"Hadi uyu güzelim benim." İpek'in dünden beri ateşi inimiyordu. O uyumadığı için ben de uyuyamıyordum. Üstelik bu şekilde iş yapmak da çok zordu.Zorluklarla başladığım işden daha ilk haftadan kovulucakdım."Bu böyle olmayacak." Ne yapacağımı bilmiyordum. Her yerde olan korumaların bir tanesinden ilaç anlamalarını istemiştim ama burayı izinsiz terk ede bilmeyecekerin söylediler.Atalay beyi aramakdan başka çarem yoktu. Fazla dost canlısı olduğu söylenemez ama başka yapa bileceğim bir şey yokdu.Telefonumu güçlükle bulup Atalay beyi aradım. "Merhaba Atalay bey,rahatsız etdiğim için özür dilerim. Müsaitseniz bir şey söylemek istiyorum." Sonunda sözümü bitire bilmişdim. "Evet müsaitim söyle" Bir az kaba olduğunu söylemişmiydim?
"Atalay bey İpek hastalanmış, ateşi var ve inmiyor. Ben elimden geleni yapıyorum ama bir etki etmiyor. Acaba gelirken ilaç ala bilirmisiniz?"Bunları söylerken utancımdan şekilden- şekile girmişdim." İstesen kendin gide bilirsin izin veriyorum." Ama benim param yokdu ki. Tabi ki bunu ona söylemedim." Şey ben... Ben yolu tanımıyorum." Böyle bir yalan uydura bilmişdim."Tamam benim öğlen eve uğramam lazım,gelirken alırım." Sonunda. "Teşekkür ederim Atalay be-" Telefonu yüzüme kapatmıştı. Kaba şey. Şimdi o gelene kadar kızımı sakinleştirme lazım. Birkaç saat sonra kapı çaldı. Hemen kapıya koşdum ve açtım. Yine bir telefon görüşmesindeydi.Elindeki poşeti bana verip çalışma odasına gitti.Poşete bakdığımda içinde birden fazla ilaç olduğunu gördüm.Hepsi de bebekler içindi.Yüzümde bir gülümseme oluşdu. Kaba ve dost canlısı olmaya bilir ama o iyi bir adam. İpek uyanmış olmalı ki, ağlamaya başladı. Hemen yanına koştum.Az önce hazırladığım yemeğini ona yedirmeye başladım.O sırada Atalay beyin sesi ile irkildim. "Eğer ateşi inmezse hastaneye götürürüz." Bunları söylerken bizim yanımıza geldi. "Gerek yok bence." İpeyin oturduğu koltuğun yanına geldi,elini uzatıp İpeyin alınına koydup ateşini konturol etdi.Sonra da gelip benim yanıma oturdu. "Neden onu birisine bırakmıyorsun? Bu şekilde iş yapmak zor." Yüzüme buruk bir gülimseme yerleştirdim. "Onun benden başka kimsesi yok. Benim de ondan başka kimsem yok." Beklediği cevap bu değildi sanırım. "Ben özür dilerim. Öyle bilip-bilmeden konuşdum." Şey aslında benim de beklediğim cevap bu değildi.Böyle anlayışlı karşılaması beklemiyordum. "Peki eşin nerede." "Boşandık. O yurtdışında." Yine bir şey sormaya hazırlanıyordu ki,dayanamayıp hayat hikayemi anlatmaya başladım. "Bak. Ben 17 yaşındayken baban para için beni bir iş adamı sandığımız mafyaya satdı-" Yine sözümü kesdi lanet adam. "İsmi ne?" Duraksadım. "Kimin? Babamın mı?" Mafyanın ismini sormuş olamaz değil mi."Mafyanın" Kahr etsin, yanılmışsın.Babamın ismini ne yapsın.Niye istiyordu ki.Yine de söyledim . "Ali... Ali Çatlı" Bir şeyler düşünüyor, hatırlamaya çalışıyor gibiydi. "Tanıyorsun değil mi." Tanıyordu, kahr etsin ki tanıyordu. "Evet." Nedense bu benim hoşuma gitmedi.Onu nereden yanıyordu? Neden tanıyordu?Öyle bir adamla ne işi ola bilirdi ki? "Ee sonra ne oldu?" Gerçekten söylüyorum tek merak erdiği bu mu. Allah kahr etsin. O da... Evet Atalay da mafyaydı.Bula bula bunu mu buldum gerçekden. Aferim bana. Belki de onu Ali göndermiştir. "Allahım neyin içine düştüm ben." Sesli bir şekilde bunları söyleyerek ayağa kalktım. "Ne oluyor?" La havle. "Sen bir mafyasın ve ben bunu şimdi mi öğreniyorum?" Evet, böyle de açık sözlüyüm. "Akıllı kızsın." Bir az önce onun iyi bir adam olduğunu söylemiştim ya, işte sözümü geri alıyorum. "Özür dilerim ama... Yada özür falan dilemiyorum. Ben burada kalamam. Kalamam yani." Nasıl bunu bana söylemez ya. Tamam anne ola bilirim ama ben daha 22 yaşındayım ya." Gidemezsin." Sinirden kahkaha attım. "Öyle mi? Sebep." Bunları söylerken İpeyin ve kendi eşyalarımı topluyordum." Nerede kalıcaksın peki? Kimin var senin? Söylesene?" Birisi bana bu lanet adamı öldürmemem için bir sebep söylesin. "Pardon da sana ne? Asıl sen söyle daha 2 gündür tanıdığın bir kadınla nasıl böyle konuşa bilirsin? Kimsesiz ola bilirim, sen de mafya lideri ola bilirsin ama benimle böyle konuşamazsın." Nerede alkış. Ama çok iyi konuşmadım mı? "Ne yapacaksın?" Gülmeye başladım. Bu benim savunma mekanizmamdı. Ama bir az ürkütücü. "Gidiyorum dedim." "Ne yaparsın dedim!" "Senin sorularını cevaplamak zorunda değilim. Üstelik bana bağırma! Bu ne cüret?! Allah senin belanı versin lanet adam." Yemin ederim delircem. Şu an ne yaşıyorum ben. "Bir mafyayla nasıl bu kadar rahat konuşa biliyorsun.Seni burda öldürüp bahçeye gömsem bana kim engel ola bilir?" Birisi beni kurtarsın. Şimdi ben bunun ağızına...Tamam sakin ol, ya da olma. "Beni, bir anneyi öldürecek kadar şerefsiz ve karaktersizsin yapa bilirsin." Ya şerefsiz ve karaktersizse... İşte o zaman ayvayı yedin Semra.Tam bunları düşünürken kolumu tutdu. "Laflarına dikkat edeceksin küçük hanım." "Bırak beni. Allah seni kahr etsin be adam." Ve yine gülmeye başladım dikkatini dağıtmak için. "Ne tür bir psikopatsın sen-" Tam alay ederken karnına dizimi geçirdim.Acıyla inleyerek kendini koltuğa atdı.Bir az kendine geldikten sonra ayağa kalktı. "Şimdi uslu bir kız olup beni dinleyecekmisin." Elbetde ki hayır. "Huyum değil.Sana asla istediğini vermeyeceğim." "Sana katılacağım aklıma gelmezdi ama ben de. Şimdi beni dinlemelisin.Beni dinlemelisin Semra." Bir az garip hiss etdim. İlk defa bana ismimle seslendi. İlk ve son defa.
