Karanlığın çöktüğü vakitten yararlanarak, çok büyük bir aydınlığa sebep olmak iyi bir fikir midir? Bu aydınlık bir ateşin aydınlığı olsa bile mi... Sevdiğin birisinin gidişine sigara yakmak ateşi yerinde kullanmak mıdır? Yanan, sigaranın ucu mudur yoksa onun gidişine duyulan dert mi?
Ben bilmem aşkı, birisini yanındayken özlemeyi. Gülesim gelir, bilirim insanların ne denli pislik olabileceklerini. Sokakta gördüğüm bir kedi yavrusuna anlık olarak beslediğim o sıcak duygulardan daha yoğun olabilir mi bir insan evladını sevebilmek? İmkansız diye düşünmeme rağmen gece uyumadan önce inatla kurduğum o hayallerden daha uçuk olabilir mi uykumu dağıtacak birisini düşünmek? Sıcak ama kavurmayan, merhamet eden bir yaz günü doyasıya eğlendikten sonra eve geldiğim o yorgunluktan daha mı iyi hissettirir sevdiğimle yemeğe çıkmak? Sahi ben bunları rastgele tanıştığım ve hayatıma katmayı seçtiğim o dostlarla da yaparım ya! Hak eder mi bir insan, bana verdiklerini ben başkalarında da bulurken aşkı sadece ona bağlamamı? Yediğim yemeğin tadını damağımda bırakmıyorsa, gittiğim lunaparka daha eğlenceli bir alet eklemiyorsa, izlediğim filmin senaryosunu değiştirmiyorsa benim sevgimi ne yüceltiyor da ismi aşk oluyor?
Belki ben anlamam aşktan belki benzetmelerim yanlış, belki başka örneklerle süslersem sevgim daha da güzelleşir de aşk olur. Ama normal olanı kafamda süsleyeceksem, bir hayâl bir yalan olmaz mı aşk; ben anlam yükleyeceksem ama o kendiliğinden daha şatafatlı olmayacaksa?
Sinirliyim şuan. Gecenin üçü olmuş ben hâlâ uyanığım. Telefonuma bakmayı da sevmem, eğlendirmez beni. Şu saatte neler düşündüğüme bak! Madem bu kadar anlamsız, neden düşünmekten uyuyamıyorum hislerin en yoğunu nedir diye? Anlamsız olmasını mı istiyorum yoksa sadece? Yetmezmiş gibi bir yabancının eski fotoğrafı eklendi düşüncelerime.
Kahverengi vintage bir fotoğraftaki Fransızları düşünmek aklımıza aynı görseli getiriyor bence. Kafasında şapkası, boynunda atkısı, önünde bir cadde ve belki yoldan geçen bir araba. Fotoğrafa yan dönmüş o Fransa'ya bakıyor biz de ona, elinde de ya fotoğraf makinesi ya kahve...
Öyle hissettiriyor şuan bana hayat.
1+1 bir apartman dairesinde süs diye rafımda plaklar dururken telefonumdan şarkı açmışım, duvarımda bir sarmaşık, hayatın filtresi sarı ama karanlık. Ev kahve kokuyor, dışarıda soğuktan montla gezmişim de eve gelince ince bir atletle oturuyorum sanki. Küçük balkondan soluma baksam Eyfel'i görecekmişim, Paris'teyim.
Öyle hissettiriyor şuan bana hayat.
Eve girmeden önce üç basamaklı merdivenimde yatan kediyi sevmişim de eve gelince kedim kıskanmış benden kaçmış, başka işim yokmuş gibi kahvemi demlemiş kitap okuyorum sanki. Bak yine Fransa'da düşledim kendimi.
Öyle hissettiriyor şuan bana hayat.
Gösteriş olsun diye kahvaltısında kruvasan yerken fotoğraf çeken turistlerin arasından bisikletimle geçerken birbirine sokulmuş gülüşen çiflerin o anları fotoğraflanıyor hafızamda, tek öğünümün makarna ya da pizza olacağı bir günün akşamüzerindeyim sanki, tahmin ettin evet Fransa'da.
Öyle hissettiriyor şuan bana hayat.
Klişe diye reddetmeme rağmen benimsemişim aşıklar şehrinin Fransa olduğunu, aklıma başka yer gelmiyor. Güzel betimlemelerin içinde fark etmedim, aşkı betimlemişim bunca satır. O kadar şey yazıp yazıpta fark etmemek de ne saçma. Fransa'da geçirdim aşkımı, lâkin Fransız kalmışım ben aşka.
Aşk bir insana mı duyulmalı illâ? Ben yuvarlak ve küçük sehpanın üzerindeki kruvasanın yanında duran kremalı kahvenin kokusunu aldım düşlerimde. Evime girdiğimde küçücük bir kaba sıkıştırıp makineye koyduğum o acı kahvenin kokusunu aldım düşlerimde.
Sokak aralarında bisikletimle yol çizerken sokak yanındaki küçük kahvelerde oturan turistlerin sesini duydum düşlerimde. Merdivenimde rahatına bakan kediyi okşarken mırıldandığını duydum düşlerimde.
Kitabımı okurken kapağının beyaz olduğunu fark ettim düşlerimde. Okuduğumu bilip ne okuduğumu bilmediğimi fark ettim de güldüm düşlerimde.
Lâkin seni sığdıramadım düşlerime; ne sesin var ne kokun. Kim olduğunu da bilmem ki, ben hiç aşık olmadım. Sadece bir fotoğrafın olsa da ne düşüneceğimi bile bilmeden boş boş baksam, fark etmeden bir şeyler hissetsem bir fotoğrafa.
Saat sabahın beşi olmuş, sebep olsaydın keşke şu saatte sigara yaktığım fotoğrafa karşı gülüşlerimin, uykusuzken bile tatlı tatlı esneyişlerimin, bana aşkın bir his olduğunu düşünmemin sebebi olsaydın, yabancıya yazdığım satırlarımın yabancısı olsaydın, isim verseydim de kahveyi değil seni anlatabilseydim. Bir gün karşıma çıkmanı isterim, umarım ki sigaramın dumanı sönmeden geçersin balkonumun önünden.