Quentin Akademisi
- Should I Stay or Should I Go - / - The Clash -
Samantha Lively...
Yeni okuluma doğru yola çıkmıştık ama daha çok bir yetimhane gibiydi. Size sanki aileniz yokmuş gibi davranılıyordu.Tabi bu sadece ilk iki dönem için geçerliydi. Ailelerle görülmememizi isteme nedenleri okulun kurallarına alışmamızdı.Elimdeki gri, sol gözü kaybolduğu için orijinalinden farklı olarak mavi düğmeli.Tüylerinin belli kısımları çoğunluğa göre daha koyu olan oyuncak kedim ile dertleşiyordum.
Gideceğim okul Almanya'nın Frankfurt şehrindeki Quentin Akademisiydi.Akademiye her ülkeden insan geliyordu.Akademiye gelmenin bir yaşı yoktu, güçlerimiz ne zaman ortaya çıkarsa o zaman bu akademiye gelmek zorundaydık.Güçler demişken, evet bazı çocuklara özel çocuk deniliyordu.Belli bir yaştan sonra kendilerine göre güçleri ortaya çıkıyordu.
Ben 16 yaşındaydım ve gideceğim okula 5 ile 22 yaş arası insan vardı. Güçlerim 15 yaş doğum günümden iki, üç ay sonra ortaya çıktı.Anneminde güçleri vardı. Ben babam gibi normal bir yaşam sürmek ve eski okulumdan ayrılmak istemiyordum. Annem bu önyargılarımdan dolayı durmadan okulun iyi yönlerinden bahsediyordu.
Annemin gücü yer çekimini kontrol etmekti. Belli bir maddeye odaklandığında o maddeyi hareket ettirebiliyordu.Ben ise gücümü hala tam öğrenememiştim. Bazen istemsiz bir şekilde başka yerlere ışınlanıyor, bazen uyandığımda kendimi yatağın üstünde uçarken buluyordum.Bir ara koltukta oturmuş televizyon izlerken elim tutuşmuştu. Babam fark etmeseydi kötü şeyler olabilirdi çünkü kendi güçlerim bana etki etmiyordu.
3 gündür yoldaydık.Ben aslında Manchester'da yaşıyordum.Dediğim gibi, gideceğim okula farklı ülkelerden çocuklar geliyordu. Annem ve babam önde birbirleri ile konuşurken ben arkadaki krem rengi deri koltuklara uzanmış oyuncak kedi ile oynuyordum. Babam bu küçük arabayı 4 günlük kiralamıştı.
Sıkıntıyla sağa sola dönerken çantama uzanıp kulaklıklarımı aldım.Şarkı listenden Should I Stay or Should I Go isimli şarkıyı açıp dinlemeye başladım.
Kaç saat sürdüğünü bilmiyordum ama uyandığımda okula varmamıza ortalama sadece 15 dakika vardı. Hızlıca dağıttığım eşyalarımı topladım.Akademinin kapısının önüne gelince nedense içimde bir ürperti oluşmuştu.Küçük mavi arabadan indiğimde rüzgar yüzünden dağılmış saçlarım önüme geliyordu.Babam ile arabanın bagajına doğru ilerleyip eşyalarımı topladık.
Akademinin kocaman demirden üzerinde işlemeleri olan bir bahçe kapısı vardı. Kapıların yanındaki görevliler bizim için kapıları açtı ve tekrar yerlerine döndüler. Bu şekilde suratsız bir karşılama canımı sıkmıştı ama daha sonra işlerinin bu olduğunu düşündüğüm için tekrar yola koyuldum. Binanın dışı kadar içinde bir o kadar büyüktü. Kocaman bina bir şatoyu andırıyordu. Yavaş adımlarla bahçede yürümeye başladık. Etrafta 6-7 yaşlarındaki çocuklar oyun oynuyordu. Bu görüntü yüzümde bir gülümseme oluşmasına neden oldu. Okul kapısına vardığımızda kapıyı hizmetliler aralayıp girmemiz için bekledi. Kendimi bir kraliyet filminde gibi hissetmiştim, "Sana burada bir prenses gibi davranılacak." annem sanki düşüncelerimi okuyormuş gibi bana karşılık verdi. Danışmanın olduğu bölüme vardığımızda ben kenardaki koltuklara oturmuş annemlerin görüşmesini bitirmelerini bekliyordum.
Annem yanıma bir anahtar ve bir harita ile geri döndü. "Bu haritadan kendi odanı bulabilirsin ve işte bu da yeni odanın anahtarı." dedikten sonra anahtarı ve haritayı elime sıkıştırdı. Babam bana dönüp "Şimdi bizim ufak bir görüşmemiz var ama daha sonra seni odanda görmek için geleceğiz merak etme." başımla onayladıktan sonra bana doğru uzanıp beni kollarının arasına aldı. Daha sonra annemde sarılıp yanaklarıma öpücükler kondurdu.
Merdivenlere doğru yöneldiğimde annemlerde müdürün odasına girmişti. Müdürümüzün bir bayan mı yoksa bir adam mı olduğunu bilmiyordum. Merdivenleri çıkarken elimdeki haritayı kurcalıyordum. Sonunda oda kapısının önüne geldiğimde cebimden anahtarımı çıkarıp deliğe taktım. Oda tahminimden çok daha büyüktü ve ikiye ayrılmıştı. Odaya girdiğimde eşyalarımın bulunduğu kutuların çoktan yerleştirildiğini fark ettim. Fakat dikkatimi çeken şey bu değildi. Kalacağım odada iki yatak vardı ve kimse bana bu odalarda iki kişi kalacağını söylememişti! Kendi kendime atarlanırken odadaki diğer yatağın olduğu bölümdeki paravanın arkasından benden 1-2 yaş büyük duran kızıl saçlı bir kız çıktı. Üzerinde siyah bir tişört ve altında açık mavi kot şortu vardı. Kız beni fark ettiğinde dalgın yüz ifadesi ciddileşti. Kız yanıma vardığında nedense içimde bir ürperti oluşmuştu sanki bütün sinirlerim harekete geçmiş gibi diken diken olmuştum.
Kız beni baştan aşağı süzdükten sonra konuşmaya başladı "Selam, ben Tasha Fowler." cümlesini bitirdikten sonra sıkmam için elini uzattı. Fazla ciddi ve kendinden emin bir tavrı vardı ama elininin hala boşta kaldığını fark ettiğimde aceleyle elimi uzattım. Kız küçük bir kıkırtıyla konuşmaya devam etti "Sen Samantha olmalısın!" birkaç saniye önceki tavrından eser yoktu. Artık tamamen arkadaş canlısı bir ses tonu kullanıyordu. Bunun gerildiğimi fark ettiğinden kaynaklı olduğunu düşünsemde çok üzerinde durmadım. Tasha'nın dediğini başımla onayladıktan sonra konuşmaya başladım "Evet, ben Samantha Lively fakat sen bunu nereden biliyorsun?" kız tekrar kıkırdadıktan sonra bana döndü. "Müdire hanım birkaç gün önce geleceğinin haberini verdi ama sadece adını biliyorum. Hadi kendini tanıt nereden geldin, kaç yaşındasın gibi basit sorularmı cevapla işte!" ardından beni bileğimden çekip bana ait olduğunu düşündüğüm yatağa oturttu.
Kızı incelediğimde yüzünün çoğunluğunu çillerinin kapladığını fark ettim.kızıl saçları özgürce aşğılara doğru sanki maşa yapmış gibi lüleleniyordu. Yanakları makyaj yapmış gibi pembeydi ama doğal hali gibi görünüyordu çünkü ben gelmeden yüzünü yıkadığı ön saçlarının ıslak olmasından anlaşılıyordu. Şekilli küçük bir burnu vardı. Kendi gözlerime kısık ve küçük derdim ama bu kızın gözleri aynı bir tilkiyi andırıyordu. Onu incelediğimi fark etmiş olacakki hafifçe öksürdü, bu hareketine karşılık çok özür dileyip kendimi tanıtmaya başladım "Ben Samantha Lively, 16 yaşındayım ve Manchester'da yaşıyordum." dedim. "Neden geçmiş zaman eki koydun hala orada yaşıyorsun zaten! Yoksa ailen okulundan dolayı buraya mı taşındı?" başımı olumsuz anlamda salladım "Sadece artık bu okulda kalacağım için eve çok dönmeyeceğim." ellerimle kendi ellerini birleştirip bana güven vermek ister gibi baktı.
Kısa bir süre sonra kapı çaldı ve içeriye kız öğrenciler akın etmeye başladı. Tasha hepsini durdurmak için yanımdan kalktı. Ortalık sakinleşince insanlarla tanışmaya başladım. Sıranın başında olan ve fazla hiperaktif kıza döndü bakışlarım. Kızın toz pembe saçları beline geliyordu ve mavi gözleri ışıltıyla parlıyordu. Kıza elimi uzattığımda hızla elimi yakaladı ve kendini tanıttı "Selam! Ben Amy Roth, 16 yaşındayım ama bu yıl 17 olacağım! Gücüm ışıkları kontrol etmek, bu bazen sorun olabiliyor ama genellikle neşeliyimdir!" bu odanın gidip gelen ışıklarını açıklıyordu. Ona hafif bir tebessüm sergilediğimde o da bana karşılık verdi ve sıradaki kişiye geçtim.
Sıradaki kızın simsiyah saçları ve neredeyse aynı renkte koyu mavi gözleri vardı. Fakat ten rengi anlattıklarıma zıtlık oluşturacak şekilde bembeyazdı. Kıza selam vermek için eğildiğimde o da bana aynı şekilde karşılık verdi. "Yeni kız sensin demek. Ben Yoko Sullivan. Evet ismimden anlaşılıyor ben Japon'um." tekrar gülümsediğin de ona karşılık verdim. Tatlı bir kıza benziyordu.
Yandaki kıza yaklaştığımda Amy ve Yoko'ya göre daha soğuk görünüyordu. Yoko yüzünden burada olduğunu anlamıştım. Başımla selam verdiğimde kız hemen konuşmaya başladı "Selam, Luna Austin ben. Tanıştığıma memnun oldum." ardından bana elini uzattı. Ona karşılık vererek elini sıktım. Eli dış görünüşüne göre tamamen zıt bir sıcaklıktaydı.Yeşil saçlarının arasındaki turuncu tutamlar ona ayrı bir hava katıyordu ama görünüşünü fazlasıyla beğenmiştim.Benden bir yaş falan daha büyük olabilirdi.
Diğer kızlarlada tanıştıktan sonra oda sakinleşmişti. Tasha eşyalarımı yerleştirmemde yardımcı oldu.Ardından yemek saati geldiği için yemekhaneye indik. Yemekte tavuk vardı. Tavuk ve salata aldıktan sonra masadaki yerlerimize oturduk.Bayan Agatha -Yani isminin bu olduğunu düşündüğüm müdürümüz- eline bir bardak ve tatlı kaşığı alarak dikkatleri üzerine çekti. Duruşunu dikleştirip konuşmaya başladı "Yeni dönemimizde sizi Quentin Akademisinde okutmaktan ve başarılı bir birey olarak yetiştirmekten onur duyarız! Başlayabilirsiniz." sözleri son bulduktan sonra yemeğe başlamıştık.



