İçeriğe geç

KÜL VE GECE

Bölüm 1 · 5 dk okuma

KÜL VE GECE

Bölüm 1

1.BÖLÜM

Merhaba arkadaşlar yeni kitabıma hoş geldiniz yorum ve oylarınızı bekliyorum yazım yanlışlarım varsa noktalama hatalarım varsa affola şimdiden teşekkür ederim destekleriniz için.

Şehrin gürültüsünden uzak, terk edilmiş altı katlı fabrikanın çatısında rüzgâr bıçak gibi keskin esiyordu. Yerde yüzü gözü kanlar içinde kalmış bir şekilde olan adam, sarsılarak öksürdü. Ağzındaki kanı betona tükürürken gözlerindeki dehşet, karşısında duran adamın heybetli karanlığıyla besleniyordu.

Adam korkuyla gözlerini yukarı kaldırdı. Demir, çatının kenarındaki o dar, betondan yapılma yüksek korkuluğun üzerine çoktan çıkmıştı. Rüzgâr siyah kapüşonunu savururken, o altı katlı uçurumun tam tepesinde, korkuluğun üzerinde çocukça bir rahatlıkla oturmuş dudaklarında rahatsız edici bir ritimle ıslık çalıyordu. Bacaklarını boşluğa doğru sarkıtmış, ayaklarını ritmik bir şekilde sallıyordu. Aşağıdaki metrelerce derinlik onun için sıradan bir kaldırım kenarı gibiydi.

Demir, adamın uyandığını fark edince ayaklarını boşlukta sallamayı durdurdu. Başını yavaşça adama doğru çevirdi. Yüzü, sokak lambalarının cılız ışığında belirdiğinde, dudaklarında ağır, yavaş ve tüyler ürpertici bir tebessüm kıvrıldı. Ne gözlerine ulaşan bir neşe vardı bu gülüşte ne de bir insani sıcaklık... Sadece yüksekliğin ve durumun tek hâkimi olmanın verdiği o soğukkanlı üstünlük vardı.

"Ah demek uyandın sonunda."

Korkuluktan inip adamın yanına doğru ilerledi.

"Lütfen..." dedi yerdeki adam doğrulmaya çalışırken. Sesi korkudan ve soğuktan titriyor, dişleri birbirine vuruyordu. "İstediğin her şeyi veririm. Para, şirketler, kasadaki belgeler... Yemin ederim kimseye tek bir kelime söylemem! Yeterki bana bişey yapma ! Hem ben ünlü bir iş adamıyım polis seni bulur eğer bana bişey yaparsan. Lütfen...."

"Polis senide arıyordu," dedi Demir. Sesi bir fısıltı kadar alçak ama bir bıçak gibi keskindi. "Aylardır bu fabrikanın alt katındaki o karanlık odada katlettiğin o masum kızın dosyasını rüşvetle sümen altı ettiğin için polis seni bir türlü bulamadı. Ama bak..."

Demir az önce oturduğu yüksek korkuluğun üzerinden aşağıya eğilerek, boşluğa doğru rahat bir bakış attı. Ardından tekrar adama döndü. "Adalet seni buldu."

"Özür dilerim!" Adam çamurlu betonda geriye doğru sürünmeye çalıştı, gözyaşları kanlı yüzünde izler bırakıyordu. "Yemin ederim pişmanım! Şeytana uydum... Yalvarırım, bir şans daha ver. Ben de insanım, bir ailem var!"

Demir, ağır adımlarla adamın etrafında daire çizerek yürüdü.Postallarının betonda çıkardığı tok sesle birlikte adam korkuyla sıçrıyordu.

"Ailen var demek..." dedi Demir, sesi eğlenir gibi bir tona bürünmüştü.

Demir, o rahatsız edici bir gülümsemeyle adama doğru birkaç adım attı ve eğilip adamın ıslak yakasını tek eliyle kavradı.

"Peki o kızın nesi vardı, biliyor musun? Bir geleceği vardı.... Hayalleri vardı... Tıpkı seninki gibi bir ailesi vardı."

Demir'in gülüşü bir anlığına bıçak gibi keskinleşti. "O gece tam burada, senin ayaklarının dibinde kanlar içinde yatarken... 'Lütfen yapma, ailem var' diye sana böyle yalvarmış mıydı?"

Adamın boğazından boğuk bir hıçkırık kaçtı. Gözlerini kaçırmaya çalıştı ama Demir yakasını biraz daha sıkarak onu kenara doğru sürükledi.

"Cevap ver," diye fısıldadı Demir, dudağının kenarındaki o ürpertici kıvrımla. "Sana yalvardığında yüzüne bakıp güldün mü, yoksa sadece çığlıklarını mı izledin?"

"Ben... ben istemedim..." dedi adam kekeleyerek. "Çok sarhoştum!"

Demir alaycı bir şekilde hafifçe kıkırdadı. O ses, adamın iliğini kemiğini dondurmaya yetti. "İnsanlar hata yapar ve özür diler, doğru. Ama sen bir hata yapmadın... Sen bir seçim yaptın. Şimdi de o seçimin faturasını ödeme vakti."

Demir adamı tek bir hamlede az önce ayaklarını salladığı o yüksek korkuluğun üzerine çıkardı. İkisi birlikte aşağıdaki derin boşluğa baktılar.

"Beni bırak!" diye haykırdı adam. "Lütfen bırak beni! Senin için her şeyi yaparım, emrinde köle olurum! Yalvarırım, hayatımı bağışla, her istediğini veririm!"

Demir durdu. Adamın dehşet dolu gözlerine baktı, yüzündeki o tüyler ürpertici gülümseme daha da derinleşti. Başını hafifçe sallayarak yumuşak, ikna edici bir tonla konuştu:

"Tamam," dedi Demir sakince. "Tamam, seni serbest bırakıyorum."

Adam bir anlığına kulaklarına inanamadı. Rahatlamanın verdiği o büyük dalgayla göğsü körük gibi kalkıp indi. Yüzünde beliren anlık ümitle, "Gerçekten mi?" diye fısıldadı. "Sağ ol... Gerçekten çok teşekkür—"

Sözünü tamamlayamadı. Demir, adamın yakasını tutan ellerini birden tamamen gevşetti ve parmaklarını geriye çekti.

Adamın tutunacak hiçbir şeyi kalmamıştı. Yer çekimi onu saniyeler içinde aşağıya çekerken yüzündeki o umut dolu ifade, yerini tarif edilemez bir dehşete bıraktı. Boşluğa düşerken attığı yırtıcı çığlık geceyi yardı.

Demir, korkuluğun kenarından aşağı kayıp giden adama doğru eğildi. Ellerini iki yana açtı, yüzündeki alaycı gülümsemeyle boşluğa doğru fısıldadı:

"Tüh... Elimden kaydı."

Birkaç saniye sonra aşağıdan gelen ağır ve tok bir çarpma sesi, çığlığı bıçak gibi kesti. Sonra yeniden sadece rüzgârın uğultusu kaldı.

Demir, cebinden mat ve simsiyah bir kağıttan yapılmış origami bir akrep çıkardı. Yavaşça eğilip onu çatının pervazına, tam adamın düştüğü hizada duran taşın üzerine bıraktı.

Merdivenlerden hızlı ve sessiz adımlarla aşağı indi. Binadan çıkıp ara sokağa adım attığında cebinden tek kullanımlık, iz sürülemeyen ucuz bir telefon çıkardı. Tuşlara basıp polisi aradı. Telefon açılır açılmaz sesini değiştirmeden, buz gibi bir tonla konuştu:

"Terk edilmiş eski dokuma fabrikası. İçeride bir ceset var. Lütfen adaleti geciktirmeyin."

Telefonu kapatır kapatmaz bataryasını söküp bir çöp konteynerine, cihazın kendisini ise birkaç sokak ötedeki kanalizasyon mazgalına attı dudaklarında yine o rahatsız edici ritim vardı . Ne arkasına baktı ne de olay yerinde vakit kaybetti; gecenin dumanlı gölgelerine karışıp gözden kayboldu.

İhbardan kısa süre sonra olay yerine ulaşan polis ekiplerinin siren sesleri sokağı inletti. Güvenlik şeridinin arkasındaki meraklı kalabalığın arasında, fırtınalı geceye meydan okurcasına duran bir siluet vardı.

Süveyda, yağmurluğunun kapüşonunu geriye attı. Sirenlerin kırmızı-mavi ışıkları karanlık yüzüne vururken tezat gözleri ortaya çıktı: Sağ gözü kahverengi , sol gözü ise karanlığın ortasında parlayan buzul mavisi.

Elindeki küçük defteri sıkıca kavradı. Polisler etrafı sarımsı güvenlik şeritleriyle çevirirken, kıdemli muhabirlerin ve polislerin onu olay yerinden uzaklaştıran ters bakışlarına aldırış etmedi. Henüz yolun başında bir gazeteciydi; kimse ona bilgi vermiyor, sorularını yanıtlamıyordu. Ama Süveyda'nın bilgiye ulaşmak için birilerinin konuşmasına ihtiyacı yoktu.

Parmak uçlarında yükselip olay yeri inceleme ekiplerinin fener ışıklarını takip etti. Bakışları yerdeki cansız bedene kilitlendi.

Atlatma bir haberin tam üzerindeydi. Polislerin ve gazetedeki kıdemlilerinin "tesadüf" deyip geçmeye çalıştığı bu cinayetlerin arkasındaki o karanlık imzayı bir tek o hissediyordu sanki. Süveyda kalemini defterine bastırarak hızlıca notlar almaya başladı.

Arkasında hiçbir parmak izi, kamera kaydı ya da tanık bırakmadan sırra kadem basan o gölge... Şehrin "Akrep" dediği infazcı, yine yapacağını yapmıştı.

Süveyda gözlerini o cesetin üzerinden ayırmadan defterini kapattı.Bu gece henüz bitmemiş her şey aslında yeni başlıyordu.

Bölüm sonu

12 yorum