İçeriğe geç

Kül Rengi Yalanlar

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Kül Rengi Yalanlar

Bölüm 2

Küllerin Altındaki Çocukluk

Kerem Karahan’ın o zifiri karanlık, insanı çırılçıplak bırakan bakışları altında odama yerleşeli birkaç saat olmuştu. Malikânenin üst katındaki bu oda, yüksek tavanları ve ağır kadife perdeleriyle beni adeta geçmişe, hiç hatırlamak istemediğim o eski günlere fırlatmıştı.

​Yatağın kenarına oturup dizlerimi kendime doğru çektim. Ne zaman korksam ya da köşeye sıkışsam hep aynı şeyi yapardım. Bu pozisyon, çocukluğumdan bana kalan savunmasız bir alışkanlıktı.

​Benim hikayem hiçbir zaman toz pembe olmamıştı. İnsanlar çocukluklarını düşündüklerinde akıllarına oyun parkları, bayram neşeleri veya sıcak aile sofraları gelirdi. Benim aklıma ise sadece bitmek bilmeyen kavgalar, dökülen gözyaşları ve o küçük yaşımda omuzlarıma binen ağır çaresizlik geliyordu. Küçücük bir çocukken, babamın iflas haberleriyle sarsılan evimizde saklanacak delik arardım. Annemin mutfakta gizli gizli ağlayışı, alacaklıların kapıya dayandığı o gürültülü geceler... O günlerde de tıpkı şimdiki gibi odamın kapısını kilitler, yatağın üzerinde büzülüp "Geçecek, büyüyeceğim ve her şeyi düzelteceğim," diye fısıldardım.

​Ama büyüklük, çocukken hayal ettiğim gibi bir kurtuluş getirmemişti. Tam aksine, hayat beni daha acımasızca sınamıştı. Annemi ve babamı üst üste kaybettiğim o karanlık yıllar, beni hayatta tamamen yapayalnız bırakmıştı. Şehir hayatının acımasız çarkları arasında tek başıma kalmıştım. Üniversiteyi binbir zorlukla bitirmiş, tutunmaya çalışmıştım ama ne zaman bir adım öne çıksam, hayat beni iki adım geriye itmişti. Güvendiğim insanların ihanetleri, ödenemeyen borçlar yüzünden evimden çıkarılışım...

​Geçmişim, üzerine basıp yürümeye çalıştığım ama her seferinde ayağımı kanatan kırık cam kırıklarıyla doluydu. İşte bu yüzden, Karahan Malikânesi ne kadar tekinsiz görünürse görünsün, geçmişimin getirdiği o yıkımın yanında bana bir sığınak gibi geliyordu. En azından buranın duvarları canlı değildi, canımı acıtamazdı.

​Ya da ben öyle sanıyordum.

​Pencereme vuran yağmur damlalarının sesiyle geçmişin tozlu hatıralarından sıyrıldım. Odanın içindeki sessizlik aniden bozulmuştu. Koridordan gelen çok hafif, neredeyse belirsiz bir adım sesi duydum.

​Yavaşça yataktan kalktım. Kalbim yine o tanıdık korku ritmiyle çarpmaya başlamıştı. Kapının altındaki boşluktan sızan ışık, dışarıda birinin gölgesiyle kesildi. Biri kapımın hemen önünde durmuş, bekliyordu.

​Cesaretimi toplayıp kapı kulbuna uzandım ve kapıyı yavaşça araladım. Koridor loştu ama merdivenlerin başında duran o tanıdık silüeti hemen tanıdım. Kerem Karahan, elinde bir kadeh içkiyle arkası bana dönük bir şekilde duruyordu.

​"Geçmişin yükünü taşımak zordur, değil mi Elif?" dedi, arkasını dönmeden. Sesi gecenin karanlığında yankılandı.

​Donakaldım. Benim odamda ne düşündüğümü, geçmişimi nasıl hatırladığımı biliyor gibiydi.

​Yavaşça bana doğru döndü. Gözlerindeki o tehlikeli ve çekici ışık, bu sefer her zamankinden daha yoğundu. "Bu malikâneye gelen herkes geçmişinden kaçtığını sanır. Ama bilmezler ki, bu duvarlar insanın kaçtığı ne varsa onu büyütür. Tıpkı senin yalanların gibi..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.