İçeriğe geç

Krallıklar Arasında

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Krallıklar Arasında

Bölüm 3

1. Bölüm

🩸 Açılış – Savaş Alanı Toprak, çığlıklar arasında çatladı. Alevlerin uğultusu kulaklarımı yakarken, koluma saplanan alev mızrağının sıcaklığı bedenimden önce ruhumu deldi geçti. Dizlerimin üzerine çöktüm. Üzerime çöken dumanın içinden bir silüet yaklaşıyordu. Tanıdığım her adım, her duruş... Oydu. Kral Kharzun. Beni görür görmez yürüyüşü duraksadı. Gözleri, öfkeyle değil, tanıdığım o eski hüznüyle doluydu. Ama artık çok geçti. İstemeyerek de olsa ilk defa gerçek manada canımı yakmıştı. Hemde çok... Çok derinlerden, Auistin'in "Kraliçem!" Diye bağıran endişeli sesini duydum. Sesi belli belirsizdi. Son duyduğum ses Auistin'in endişeli sesi oldu. Kulaklarımı bir uğultu sardı. Ben, Doğa Kraliçesi Lyseria... Savaşın ortasında, kendi kararlarımın enkazında, toprağa boyun eğiyordum. ---6 ay önce. Ateş Krallığı – Kızıl Taht Salonu Auistin bana endişeli gözlerle baktı. "Çok dikkatli olun kraliçem." Ona gözlerimi devirmemek için çok zor duruyordum. Bu cümleyi en az 30 kez söylemişti. "Tamam Auistin" dedim güven verici bir sesle. "Merak etme." Auistin son kez beni süzüp 'iyi şanslar' dedikten sonra ormanda beni yalnız bırakıp gitmişti. Peki ben nerede miydim? Ateş krallığının topraklarına ayak basmak üzereydim. Kraliçe olduğumdan beri Kral Kharzun'dan herkesin çekindiğini fark etmiştim ve en sonunda bunun nedenini anlamak için Auistin ile plan yapmıştık. Ben ormanda büyü yaparken kaybolmuş gibi yapıp Ateş kralı Kharzun'un karşına çıkacaktım ve neden herkesin ondan çekindiğini anlayacaktım. Umarım...Plana uygun şekilde ateş krallığına ilk adımımı atmıştım tam bir adım daha atacakken kalın bir erkek sesi duydum. "Hey sen! Orda dur!" Bu adam büyük ihtimalle ateş krallığının muhafızlarından biriydi. Dediğini yapıp durdum. Muhafız gittikçe bana doğru yaklaşıyordu. "Bu saatte ateş topraklarında ne işin var?" Diye sordu.Rol yapmaya başladım. Üzgün ve çaresiz bir sesle "Ormanda büyü yaparken kayboldum. Sanırım yolumu bulmaya çalışırken başka topraklara girdim. Kusura bakmayın." Deyip tam arkamı dönecekken adam kolumdan tuttu."O kadar kolay gidemezsiniz, Kral Kharzun'un huzuruna çıkarılmanız gerekiyor." İşte bu! Korkmuş gibi yapıp gözlerimi irileştirdim. "Kral Kharzun mu?" Diye sordum. Adam başını salladı ve birine daha seslendi. Seslendiği adam da gelince ikisi kolumdan tutup beni Şatoya doğru sürüklemeye başladılar. Rola devam ettim."Bırakın beni! Sadece yolu karıştırdım. Bırakın beni!" Diye çırpınmaya başladım adamlar beni umursuyor gibi durmuyordu. En sonunda Şatoya girdiğimizde yoğun kül kokusu ve boğucu bir sıcakla karşılaşınca yüzümü buruşturdum hafifçe öksürdüm. Adamlar sadece bana yandan bir bakış atıp yola devam ettiler. En sonunda Kapıların ağır demir menteşeleri gıcırdayarak açıldığında, içeri dolan sıcaklıkla birlikte gözlerim kamaştı. Alev taşlarıyla döşeli duvarlar, sıcak bir soluk gibi üzerime çöktü. Ve orada… tahtın önünde dimdik duran bir adam. İlk dikkatimi çeken şey şağ yanağındaki derin yara izi oldu. Sonra keskin yüz hatları, kahverengi dalgalı saçları ve kavisli kaşları ile ordaydı. Ateş Kralı Kharzun. Gözleri beni baştan aşağı süzdü. Bakışı, yargılayan ya da öfkeli değildi… daha çok dikkatli ve tehlikeli bir avcı gibiydi. Ardından dudakları hafifçe aralandı, sesi derin ve tok çıktı:“Sen… yeni kraliçe olmalısın. Neden burdasın?” İçimde bir şey dondu. Onun hakkında anlatılan korkuları, fısıltıları düşününce, daha fazlasını beklemiştim belki. Ama o sadece bu kadar söyledi. Ne bir selam, ne de düşmancıl bir yaklaşım.. Yutkundum ama gözlerimi kaçırmadım.“Evet ben Doğa Kraliçesi Lyseria. Siz de Ateş Kralı Kharzun olmalısınız.” diye mesafeli bir şekilde cevap verdim. "Ormanda büyü yaparken yolumu kaybettim ve en sonunda buraya geldim." Diye devam ettim. O an, dudaklarının kenarı kıpırdadı. Gülümseme değildi bu. Daha çok, ‘neyle karşı karşıya olduğunun farkında mısın’ bakışıydı. “Demek kayboldun." Dedi sorgulayan bir tavırla. "Hava çoktan karardı Kraliçe Lyseria. Buraya kadar gelmişsin, seni bu saatte geri göndermek ayıp olur. Bu gece misafirim olacaksın” dedi. Ne?! Bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğuna karar veremedim. Ardından muhafızlara başıyla işaret verdi. “Odası hazır olsun. Yarın daha detaylı konuşuruz.” dedi. Sanırım kaybolma numarasına, yeni kraliçe olduğum için inanmıştı.Ardından sırtını döndü. Muhafızlar ise yine beni kollarımdan tutup sürüklemeye başladılar. En sonunda demir bir kapının önünde durdular ve sol kolumu tutan muhafız öne geçip kapıyı açtı.Odayı açar açmaz burnuma gelen kül kokusuyla karışık hamıneli kokusu huzur bulmama yetmişti. Muhafız beni odaya doğru hafifçe itip arkamdan kapıyı sertçe kapattı. Artık odada sadece ben vardım. Oda çok küçüktü sadece bir yatak, bir dolap ve sehpa vardı. Bir de dolap ile sehpa arasında küçük bir pencere-Hey bir dakika! Ateş krallığında çiçek kokusu mu? Kokunun nerden geldiğini anlamak için etrafa baktım ve dolabın yanındaki küçük sehpada hanımeli kokulu bir tütsü gördüm. Çiçek kokulu bir tütsü mü? Dostum, bu kimin fikriydi? Cevabı aslında biliyordum. Kral Kharzun rahat etmem için böyle bir şey yapmış olmalıydı.Ayrıca burası Kral Kharzun ile konuştuğumda yerden daha soğuktu. Sanırım ateşe en uzak olan odayı bana hazırlamışlardı. İyi ki de öyle yapmışlardı yoksa sabaha kadar pişebilirdim. Çok yorgun olduğum için daha fazla oyalanmadan yatağa girdim. Gözlerim kapandı. Ateşin krallığında, hanımeli kokulu bir gecede yavaşça uykuya daldım..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.