🦢 Kuğu Prensesi
8. Bölüm — Damian
> “Savaşın bitmesini istiyordum; ama asıl korktuğum şey, savaş bittikten sonra Amelia'dan uzak kalmaktı.”
Savaşın ne zaman başladığını anlamak kolaydı; gökyüzünün renginden, sarayın koridorlarında artan askerlerden, konsey üyelerinin sabaha kadar süren toplantılarından ve herkesin sesini alçaltarak konuşmasından anlayabilirdiniz. Ama ne zaman biteceğini kimse bilmiyordu. En azından birkaç gün öncesine kadar böyleydi. Çünkü artık biliyordum ki bu savaşın bizim hikâyemizin merkezinde olmasına izin vermeyecektim. Bu hikâyenin merkezinde savaş değil, Amelia vardı ve bunu kendime itiraf etmek hoşuma gitmese de durum buydu. Kuzey sınırındaki saldırıların ardından birliklerimiz hızlıca harekete geçti ve birkaç gün içinde saldırganların geri çekildiği haberi geldi. Karanlık büyünün izleri hâlâ araştırılıyordu ama sınır güvenli hâle gelmişti. Krallıklar arasında büyük bir savaş çıkmamış, yalnızca kısa süren çatışmalar yaşanmıştı. Açıkçası bu benim için fazlasıyla iyi bir sonuçtu. Çünkü her geçen gün Amelia'yı daha fazla düşünüyordum ve savaşın ortasında onun başına bir şey gelmesi ihtimali beni tahmin ettiğimden çok daha fazla rahatsız ediyordu. Sabah sarayın avlusuna çıktığımda onu gördüm. Elinde bir kitap vardı ve merdivenlerin kenarında oturmuştu. Üzerinde yine beyaz vardı. Artık onu beyazlar içinde görmek şaşırtıcı gelmiyordu. Hatta onu başka bir renkte düşünmek garip gelmeye başlamıştı. Yanına doğru yürüdüm. “Günaydın, Kuğu Prensesi.” Kitaptan başını kaldırmadan cevap verdi. “Günaydın, Kötü Çocuk.” “Savaş bitti.” “Biliyorum.” “Hiç mutlu görünmüyorsun.” “Mutluyum.” “Belli değil.” Kitabı kapattı ve bana baktı. “Sen de çok mutlu görünmüyorsun.” “Ben gayet mutluyum.” “Yalan.” “Bunu nereden çıkardın?” “Yüzünden.” “Yüzümü okuyabildiğini söylemiştin.” “Evet.” “O zaman ne düşündüğümü de biliyorsun.” Amelia birkaç saniye sustu. “Bilmiyorum.” “İşte.” Yanına oturdum. Bir süre ikimiz de konuşmadık. Bu sessizlik garip değildi. İlk kez birbirimizin yanında sessiz kalmak rahatsız etmiyordu. “Savaşın bu kadar çabuk bitmesini beklemiyordum,” dedi sonunda. “Ben de.” “Sence gerçekten bitti mi?” “Bu saldırı için evet.” “Ama?” “Ama bunun bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.” Amelia bana baktı. “Yine gizemli konuşuyorsun.” “Alış.” “Alışmak istemiyorum.” “Çok geç.” Gülümsedi. Ben de ona baktım. Birkaç saniye sonra gözlerini kaçırdı. “Bana neden sürekli Kuğu Prensesi diyorsun?” “Çünkü sana yakışıyor.” “Başka bir sebep?” “Yok.” “Yalan.” “Belki.” “Damian.” “Amelia.” “Ciddiyim.” Ben de birkaç saniye sustum. “Çünkü seni ilk gördüğümde beyazların içinde bir kuğu gibi görünüyordun.” Amelia'nın yüzünde küçük bir şaşkınlık belirdi. “Bu... beklediğimden daha normal bir cevap.” “Hayal kırıklığına mı uğradın?” “Biraz.” “Daha romantik bir şey mi bekliyordun?” Gözlerini büyüttü. “Hayır!” Güldüm. “Yüzün öyle söylemiyor.” “Kendine güvenini gerçekten azaltman gerekiyor.” “Bence artırmalıyım.” “Neden?” “Çünkü sen hâlâ benimle konuşuyorsun.” Amelia bir an sustu. Sonra kitabıyla omzuma hafifçe vurdu. “Kibirli.” Kitabı elimden aldım. “Ne okuyorsun?” “Sana ne?” “Merak ettim.” “Sen kitap okumazsın.” “Bunu nereden biliyorsun?” “Sana bakınca belli.” “Bu nasıl bir mantık?” “Bilmiyorum.” “O zaman kitabı ver.” “Hayır.” Kitabı geri almaya çalışırken elimizi aynı anda kitaba uzattık. Bir an parmaklarımız birbirine değdi. İkimiz de durduk. Amelia elini hemen çekti. Ben de kitabı bıraktım. Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık. Sonra Amelia yüzünü başka yöne çevirdi. “Saçmalıyorsun.” “Ben hiçbir şey yapmadım.” “Yaptın.” “Ne yaptım?” “Bilmiyorum.” “O zaman suçsuzum.” Amelia gözlerini devirdi ama bu kez gülüyordu. İşte o an, savaşın gerçekten bitmesini istediğimi anladım. Çünkü savaş bittiğinde saray yeniden normale dönecekti. İnsanlar yeniden davetler düzenleyecek, konsey toplantıları azalacak, muhafızlar geri çekilecek ve herkes kendi hayatına dönecekti. Ama ben Amelia'nın hayatımdan çıkmasını istemiyordum. Bu düşünce beni birkaç saniyeliğine susturdu. Çünkü henüz onu tanıyalı çok kısa zaman olmuştu. Buna rağmen onunla konuşmaya alışmıştım. Sesini duymaya, bana kızmasına, bana Kibirli demesine, benim ona Kuğu Prensesi dememe alışmıştım. Daha kötüsü, onun gülümsemesini görmek hoşuma gidiyordu. “Ne oldu?” diye sordu. “Hiç.” “Yine düşünüyorsun.” “Evet.” “Neyi?” Ona baktım. “Seni.” Amelia'nın gözleri büyüdü. Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra hemen ekledim: “Ne kadar sinir bozucu olduğunu.” Yüzündeki şaşkınlık kayboldu ve bana kitapla vurdu. “Kötü Çocuk.” Gülmeye başladım. “İşte şimdi tanıdığım Amelia geri geldi.” O da istemeden güldü. Ve o an, savaşın bizim hikâyemizde yalnızca kısa bir bölüm olmasını istedim. Çünkü benim asıl merak ettiğim şey savaşın sonunda kimin kazanacağı değildi. Amelia Valerian'ın kalbinde bana ne kadar yer açılacağıydı.