muhafızlar, şaşırdı. Bu gecenin bir oyunu muydu? Onlar kat kat giyinmelerine rağmen üşürken, o nasıl rahattı bu kadar? Saraya haber verildi. Morana geldi, uzun eteği ve sıkı toplu saçları ile muhafızların arkasında durdu, kapı açıldı kibir dolu bakışıyla kafası yukarıya kalktı, dudaklarındaki o basit tiksinme ifadesini saklamaya bile çalışmıyordu. Morana, kızın donuk gri gözlerinin içinde onun ruhunu donduracak kadar soğuk yanan alevi gördü. Şaşırdı ama yansıtmaması kontrollü elinde tutması gerektiğini biliyordu. Tüm bakışların akıllarına onların gelişi ile kal gelmişti âdeta. Nereden çıktılar? ateşin gücüne nasıl sahipti. Çözülmesi gereken bir sürü soru. Tenleri bembeyaz, saçları gümüş... Eski hikayelerdeki tanrıçayı anımsatıyorlardı ,Selen. Ayın güzel tanrıçasını. Küçük kız en önde sarayın altın ve krem tonlarında, ateşi anımsatan koridorlarında yürüdü. Peşinden onu takip eden farklı yaşlarda üç erkek çocuğu daha vardı. Onların geçtiği koridordan , onları takip edercesine bir fısıltı kulaktan kulağa dolaştı; Yoksa lanetler mi uyandı? Kimse bu düşünceyi yüksek sesle söylemedi. Her bir çalışan önce birbirlerine sonra çocukların arkasından baktı. Onlardan yayılan güçlü enerji bir ürperti gibi bedenlerinden geçti. Umutsuzluk vardı bu çocuklarda. Onların ortaya çıkmasıyla tüm elementler karanlığa bürünmüştü. Aşağıya inen merdivenlerden teker teker indiler, ateşin sıcaklığı o kadar yüksekti ki bembeyaz tenleri pembeleşti. Adımlar duraksadı. Süslü demir kapı açıldı, ateşten duvarlar sarayın sütunları arkasında parlıyordu, hayranlık hissedildi önce daha sonra ise korku. Ateş Ruhu bir arafın bedenine bürünmüş tahtında onları bekliyordu. Her biri önlerinde diz çökmeye zorlansalar da erkek çocukların başları dimdikti, korkusuz gözleri Ateş Ruhun'a dokundu , özelikle bir tanesi... ''Aster.'' Diye fısıldadı ona. En büyükleriydi. Sırasıyla diğer iki çocuğa Runar ve Neven adlarını vermişti. Küçük kıza yanaştığında Aster hareketlendi ama Morana onu durdurdu. Ateş Ruhu, küçük kızın yüzünü cansız avuçlarının içine aldı. ''Lareına'' demişti ona, Morana tedirgin oldu. Harmar da koyulan isimler önemli yere sahipti. Çoğu zaman isim bir arafın yaşantısını ve ya gücünü çağrıştırırdı, Lareına ismi ise tehlikeliydi. Yine de Ateş Ruhuna itiraz edecek gücü bulamadı, isimler verildi çocuklar sarayda kalacaktı.Tahtına yerleşen Ateş Ruhu gözlerini çocuklardan ayıramadı, onlarda farklı bir şeyler vardı. ''Morana'' diye seslendi, parmakları gelmesini söylese de neye bulaşacağını biliyordu zaten. Bir adım öne çıkarak tahtın solunda durdu. “Onlarla ilgilen.” Ve düşündüğü gibi de oldu, dört küçük yaramaz çocuk ona kalmıştı. Morana disiplin ve düzen konusunda biraz asabiydi bu yüzden çocuklara saray eğitmenliği yapacak en doğru kişiydi. Asıl gizemli olan onların gelişi değildi, asıl gizemli olan onların neden geldiği ve geldikten sonra olacaklardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.