S: Senin ne işin var burada? Nasıl olur...
B: Sende mi ikinci hayattasın?
S: Evet sende öylesin o hâlde?
B: Evet.
S: Tamam ne güzel. Sana böyle bir şans tanınmaz sanmıştım. Her neyse görüşürüz.
Tam gidecekken bileğimde hissettiğim baskı ile arkamı döndüm.
B: Dur.
S: Neden?
B: Yeniden başlayabiliriz bak tekrar denesek ha?
S: Biz mi? Hahaha... Komik şaka. Biz tekrardan nasıl birlikte olabiliriz ki Bangchan? Sen benimle oyun oynamadın mı! Yıkılmıştım ben!
B: Ya oynadım! Oynadım ama başka çarem yoktu Seungmin!
S: Ne anlatıyorsun sen ya? Beni bilerek bırakmadın mı sen? Benimle oyun oynadığını söylemedin mi yüzüme baka baka!
B: Babam beni seni øldürmem için görevlendirmişti Seungmin. Ben eğer seni kendimden uzaklaştırmasaydım seni øldürmek zorunda kalacaktım. Savaşı da ben başlatmamıştım. Babam başlatıp beni tehtid etmişti ki ben sana onları söylemiştim Seungmin. Benim görevim seni øldürmekken... Ben lanet olsun ki sana aşık oldum! Lanet olsun ki aşık oldum ben sana! Hastaneye kadar bileğini tutmuştum senin. Ama senin vefat haberinden sonra kendimi øldürdüm ben. Senin yanına gelmek istedim, Özür dilemek istedim senden. Affetme beni. Affetme Seungmin. Hayatını mahvettim ben senin. Nolur affetme beni. Ben kendimi affetmedim sende beni affetme. Sadece... Sadece son bir kez sana sarılmak istiyorum... Biliyorum, Bunu hak etmiyorum odunun tekiyim ama nolur bir kere sarılayım sana. Sen kan kaybederken yapamadım. Şimdi sarılayım sana.
Beynim duracaktı. Ne diyordu bu? Gerçek miydi tüm bunlar? Hayır,Hayır... Sadece.. Sadece saçmalıyor! Bu kadar çabuk yenilme Seungmin...
S: Pekâlâ...
Eskiden her gün sarılmak istediğim o kolların belimi sarması ile hafif duraksadım. Kokusu bile aynıydı. Dayanamadım... Yenildim ve sarıldım.
Yolun ortasında belki dakikalarca o pozisyonda kaldık. Yanımızdan geçen insanlar umurumuzda değildi bile. Sadece hasret gideriyorduk.
İlk ayrılan o oldu.
B: Ben... Daha fazla rahatsız etmeyeyim seni.
S: Bekle Bangchan