Bulutlar gökyüzünde ağır ağır toplanıyor, sanki birazdan gök yarılacak gibiydi. Neyse ki eve varmıştım.Çantamı bir köşeye fırlatıp masamın yanına yürüdüm; pencereyi kapatacaktım ki… masanın üzerinde duran küçük, yuvarlak bir tılsım gözüm takıldı. Tılsımı elime aldım. Mor renk baskındı; siyah ve beyaz desenlerle çevrelenmişti. Fazla güzeldi, fazla… yaşayan gibiydi.Tılsımı masaya bırakınca hemen yanında duran notu fark ettim.Üzerinde yalnızca iki kelime vardı: “Vérité Brisée. ”Kaşlarımı çattım. “Ne demek şimdi bu?”Muhtemelen annem bırakmıştır diye düşündüm, çünkü böyle garip süsleri sevdiğimi bilirdi. Ama bu not?.. fazla tuhaftı.Omuz silktim, kağıdı buruşturup çöpe attım. Camı kapattım ve yatağa uzandım.Kafam karışıktı. Tılsım bir şey fısıldıyor gibiydi, ama uykusuzluk beynimi uyuşturuyordu. Saat gece yarısını geçmişti.Yorgunluktan gözlerimi kapatmıştım ki, içimde bir huzursuzluk kabardı. Dayanamadım, kalktım.Boy aynasının önünde durdum.Saçlarım omzuma kadar iniyordu; siyahın arasında bir tutam beyaz. Ailemde genetikti, ama ben o beyaz tutamı kendim gibi severdim.Yorgun bakışlarımda bile bir şey vardı… sanki birileri izliyordu beni. Çöpe attığım kağıdı geri aldım.Ellerim titredi. “Vérité Brisée,” dedim alçak sesle. O an ev sarsılmaya başladı.Camlar çatladı, eşyalar devrildi. Aynadan mor bir ışık yükseldi — öyle parlaktı ki, gözlerimi kapattım ama işe yaramadı.Ayna çatladı, kırılmadı… açıldı. Taşlardan örülmüş bir geçit, kristallerle çevriliydi. Onlardan biri nefes alıyor gibiydi.Tılsımı elimde sıkıca tuttum ama güç yetmedi.Bedenim o ışığın içine çekildi. Yuvarlanarak yere düştüğümde ilk gördüğüm şey... çiçeklerdi.Neon gibi parlıyorlardı ama dokununca kristal gibiydiler.Ayağa kalktım ve etrafıma baktım. Şehrin temelleri, devasa yarı şeffaf kuvars kristallerinin üzerine atılmıştı.Kuleler gökyüzüne doğru uzanıyor, her biri kendi ışığını yayıyordu.Her şey kristal… her şey büyü kokuyordu. Sonra o kuleyi gördüm.Görkemli, dev bir kule.Ama tekrar baktığımda yerinde yoktu — onun yerine mor ve eflatun tonlarında parlayan bir şelale vardı.“Ne...?” dedim sadece. “Az önce ne yaşadım ben?” Gökyüzü bile farklıydı. Aurora ışıkları dans ediyor, sular bile mor akıyordu.Kristal binaların arasında ilerlerken kendi yansımamı gördüm ve... nefesim kesildi. Bu ben değildim. Saçlarım parlak pembenin en canlı tonundaydı.Aralarında açık mavi ve lila ışıltılar dolaşıyordu — tıpkı bu dünyanın enerjisi gibi.Üzerimdeki zırh beyaz ve altın renkteydi; omuzlarımda bembeyaz kürk detayı.Eteğim… mor, pembe ve turkuaz kristallerden oluşmuştu; her hareketimde ışığı kırıyor, etrafıma parıltılar saçıyordu. Başımda altın bir taç, zarifçe kıvrılan boynuzları andıran bir aksesuar vardı.Elimde tuttuğum mızrak — ucu ayna gibi, mor bir parıltıyla nefes alıyor gibiydi. Bu silah, bu kıyafet… bu ben…Hepsi, bir illüzyonun içinde nefes alıyordu.Ama o an biliyordum.Artık geri dönmek diye bir şey yoktu.---
Bölüm 1
Vérité Brisée
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.