İçeriğe geç

Krsail Anomalileri

Bölüm 7 · 12 dk okuma

Krsail Anomalileri

Bölüm 7

7. Bölüm - Bug

Hepimizi selamladıktan sonra Mytholowa'nın bulunduğu odaya geçtiler. Anlaşılan oydu ki Kbeitko da misafirimiz üzerinde kontrol yapacaktı.

Sonraki günler benzer şekilde geçti, Mytholowa iyileşme sürecinde bizimle vakit geçirdi, uzun uzun camlardan dışarı bakmak gibi alışkanlıklar edindi, gezen robotumuzdan yemek almayı öğrendi ve yemeğe ihtiyaç duymayan bir vücuda sahip olmasına rağmen onları denedi, kısacası insan olmaya çalıştı, Katheringer da beklenileceği gibi kendisiyle iyi anlaştı. Her gün Paradys'ten iki ya da üç kişi geliyor, onun kontrolünü yapıyor, ve gidiyordu.

Cumartesi günüydü, uyanıp yataktan kalktım ve esnedim. Saat 11.43'tü. Ben ise yanılmıyorsam 5 civarı yatmış olmalıydım. Kıyafetlerimi elimle düzeltip ortak salona geldim, karşımda ayakta duran Kbeitko, Mytholowa ve Naifite vardı. Naifite bana bakınca Kbeitko da konuşmayı bırakıp bana baktı.

Naifite ne şaşırmış, ne mutlu olmuş ne de sinirlenmişti benim karşımda, "Nusia. Gelebilirsin," dedi sadece. Onlara yaklaşıp aralarına katıldım, Kbeitko da sinsi bir gülümsemeyle konuşmasına devam etti:

"... Ardından, gerekli araştırmalar sonucunda sayın Mytholowa'nın durumunun yeterince iyileştiğini ve ait olduğu yere geri bırakılmak için yeterli olduğunu anladık. Kısacası, Krsail Ekibi'ne teşekkürlerimi sunarak kendisini taburcu etmeliyim."

Naifite başıyla onayladı, "Tabii ki. Size yardımcı olabilmek bir zevkti. Yine de yapacağınız uygulamalardan önce, Wi gezegeni için halletmemiz gereken bazı evrak işleri var, ayrıca ekip arkadaşlarımdan da muhtemelen kendisiyle vedalaşmak isteyenler olacaktır. 1 saat içerisinde onu size iletsek nasıl olur?"

"Ah. Tabii ki. Anlaştık o zaman." diye kısaca onayladı Kbeitko, "Beni atacağım lokasyonda bulabilirsiniz o zaman. Şimdi ayrılmak durumundayım."

Son cümlesiyle beraber bana döndü, "Nusia, sizinle çalışmak da bir zevkti. Yaratılmışlığınızdan ötürü bir gün yeniden buluşacağımızı biliyordum... Belki kader bir gün tekrar yolumuzu kesiştirir diye, bunu al." dedi ve bir kart çıkarıp bana uzattı. Naifite ile bakıştıktan sonra kartı aldım. Görünce yutkundum çünkü bunun sadece uzay istasyonunda yayılmış bir efsane olduğunu düşünüyordum. Bunlara "izeaylar" deniyordu ve bu kartlar, Kirial İstasyonu'ndaki bir üst rütbeden gerektiğinde ilk elden yardım alabilmeni sağlıyordu.

Kartın üstünde Kbeitko'nun profili, dijital imzası, numarası, 500 yıl sonraki son kullanma tarihi ve bir yazı vardı, "Ben, Paradys Komisyonu'nun 4. Baş Araştırmacısı, Kbeitko Ren; ilgili kişinin 500 kyzmos yılı süre ile bu izeay aracılığıyla isteyeceği kurallar çerçevesindeki her türlü ihtiyaç, yardım, bilgi, maddeyi kendisine ulaştırmayı kabul ederim."

Huyum olmadığı için zoraki gülümsedim ve kartı envanterime iletip tekrar kendisine baktım, "Çok teşekkür ederim. Zamanı geldiğinde bunu doğru amaçlar için kullanacağıma emin olabilirsiniz."

"Elbette. O zaman, elveda." dedi ve saatinden bir harita yansıttı, iki saniye içinde de ışınlandı.

Mytholowa bir süre onun eskiden olduğu konuma bakarak durdu, sonra da bize döndü. Ben de Naifite'e döndüm. Nihayetinde bir iç çekti ve arkasını dönüp giderken belirtti, "Hızlıca vedalaşın, ben diğerlerine de haber veririm."

Onayladım ve Mytholowa'nın tam karşısına geçtim, "Sonunda iyi olmanıza sevindim, Efendim."

Uzun süredir yaptığı gibi içtenlikle gülümsedi, "Samimiyetine saygım sonsuz... O zaman... yollarımız burada ayrılıyor, ha?"

"Eğer Kbeitko Bey'i ikna edebilirsem, belki siz ile bizi tekrar buluşturur, öyle demeyin." diyerek yüzündeki melankoliyi yumuşatmaya çalıştım. Ama nafile, kendisi gülse bile gözleri başka bir hikaye anlatıyordu.

"Yapar, değil mi?.. Ama her türlü, sizinle geçirdiğim bu birkaç günü asla unutmayacağım."

"..." duraksadım ve aniden pencerenin ötesine, uzaktaki bir bulutsuya baktım. Sonra yavaşça başımı eğdim. Bu geleneğimi devam ettirecektim. Belki bu sefer, bu sefer yaratılışımı teselli edecek bir cevap alırdım. Monoton sesimi ona adresledim ve bakışımı onun gözlerine kaydırdım, "Son soru... Efendim, sizce insanlık nedir?"

"İn...sanlık?" Soruma şaşırmış gibi duruyordu. Geri durmayıp başımı salladım. Bakışlarını bir anlığına kaçırdı, "Hmm... Şey... Benim pek bilgili olmadığım bir konu."

"Bir gezegendeki insanlığı koruyan biri olarak, eminim ki hakkında en azından düşünce sahibi olduğunuz bir konudur."

"Ah... Tabii ki, o zaman..." diye mırıldandı ve tekrar bana döndü, elini hafifçe göğsüne kaldırdı, "Bence insanlık, oluşan, büyüyen, gelişen, ve sonunda kuruyup giden kırılgan bir tohumdur. Hepsi aynı türdür ama aynı zamanda o kadar da farklıdır. Ve hepsinin karşılaştığı o sorunlar da gelip geçicidir, aynı mevsimler gibi. Bu döngüde yaşarlar ve bu da onları kendileri kılar."

Cevabını anlamak için bir süre sessiz kaldım ve sadece ona baktım. Ardından da başımı salladım, "Teşekkür ederim."

Cümlemi bitirdiğimde, içeri Suisui ve Katheringer girmişti. Katheringer heyecanla atladı ve Mytholowa'ya sarıldı. Bu, son günlerde benimsediği bir alışkanlıktı. Boyu Mytholowa'nın karnının üstüne falan geliyordu zaten, nasıl zevk alıyordu hiç bilmiyordum. Mytholowa hazırlıksız yakalandıysa da kıkırdadı ve Kathe'nin başını okşadı. Onlar sessizce vedalaşırken aynı zamanda bir süredir misafirimizle odasını paylaşan Suisui "... Bir onurdu. Yine karşılaşmak dileğiyle, efendim." dedi kısaca. Onun gibi biri için bu yeter de artardı, Mytholowa da mutluydu.

"... Ben de çok teşekkür ederim..." diye fısıldadı şefkatle.

Bir süre oturup sohbet ettik. Ardından Naifite ve Phaxsi işlerini bitirmiş olmalıydılar ki geldiler. Mytholowa onları görünce ayağa kalktı, döndü ve hepimize neşeyle el salladı. Naifite hepimize baktıktan sonra sessizce Mytholowa'yı istasyona yönlendirdi ve aramıza Phaxsi'yi kattı.

Kapı kapanırken şu çıktıya ulaşmıştık; 21. Görevimiz de bugün başarıyla son bulmuştu.

Bir kaç saat sonra pencereden dışarı baktığımda, Wi gezegenini kolları arasına almış devasa, gözleri kapalı bir adam silüeti gördüm. Ve gülümseyemeden edemedim. Uzay gemimiz yavaş yavaş -ama muhtemelen muazzam bir hızla- Kirial Uzay İstasyonu'nu takip ederek oradan uzaklaştı. Bir süre daha Kirial'ın yanında kalıp uzay gemisinin periyodik bakımını halledecektik, Naifite öyle söylemişti.

Başımı çevirip önümdeki devasa monitöre döndüm ve geminin istatistiklerine baktım. Belki de yakıt temin edecektik. Ya da bitkiler için oksijen. Bitki demişken elimi uzatıp masanın üstündeki küçük kaktüsü dikkatlice okşadım. Dünya'dan gelmiş ama Tosia tarafından düzenlenmiş bir türdü.

Tam elimi kaldırıp klavyenin kontrol tuşuna basacakken aniden gemiye gelen bir darbeyle sarsıldım ve yerimden fırlarcasına düşüp zemine çakıldım. Biraz önce sevdiğim kaktüs, monitör, masa ve odamdaki diğer süsler de birer birer zemine akın etti. Bu kesinlikle rotamızdan veya hızımızdan falan değildi. Bir darbe almıştık, buna emindim. Diğerlerinin seslerini duymaya çalıştım ama sanırım onlar da benim gibi bir şoka girmişti, ya da sesler duvarlardan geçemiyordu.

Sarsıntının arasında hızlıca bunun hangi taraftan geldiğini kavramaya çalıştım. Tam solumdan, Kathe'nin odasından geliyor olmalıydı. Ama ayağa kalkamadım, birden algılarım kendilerini değiştirmeye, yavaşça bozulmaya, tekrar birleşmeye, başıma karşı konulamaz bir ağrı sokmaya ve beni tam anlamıyla allak bullak etmeye başladı. Bir kaç saniye sonra da gözlerimi güçlükle açmamla yatıştı.

Kendimi zorlayarak ayağa kalktım, bir ayağımı diğerinin önüne koyarak adım atmaya yeltendim, bin çaba pencerenin önüne geçtim ve içerideki basıncı yerle bir edip kafamı daha da zora sokmasına rağmen açtım ve biraz sarkıp soluma bakmaya çalıştım ama görünürde hiçbir şey yoktu. Periyodik bakımdan kaynaklanıyor olamazdı. O zaman neydi bu yediğimiz darbe? Camı zoraki kapatıp bunun yarattığı etkiden tekrar yere çakıldım.

Monitöre dönüp istatistiklere bakmaya çalıştım ama artık çalışmıyordu. Neredeyse sürüklenerek odamdan çıktım ve Suisui ile Naifite'in olduğu koridora adım attım. O anda yüksek bir ses daha işittik ve sarsıntıyla beraber kafamın arkasını arkamdaki duvara vurdum; bu darbe farklı bir yöndendi. İlk önce Naifite, ardından da Suisui aniden topuklarına kuvvet aksiyon aldılar ve koridordan çıkıp uzay gemisinin dışarı açılan kapılarından birine koştular. Phaxsi o sırada odasından çıktı ve beni görünce içli bir nefes verdi. Dönüp Katheringer'ın kapısına baktım. O anda da kendisi odasından fırladı.

Bu sefer daha hafif bir darbe yediğimiz sırada Phaxsi tavandaki bir lambaya beyaz bir kablo takıp asılarak sarsılmayı engelledi. Kabloyu geri koluna çağırdığında sonunda biraz olsun bilinç kazanmıştım ki hızlıca hücum edip Suisui ve Naifite'in gittiği yere döndüm.

Gemi artık titriyordu ve bir darbe daha alırsak hayatta kalır mıydık büyük bir muammaydı. Aniden dış kapı büyük bir gürültüyle açıldı ve içeri koyu bir duman doluşurken basınca yenik düşüp Naifite hariç hepimiz yere yapıştık, o da kapıya tutunuyordu zaten.

Zannımca iki kişinin geminin içerisine adım attığını duydum ama duvara çarptığımdan başımı kaldıramıyordum. Her şey çok hızlı geliştiği için de konfüzyonumu kontrol edemiyordum.

Bir kaç saniye sonra Phaxsi aceleyle kollarımdan tuttu ve beni ayağa kaldırdı, başımı ovup sağa sola bakınca herkesin toparlandığını gördüm. Çat kapı gelenlere baktığımda görünüşü tanıdık gelen esmer tenli, omzunun iki yanından önüne akan iki ince uzun örgü yapılmış beyaz, kısa saçlı, keskin yüz hatlarına ve pek ağır olmasa da koyu tonlarda zırhlı bir kıyafete sahip, şu anda omzuna yasladığı uzun bir tüfekle ve toz duman içinde duran bir adam duruyordu. Onun yanında da yine aynı şekilde tanıdık simalı birisi; açık tenli, bakımına dikkat ettiğini gösteren, bağlanmış konumda sol omzundan akan sarı uzun saçları, griye yakın mavi gözleri ve ağır bakışları olan, mor bir gömlek, siyah kravat ve korseyle beraber daha resmî duran, yanındakiyle neredeyse aynı boyda olan bir adam. Aynı zamanda sarışın olanın sol elinde de şuan kapalı duran siyah, kendisi gibi zarif bir şemsiye vardı.

Elimde olan iki saniye ile görünüşlerini biraz daha inceledim, ikisi de nefes nefeseydi. Silahlı olan nispeten daha sakin ama yorgunken yavaşça şemsiyesini envanterine koyan ise hem yorgun hem bıkkın duruyordu.

Ekipteki herkes birbiriyle bakıştı. Naifite bile bu durumda kelimesiz kalmıştı.

Tam anlamıyla bir soylu gibi duran beyefendi nefesini düzene koyma seansını bitirdikten sonra nefes verme karışımı bır hırıltıyla kaşlarını çattı ve tek eliyle alnını kapattı, "O sence öyle olur muydu, Rynbhi? Olur muydu..?" diye heceleyerek, sakince ama sarkastik bir edayla sordu.

"... Olmazmış." diye karşılık verdi asker kılıklı beyefendi ve tüfeğini indirip zemine yaslandıktan sonra ağırlığının bir kısmını ona verdi, dizini büküp sol ayağını sağ ayağının sağına koydu, "Tamam Nesiam, korkma yaşıyoruz." derken duruma göre biraz fazla rahat duruyordu.

"Ulan..." diğeri aniden durdu ve elini indirip çevresine baktı. Göz devirip tekrar kaşlarını çattı ve tamamen yanındakine döndü, "Lütfen... En azından amacıma ulaştım de... Yoksa tırpanımı alıp boynuma...-"

"Yok yok, yapmış olmam lazım... O mem'in orada durmamasına imkan yoktu zaten. Nes, hadi be, az bir çatışmaya girdik diye hemen triplenme bana."

"Triplendiğim falan yok... Yok... Yok, nereden baksam..."

Bilincim daha da bulanıklaşmaya başladı, öyle ki bir yerden sonra anlayamadığım tartışmalarının izini iyiden iyiye kaybetmeye başladım. Görüşüm bile bulanıklaşıyor gibiydi. Yine de en azından artık karşımdakilerin kimliklerini biliyordum.

İnanması çok güçtü, acayip güçtü, elim ayağım bile şu an her şeyden ve onlardan ötürü titriyordu ama beyaz saçlı olan, sol uyluğundaki cebine gevşekçe yerleştirilmiş karttan da belli olacağı gibi Oarloch-Frede Komisyonu'ndan ve Kirial Uzay İstasyonu'nun Generali Rynbhi Ilen; sarı saçlı olan da omzundan koluna sarkan kartta yazılı olduğu gibi Kirial Uzay İstasyonu'nun Kaptanı Chiokam Syrall Haemuoi Nesiam... idi. Ortamda gergin bir hava vardı ama ben hava yokmuşcasına boğuluyordum.

Elimi başıma koydum ve acımı belli edecek bir ses çıkarmamak için dudaklarımı bastırıp burnumdan nefes almaya çalıştım, gözlerimin nereye baktığından bile emin değildim.

General, yavaşça başını çevirip kendisi de çevresine ve hepimize baktı, "Bir saniye... Nes, neredeyiz biz?"

"... Rumlig Bistand'den... Krsail'deyiz. Evet, Krsail Ekibi'nin yanındayız."

"... Lan- Öhm..." General, sebebini anlayamadığım şekilde aniden bana baktı, "Nes."

"Hm." diye bir ses çıkarıp Rynbhi'nin nereye baktığını anlamaya çalıştı, nihayet bakışları benim üstüne düştüğünde ben de ona baktım. Ne yaptığımız hakkında hiçbir fikrim yoktu ama bir süre boyunca sadece birbirimize baktık. Gözlerine çekiliyordum sanki. Göz kapakları hafifçe düşüp bakışlarını yumuşatır gibi oldu, fakat hemen bakışlarını kaçırıp, "Görüyorum, Rynbhi." diye karşılık verdi.

Bu sefer gözümü Kaptan'dan çevirip General'e baktım, gözlerini kısmış, ilginç bir ifadeyle bana bakıyordu. Ona baktığımı görünce ifadesini bir saniyeden kısa bir sürede değiştirip geniş bir gülümsemeyle hepimize baktı,

"Pekâlâ... Ne girişti ama! Yanılıyor muyum, yoldaşlarım?"

"..." Suisui ve Naifite aynı anda kollarını kavuşturdular, "Gelirken gemimizi uçurmaya çalışmanıza gerek var mıydı, General Rynbhi?" diye hepimizi şaşırtan şekilde atıldı Suisui.

General, bu yoruma şaşırdığını gösteren bir ifadeyle Suisui'ye baktı ama konuyu değiştirmeyi tercih etti, "Vay. Beyaz saçlar... Görüyorum ki siz de Tosia'dansınız. Bu bizi... Gezegen hemşerisi yapar!"

"... İsmim Mata Suisui."

"Mata... Mata... Hah, çıkardım. Thea'nın yöneticilerinden birisinin varisi olmalısınız! Sizi burada görmek ne hoş."

"Ben varisliği terk ettim, efendim."

Rynbhi'nin ne yaparsa yapsın yaranamadığını gören Nesiam gözlerini devirdi ve Liderimiz Naifite'e döndü, "Bireysel bir amaç sırasında çıkardığımız bu sorun için affınıza sığınıyorum. Uzay geminize gelen hasar... taraflarımızca ilgilenilecektir."

"Şüphem yok. Yine de siz ikiniz gibi en üst rütbeden iki insanı meşgul edecek kadar önemli bir görevin ne olacağını merak etmeden edemiyorum, efendim."

"..." Nesiam sessiz kalıp biraz kaşlarını çattı. Bu çok sürreal bir deneyimdi. Karşımda resmen Kirial'ın iki kurucusu vardı, ve birisi General olmasına rağmen oldukça samimi, diğeri de...

Phaxsi sessizlik esnasında gözünü ikiliden ayırmadan başını hafifçe bana eğip fısıldadı, "Yani, şey... Kaptanımız bir tsundere miymiş?"

"Sizlere -dere'siz ama." diye hiddetlendi bir anlığına, ama Rynbhi ufak ve biraz gergin bir kahkaha attıktan sonra ona dönüp,

"Nesiam, bence bu onları da ilgilendirir, ne dersin?"

"Ne alaka?"

Rynbhi tüfeğini pürüzsüz bir hareketle yok kıldıktan sonra kolunu kaldırıp diğer eliyle destekleyerek gerindi, sonra da, "Krsail Grubu gezegenlerin başına gelmiş veya gelecek sorunlarla uğraşmıyor mu? Bu gayet de gezegenleri ilgilendirecek bir sorun. Hem, inan biraz daha yardım almazsak daha da kötü bir duruma gireceğiz." diye durum belirtti. Hiçbir şey anlayamıyordum.

Ne kadar garip gözüküyorsa da fark etmez, artık bunun düşündüğümden beter bir durum olduğunu biliyordum; yaşadığım durum hiç de normal bir bilinç bulanıklığı değildi. Keskin bir acı çekmeye başlarken iki elimi de başıma yasladım ve gözlerim kendi kendilerine kısılıp nefesim ağırlaşmaya başlarken gözlerimi önümdeki iki kurucuya odaklamaya çalıştım. Ama önümü bile net göremiyordum.

Phaxsi, mevcut durumumu az çok anlamış gibi endişeyle bana baktı ve önümüzdekiler çoğunu anlamadığım bir şeyler konuşurken, "Nusia, iyi misin?" diye sessizce sordu.

Bu soru, iki kulağımın da keskin bir acı hissetmesiyle sadece daha kötü olmama sebep oldu. Ayaklarım arasındaki boşluğu biraz genişleterek dengemi korumaya çalıştım, Phaxsi'nin endişelendiğini anlayabiliyordum, burası da bayılmanın yeri değildi, hiç değildi. Düşününce, mantıklı düşünebilme kabiliyetim bile bu bulanıklık ile kaybolmuştu. Destek aramak için büyük bir çabayla elimi başımdan çekip Phaxsi'ye uzanmaya başladım ama tam kolumu yakalayıp beni ayakta tutacağı sırada görüşüm ve bütün duyularım tamamen karanlığa gömüldü, ve dengemi yitirdim.

Ne kadar da rezalet bir durumdu...

Gözlerimi güçlükle araladım, ve evimin, uzay gemisinin içinde olmadığımı gördüm, basit bir yatakta yatıyordum. Başımı kaldırdığımda yanı başımda birisinin oturduğunu gördüm. Hızlıca toparlanıp yatağın kenarında oturur pozisyona geçtim. Mümkün olan herhangi bir kiri temizlemek için gözlerimi ovuşturdum. Tekrar yanımdaki kişiye baktım. Olmasını beklediğim son kişi falandı bu kişi. Bir an iyiden iyiye delirdiğimi ve halüsinasyon gördüğümü düşündüm, "... Siz... Neden..."

"Diğerleriyle de konuştum. Sana da anlatıp gideceğim. Gerçi, sana biraz daha farklı anlatmam gerekiyor, ilginç bir zamanda bilincini yitirdiğin için."

"... 'Sana' derken..?"

Sorgum karşısında duraksadı ve gözlerini kıstı, başımı yana eğdim. Bu samimiyeti anlamamıştım, daha önceden Rynbhi bile, Suisui'ye; onun bana hitap ettiği gibi etmemişti. Boğazını temizledi ve, "Haklısınız, kusuruma bakmayın." diyerek kendisini düzeltti, "Her şeyden önce, kedilere alerjiniz var mı?"

"... Hayır, neden?"

Gözleriyle yeri işaret etti, omurlarımı zorlayıp başımı eğdim ve ayaklarının yanında oturan simsiyah, mavi gözlü o kediyi gördüm. Bu kediyi hatırlıyordum, daha önce istasyonda görmüştüm. Gerçi, etrafa bakınca şu anda da istasyondaydım ama fark etmez. İlgiyle başımı Kaptan'a çevirdim, omuz silkmekle yetindi, "Tanıdık geliyor mu?"

"... Daha önce onu istasyonda gezerken görmüştüm."

"Öyle kast etmemiştim." iç çekti, "Her neyse, konuya geçeyim. Kaptan ve General olarak, sizin Krsail ekibinizi biraz ödünç alacağız," Beni süzdükten sonra gözlerimin içine baktı, "... Siz... Dinliyorsunuz değil mi? Hâlâ kötü mü hissediyorsunuz?"

Bakışlarımı panikle onun göğsünden çekip göz teması kurdum. Çok garip şekilde... bu adama dokunmak için bir dürtü hissediyordum. Bu hiç de basit bir sapıklık tetiklenmesi değildi. Bir yanım resmen bunun için benimle mücadele ediyordu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.