İçeriğe geç

Kuklacı

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Kuklacı

Bölüm 3

Bölüm 2: Kaos ve keder eşliğinde ortaya çıkan

Yanık kokusunun eşliğinde yüzümü gıdıklayan sıcak ateşten dolayı uyandım. Gözlerimi açmak başta zor geldi, yüksek sıcaklıklar benim için normaldi ve kötü birşey olmuş olabileceğini düşünmedim bile. Ta ki uzaklardan gelen çığlıklar duymaya başlayana dek.

Gözlerim kendiliğinden açıldı ve yatağımdan fırladım. Odamı sarmış kızgın ateş felaketin habercisiydi. Yanmış et kokusu ağırlaşmış, içimi korku ve endişeyle kaplamıştı. Koşarak dışarıya çıktım. Dışarıdaki manzara evimin içindekinden daha korkutucu ve endişe vericiydi. Kulübemin önündeki Begonvillerden geriye kuru otlar, evimden ve diğer evlerden geriye odun kömürü kalmıştı. İnsanlar küle dönüşmüş, kızgın alev hepsini bir bir yutmuştu. Kasabadan geriye Hiçbir şey kalmamıştı.

Tüm köyü sarmış alevlerin arasında, gölgesi kadar siyah olan bir silüet gördüm. Ateşten Hiçbir şekilde etkinlenmiyordu. Duruşu garipti; kalçasını iki ayağının arasına almış, zebani gibi duruyordu ortada. Yaklaştıkça yavaş yavaş fark etmeye başladım, ne olduğunu.

Beynimden vurulmuşa döndüm. Zebaniden hallice yaratığın elleri ve ağzı kan içindeydi. Elinde, burda ölen insanlardan birinin artık küle dönmüş bacağı vardı ve bu kaosu kimin başlattığını belki de öyle öğrendim.

Gözlerimden yaşlar boşanırken, tüm bunların bir rüya olduğuna inandırmaya çalıştım kendimi. Yaratık elindeki cesedi bir kenara fırlatmış, sivri pençemsi elleriyle bana yaklaşıp onları göğsüme saplamış bana bunun bir rüya olmadığını fısıldarmış gibi vücudumu delik deşik ederken, tüm bedenimi kaplayan keder ve üzüntü nefrete ve intikam isteğine dönüştü.

Saçım kan kırmızısına döndü, gözlerim bembeyaz parladı. Nefretle, intikam ateşiyle cayır cayır yandı gözlerim.

Yaratığın ateşten kolunu sıkıca kavradım ve elini göğsümden sertçe çıkarıverdim. Elimdeki gümüş yüzüğü çıkardım ve düşmemesi için ağzıma aldım.

Yüzüğü çıkarmamla berber, vücudumdaki tüm yaralar iyileşmeye başladı. Havaya sıçradım ve yaratığın kafasına ayaklarımla sert bir darbe indirdim.

Yaratık pençelerini göğsüme geçirdikçe ben çıkarıyor, kendimi iyileştiriyordum. Her darbede, her vuruşta gücünü kaybeden varlık her seferinde daha derine sokuyordu elini. Her seferinde daha kuvvetli, daha hızlı. Yaptıkları boşunaydı ama, çabası boşunaydı. Gözü öfkeden kör olmuş benim karşımda hiçbir şansı yoktu.

Birkaç saniye içinde küle dönüştü. Dizlerimin üzerine çöktüm, ağzımdaki yüzüğü çıkarıp elime geri takarken tüm bedenim titriyordu. Hıçkırıklar eşliğinde ağlamam bir feryada dönüşmüş, her gözyaşının ardından kan da dökülmeye başlamıştı. Kan ağladım, saatlerce.

Yağmur yavaş yavaş ateşi söndürmeye başlarken kasaba yanık et kokusundan geçilmez olmuştu. Islak toprağın, ateşin, yağmurun, etin kokusu sarmıştı etrafımı. Oysa bir gün önce Begonvillerin, orkidelerin ve lilyumların tazeleyici kokusuyla doluydu buralar.

Ayağa kalkıp sendeleye sendeleye yürümeye başladım. Her adımım kil haline gelmiş çamura batıyor ve orda sonsuza kadar kalma isteğimi arttırıyordu. Ah ama...sevdiklerimin mezarının yanında kalma fikri ne güzel bir fikirdi!

Ne yazık, kaderin benim için başka planları vardı. Orda biraz daha durursam, sadece insanlar ve Begonvillerim yok olmazdı. Hava, su, toprak...hepsi bozulurdu. Hepsi kaosa sürüklenirdi, yaşam bu topraklardan sürülürdü.

Bu yedinci kasabamdı. Yedinci evim. Onun da küllere karışmasını izlemek acı vericiydi.

Bu laneti gittiğim heryere götürmek acı vericiydi. Kendimi toplumdan izole etmeye çalıştım ama bir şekilde bu Lanet birini buluyordu.

Ben olmasam hayat ne güzel olurdu... Bu kadar insan benim yüzümden ölmeseydi keşke.

Köylüler ve kasaba halkı bu gücümü tanrının bir lütfu olarak görüyordu. Bu güç, kuklacının bana bahşettiği gücü, verimliydi. Bu güç bana hem fiziksel güç hem de stratejik zeka veriyordu. Benim sayemde avlarda tek bir kayıp bile yaşanmamıştı, insanlar benden yardım istiyordu, onlara fiziksel gücümü ödünç veriyordum ve işler kolayca bitiyordu.

Bu yüzden köylüler bu gücü kendileri için bir lütuf olarak gördüler.

Ancak lütuf dedikleri bu güç en sonunda kendilerinin mezarını kazmıştı.

Ne acı...kutsandıklarını sanmışken lanetlenmiş olduklarını öğrenmeleri.

Elimdeki gümüş yüzüğün orda olup olmadığını kontrol ettim, kasabadan ayrılırken. Geride hiçbir özür ve teşekkür bırakmadım. Onları öldürmüştüm. Ve bir katil öldürdüğünden ne özür diler ne de ona teşekkür eder.

Ben bir katilim. Akıl almaz bir tanrının gücüne sahip yenilmez bir katilim.

Ben, Vhesper, ya da gerçek adımı tercih ederseniz no9; bir tanrının yarattığı, ancak cennetten kovulup cehennemin kendisi olmaya gönderilmiş bir yaratığım.

Ben şeytanın ta kendisiyim.

Devam edecek...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.