Koşuyordum. Buradan kaçmam gerekiyordu ama nasıl yapacağımdan emin değilim. Sıkışıp kalmıştım bu hayata, onun yanına. Esirdim sanki bu zindan da.
Arkadaş, dost bildiklerim gardiyanım. Sevdiğim adam ecelim.
Ormandaydık. Kaçmıştım belli ki. Koşmalarımın sonu gelmiyordu. Dizlerimdeki derman tükenmişti. Ağlamamı durduramıyordum. Peşimden gelenlerin ayak seslerinin giderek yaklaşan ayak sesleri de pek yardımcı olmuyordu tabii.
Koşmaya devam ettim sonunun gelmeyeceğini sandığım bir yola. Hayatımız da böyle geçiyor muydu zaten. Bitmeyecek sandığımız anda bitiyordu. Korkuyordum. Hem de deli gibi korkuyordum.
Devam ettim. Gittikçe yaklaşıyorlardı. Biliyordum yolun sonuna gelmiştim. Biliyorum böyle bitmemeliydi ama seçimlerim beni bu yola, bugüne, bugünümüze getirmişti. Pişman olduğumu sanmıyordum ama keşkelerim elbette vardı.
Keşke onları duysaydım, keşke onları dinleseydim ve keşke onları anlamaya çalışsaydım. Bunlar bana pek çok ipucu verebilirdi ama bunları yapmamayı seçmiştim. Ki bu çok büyük bir hataydı.Evet, sonunda yolun sonuna gelmiştik.
Uçurum. Az ilerde beni bekliyordu.
Ve bir yırtıcı sesi duyuldu. Tam yanımda bir kurt duruyordu. Sivri dişleri ay ışığında parlıyordu. O gelse de ölecektim gelmese de. Ne farkı vardı ki. Ama o gelince ölmeyi tercih ederdim. En azından son bir kere sevdiğim adamı görmüş olurdum.
Eskiden sevdiğim adamı.
Hayvan üstüme gelmeye başladı. O geldikçe ben geriliyordum. Sanırım gerçekten sonum gelmişti. Sadece ayın ışığının olduğu bu ormanda karşımda bir kurt duruyordu. Aynı zamanda peşimde bir katil vardı. Kurt üstüme atlamaya hazırlandığında tekrar koşmaya başladım. En azından mücadele ederek ölecektim. Uçuruma doğru gidiyordum.
Kurtun arkamdaki sesi giderek yaklaştı. Üstüme atıldığında kaçmaya çalıştım ama faydasızdı, pençesini koluma geçirdiğinde ise çok geç. Kurtulmaya çalıştım. Bana bahşedildiğini söylediklerini güçlerimi çağırmaya çalıştım. Sözde ilahi gücü. Ama gelmedi. Ne gücüm ne de katilim gelmedi. Burada ölecektim. Üstümdeki kurttan kurtulmaya çalıştım ama imkansızdı. Güçlü değildim. Gerçekten ölecektim. O sırada sesinden bile sinirli olduğu belli olan adımları işittim.
Geldi. Beni kurtarmaya geldi. Beni öldürmeye geldi. Üstümdeki kurtun acıyla kıvrandığını gördüm. Bunu o yapıyor olmalıydı. Hayvanı hemen üstümden attım. Gerileyerek oradan uzaklaşıyordum. Ama varlığını tekrar hatırlattı. Tam arkamdaydı. Sıcak nefesini ensemde hissetmemle tüylerim diken diken oldu. Ah evet, şimdi ölecektim. Arkamda sesini duymayı bekliyordum ama boynumda hissettiğim dudaklarla içim titredi. Her zaman aynı şeyi yapıyordu. Yine beni kandıracaktı.
Sarıldı. Bana sımsıkı sarıldı. İlk defa doğru düzgün teni tenime değiyordu. Elimi saçında gezdirdim. Birbirimizin kokusunu içimize çektik. Onu çok özlemiştim. Birini daha önce hiç olmadığı kadar özlemiştim. Ama kaderimiz de ayrılık olduğu en başından belliydi. İkimiz de içler acısı bir durumdaydık.
Ve sonunda sesini duyduğumda ona döndüm, "Özür dilerim." gerçekten söyledikleri buydu. Bunlar duyduğum son sözlerdi. Ondan duyduğum son sözler… Gördüğüm son gözlerde onunkilerdi.
Beni itmesini bekledim. Bu bekleyiş o kadar uzun sürdü ki ben kendimi atmayı bile düşündüm. Biliyordum içinden düşündüklerini. buradan ikimiz beraber çıkamayacaktık. Karar vermeye çalışıyordu ya o ölecektim ya ben. Ve sonunda kararını vermişti.
Biliyordum beni itecekti. Onun ilk tercihi olmak gibi bir hayalim yoktu zaten. Olamayacağımı da biliyordum.
Çığlık atıyordum uçurumdan düşerken. Beni itmemişti. Beni seçmişti ama kaybeden yine bendim. Beni yine haksız çıkarmayı başarmıştı. Düşüyordu. Bense onu izliyordum. Sonu gelmeyecekmiş gibiydi.
Farkındaydım yine bir kabusun içinde olduğumun. Ama uyanamıyordum, her gün bu kabusu görmeme rağmen hâlâ çözememiştim nasıl kurtulacağımı. Hâlâ düşüyordu. Ama bu seferki farklıydı. Bu sefer beni seçmişti.
Kapının açılma sesiyle bilincim açıldı. Uyanacağımı biliyordum zaten çünkü her gün böyle uyanıyordum. O geliyordu, uyanmam için yalvarıyordu, af diliyordu benden, onu zorladıklarını, buna mecbur olduğunu söylüyordu. Bunlara inanmamı bekleyerek.
Oysa bilmiyordu onu duyduğumu. Ya da inkar ediyor kabullenemiyordu gerçekleri. Farkında olsa böyle konuşamaz içini dökemezdi. Günlerdir böyle sürüp gidiyordu bu.
Açamıyordum gözlerimi. İçimden yardım çığlıkları atmak gelse bile yapamıyordum. Güçsüzleşmiştim. O büyü topundan geriye bir hiç kalmıştı. Bunu o da biliyordu ve bundandı pişmanlığı.
Pişmanlıklarımız…
Devam ediyordu. Yaptıklarını anlatıyordu her şeyi -tüm ayrıntılarıyla- anlatıyordu. Bunu burada bu şekilde konuşmasının güvenli olmadığını biliyordum. O da biliyordu, buna rağmen devam ediyordu sanki bir şeyleri ispatlamaya çalışır gibi. Duymadığımı varsaydığını kalıbımı basardım.
Dinlemek istemiyordum. Bu halini işitmek bu kadar beterken onu görmediğime şükredecek haldeydim gerçekten. Bilmek istemiyordum sırlarını, acılarını.Ama o konuşmaya devam ediyordu bense dinlemeye. Böyle sürüp gidecekti. Belki sonsuza kadar ya da ben ölünceye.
Ama bugün farklıydı, kabusum ise bunun habercisi. Bunu artık biliyordum. Beni seçmişti. İlk defa beni seçmişti.