Sabah uyandığımda saat 7:30'du. Yekta tarafından 70 görülmemiş mesaj ve 73 cevapsız çağrı vardı. Evet sanırım geç kalmıştım:)... Bana saydıracağı şeyleri göze alarak geri cevap verdim ve bana şu tepkiyi verdi; "KIZIM BU KAÇINCI?! HERGÜN AYNI TANTANA! BANA BAK ELENAY SADECE 15 DAKİKAN VAR SADECE 15 DAKİKA! EĞER OLURDA 1 DAKİKA BİLE GEÇ KALIRSAN BASAR GİDERİM ONA GÖRE!" Dedi ve ben cevap veremeden telefonu suratıma kapattı. Hemen giyinme odama koştum. Üzerime rahat bir şeyler giyindim ve dün akşamdan hazırladığım sırt çantamı alıp evden çıktım. Arabaya bindiğimde Yekta tek kelime bile etmeden hemen gaza basmıştı. Sabah kahvemi içmemiştim ve bu beni çok sinirlendiriyordu. Yekta'ya dönerek konuşmaya başladım. "Yekta sabah kahve içmedim ve şuan canım çok kahve istedi lütfen ileride bir matkette dur da kahve alıyım nolur" dedim. Yekta ufak bir kahkaha attı ve telefonunu alıp benim küçüklük fotoğrafımı açıp bana gösterdi. Elimde kafamdan büyük bir kahve fincanı ile kahve içiyordum. Yekta'ya tebessüm ettim. Yekta ise "Kahve canavarı seni bak şurada market var inde al" dediğinde sırıttım. Yekta arabayı şağa çekti ve bende markete girip ikimizede kahve aldım. Tam marketten çıkıp arabaya dönerken öyle sert bir şeye çarptım ki kahveler koluma döküldü. Kafamı kaldırdığımda şok olmuştum çünkü başımda asker ordusu vardı ve bana bakıyorlardı. En öndeki adam "Bi bu eksikti! Şimdi uğraş dur bunlarla!" Dedi resmen çok olmuştum içimden "HADİ AMA! ŞAKA MI YAPIYOR? O BANA ÇARPTI BİDE ZEYTİN YAĞI GİBİ ÜSTE ÇIKIYOR! ODUN!!!" tek göz işareti ile yanıma yeni bir askeri çağırdı. Asker bana "Ben Uraz. Kusura bakma o biraz sinirli. Hep böyle. Her neyse kolun iyi mi?" Dedi. Ben ise "Evet gayet iyiyim. Sorun değil" dedim. Yekta olanları görmüş olmalı ki hemen yanıma geldi. "Neler oluyor burada! Elenay iyi misin?" Dedi. Resmen nefes nefeseydi. Gözlerim ile "sorun yok" işareti yaptım. Tam arkamızdan bir ses "Demek ismin Elenay. Güzel isimmiş. Sevdim bunu! Kahveni döktüğüm için üzgün değilim ama o kadar da odun değilim sonuçta. Al sana kahve aldım." Dedi. Evet bu o'ydu. Koluma kahve döken odun. Yekta orangutan kılıklı odunun elinden kahveleri aldı ve bana "HADİ" Dercesine bir bakış attığında hiç tereddüt etmeden arkasından yürüdüm. Arabaya bindiğimizde tek kelime bile etmedik. İkimizde kahvelerimizi bitirdik ve sonunda antreman yapacağımız yere geldik. Yekta'yı dinlemeden çantamdan silahımı çıkartıp bakımlarını yaptıktan sonra Yekta'nın koyduğu cam şişeleri saniyeler içerisinde vurdum. Sonra ise çantamdan bir atlama ipi çıkartıp uzun bir süre atladım. Yorulmuştum ve aynı zamanda havada kararmıştı. Yekta "Eve geçelim artık ormanlık bir alandayız sonuçta" dediğinde çantamı toparlayıp arabaya bindim. Kısa süre içinde varmıştık. Yekta ile vedalaştıktan sonra eve girdim. Kedim Mila'nın yemini ve suyunu yeniledikten sonra telefonum çaldı. Arayan Berra'ydı.
E;Efendim kanka?
B;Napıyosun kanka? Sözünü unutmadın umarım!
E;Ne sözü tam olarak?
B;Yarın buluşucaktık ya hani? Unuttun mu yoksa?
E;Aklımdan tamamen çıkmış. Kanka kusura bakma ama benim yarın işlerim var ya.
B;Ya ama bana aylar öncesinden söz vermiştin hadi ama!
E;Peki tamam yarın konuşuruz öptüm.
B;Bende bay bay.
Dedi ve telefonu kapattık. Hemen yekta'yı aradım ve yarın için zar zor izin aldım çünkü yarın birlikte parkur yapıcaktık. Ama bu önemli değildi izin almıştım sonuçta hemen yukarı çıkıp elimi yüzümü yıkayıp ve sonunda uyudum...
[DEVAM EDECEK💚]
