Mete, Ordu'nun yeşillikleri içinde büyüyen, mütevazı ve muhafazakar bir ailenin çocuğuydu. Babası bir balıkçı, annesi ise ev hanımıydı. Üniversite sınavında başarılı olmuş ve İstanbul'daki prestijli bir üniversitenin yazılım mühendisliği bölümünü kazanmıştı. Büyük şehirde yeni bir hayat onu bekliyordu, ama bu hayatın neler getireceğinden habersizdi.
İstanbul'a geldiği ilk günlerde, şehir onu hem büyülemiş hem de ürkütmüştü. Kalabalık caddeler, ışıl ışıl binalar ve her köşe başında farklı bir kültür... Kendini bu kargaşanın içinde kaybolmuş hissederken, üniversitedeki arkadaşlarıyla tanışmış ve yavaş yavaş adapte olmaya başlamıştı.
Bir akşam, yurt odasında arkadaşlarıyla sohbet ederken, konu arkadaşlık uygulamalarına geldi. Mete, bu tür uygulamalara hiç ilgi duymamış, hatta çoğu zaman yanlış ve tehlikeli bulmuştu. Ancak arkadaşlarının ısrarları ve merakı onu bu konudaki düşüncelerini bir kenara bırakıp, bir deneme yapmaya yöneltti.
"Haydi Mete, sen de indir şu uygulamayı. Hem eğleniriz hem de belki yeni insanlarla tanışırsın," dedi Tolga, göz kırparak.
Mete, içindeki tereddüte rağmen, arkadaşlarının baskısına boyun eğdi ve telefonuna popüler bir arkadaşlık uygulamasını indirdi. Profilini oluştururken kendini garip hissetti, ancak bir yandan da merak ediyordu. Uygulamayı açtıktan kısa bir süre sonra, ekrana gelen bir bildirimle irkildi: Asude adında bir kadınla eşleşmişti.
Asude, profil fotoğrafında zarif ve sofistike bir kadın olarak görünüyordu. 38 yaşında olduğunu ve moda sektöründe çalıştığını belirten kısa bir biyografisi vardı. Mete'nin yaşadığı kültür şoku büyüktü; muhafazakar ailesi ve Ordu'nun huzurlu ortamından sonra, İstanbul'da karşılaştığı bu kadın, bambaşka bir dünyayı temsil ediyordu.
İlk mesaj Asude'den geldi: "Merhaba Mete, nasılsın?"
Mete, mesajı okurken içindeki karışık duygularla baş etmeye çalışıyordu. Yanıt verdi: "Merhaba Asude Hanım, iyiyim teşekkürler. Siz nasılsınız?"
Asude'nin yanıtı hemen geldi: "Bana Asude diyebilirsin. Neler yapıyorsun İstanbul'da?"
Bu basit sorularla başlayan konuşma, günler boyunca devam etti. Mete, Asude'nin dünya görüşü, deneyimleri ve hayata bakışı karşısında büyülenmişti. Asude ise Mete'nin masumiyeti, sınırları ve kararlı duruşu karşısında şaşkındı. Bu karşıtlık, onları birbirine daha da yakınlaştırdı.
Bir akşam, Asude, Mete'yi bir kafede buluşmaya davet etti. Mete, bu teklif karşısında heyecanlı ve tedirgindi, ama reddedemedi. Buluşma günü, şehrin hareketliliği içinde kendini kaybolmuş hissederken, Asude'nin söylediği kafeye doğru yola çıktı.
Kafeye girdiğinde, Asude'yi hemen fark etti. Asude, zarif bir şekilde giyinmiş, elinde bir kitapla onu bekliyordu. Mete, biraz utangaç ama merakla Asude'nin yanına yaklaştı.
"Merhaba Asude," dedi Mete, gülümseyerek.
Asude, gözlerinde hafif bir parıltıyla başını kaldırdı. "Merhaba Mete, otur lütfen."
İkili, kahvelerini yudumlayarak derin bir sohbete daldılar. Asude'nin gözlerindeki hüzün ve yorgunluk, Mete'nin içindeki merak ve heyecanla karışıyordu. Asude, yaşamın tüm zevklerini tatmış ve artık hiçbir şeyden keyif alamaz hale gelmişti. Mete ise hayatı yeni keşfetmeye başlayan genç bir delikanlıydı.
Buluşma sonunda, Asude, Mete'ye bir sır vermek istediğini söyledi. "Sana anlatmam gereken bir şey var," dedi Asude, gözleri ciddi bir ifadeyle bakarken. "Bu ilişkiyi sürdürebilmemiz için bilmen gereken bir şey..."
Mete, merak ve korkuyla Asude'ye bakarken, kalbi hızla atmaya başladı. Asude'nin gözlerindeki derinlik, bir an için bütün dünyasını sarsacak bir sırrın habercisi gibiydi.
Asude, derin bir nefes aldı ve sözlerini bitirdi: "Geçmişimde öyle bir şey var ki, bunu bilmeden benimle devam etmek istemeyebilirsin. Ama sana her şeyi anlatmaya hazırım..."
Mete'nin kafasında yüzlerce soru dolaşırken, Asude'nin sırlarını öğrenmek için duyduğu merak, onu bu ilişkinin karanlık ve gizemli dünyasına doğru çekiyordu.
devam edecek…
