Hayatta pek çok şey öğrendim.
Bir Kraliyeti mensubu olmasını sonuna kadar kullandım.
Başka ülkelere seyahat ettim. Bir sürü gemi yolculuğu yaptım. Bir sürü komutan ile talimlere katıldım. Diller öğrendim.
Hayatın bana verdiği nimetlerden sonuna kadar faydalandım.
Geçen yıl bize uzak bir ada ülkesini ziyaret ettim. Ortadaki kral ve kraliçe beni çok iyi ağırladılar. Orayı gezdim. Antik kentlerini, şelale ve kütüphaneleri... Orada daha önce okumadığım bir kitap vardı .
Adı Zihin Büyüsü diye geçiyordu başka bir dilde yazılmıştı. Eski bir dildi ama ben bilmiyordum. İçinde büyünün aslında insan beyninden geçen bir oyun olduğunu yazıyordu. Oldukça dikkatimi çektiği için 1 gecede bitirdim. Akıcı bir kitaptı.
Sonraki günlerde aslında büyü diye bir şey olmadığını anladım. Bunlar insan beynine türlü bitkiler yardımıyla kafa karışıklığına yol açıyordu ve başka insanlar da bunu kullanıyor ve kendilerine Büyücü diyorlardı.
Bu yüzden ne büyüye ne de sihire inanırdım. Ta ki bugüne kadar .
---
Gözlerimi açtığımda başımda kişneyen beyaz atım duruyordu. Hemen ayağa fırladım ve etrafıma göz gezdirdim. Yoktu hiçbir şey yoktu.
Doğrusu ne olması gerektiğini bile bilmiyordum.
Ben hatırlamıyordum.
En son ben bir kadın görmüştüm ve bir kulübe ama nasıl?
Atın yelesine elimi koydum ve sırtını okşamaya başladım.
" Sen birşey gördün mü?"
Aniden kişnedi ve ipini koparmaya çalıştı.
" Tabi kim bilir kaç saattir buradayız acıktın ve ben de öyle."
Tekrar kişnedi.
Hemen üzerine bindim ve nereye gittiğimi bilmeden üzerinde yol almaya başladım.
Sadece bir kaç dakika bile kaybolduğumu anlamaya yetti.
En sonunda bağırmaya başladım "kimse yok mu?"
Tabii ki de kimse yoktu. Orman içinde benden başka hangi akıllı olabilir ki! Aynı anda çalıların kıpırdaması ile kendimi atın üstünden yere attım .
Acıyla kıvranırken hemen Ata tutuldum o mu beni arkadaşına aldı ,Ben mi onu hiç bilmiyorum.
En sonunda çalıların arasından bir grup asker bana silahlarını doğrultunca bunların kraliyet muhafaza olduğunu anladım.
Rahatlamış bir şekilde onlara döndüm. Arkadaki atların içlerinden biri bana doğru yaklaştı.Üzerinde heybetli uzun boylu yakışıklı bir adam duruyordu.
Bana anlamaz ifade ile bakınca ben de aynı şekilde ona bakmaya başladım.
Kimdi bu prensi falan mı ?
Taç giyme töreni için mi buradaydı?
"Prenses Alya burada bu saatte ne işiniz var?" diye sorunca onun beni tanıması beni daha da şaşırtmıştı.
Attan indi ve bana yaklaştı.
Ona ufak bir etek selamı verdim. "şey ben at binmeye çıkmıştım ama kayboldum" diye düzelttim üzerimi.
"Anladım da siz misafir değil misiniz? At binmek burada ormanda tehlikeli olmaz mı?"
Bu ne cüret bana nasıl bunları söylerdi?
Kimdi bu prens?
Doğrusu şu an ona hakaret etmek isterdim ama hiç sırası değildi ormanın ortasında kaybolmuştum ve ona muhtaçtım.
Yani tabii yönünü bulurdum ama o zamana kadar gece olurdu bu sefer annem ve babam ortalığı karıştırdı. Buna da hiç gerek yok.
Ona baktım ve " Benim hayatımda odada oturup akşama kadar beklemek gibi bir kural yok! Sizin ne işiniz var burada ailem beni aramanız için sizi mi yolladı yoksa?"
Bana uzun uzun baktı anlamamıştı herhalde.
Şaşırmış gibiydi ama anlamamış gibiydi de. Ona baktım" Beni sarıya götürür müsünüz?" dememle başını salladı ve bana arkasını gösterdi.
" Bu taraftan prenses Alya "
Bak yine ismimi söylemişti nereden tanıyor bu beni?
"Siz benim ismimi nereden biliyorsunuz?Saray'da bir sürü prenses var?"
"Doğrusu isminize çok duydum yaptığınız projeler, geziler, aynı zamanda bir dövüşçü olduğunuz da duymuştum diğer prenseslerden farklı olduğunuz apaçık ortada"
Tamam beni bu şekilde tanıması güzeldi sanırım insanların aklında böyle fikirler bırakıyorsam ne mutlu bana.
Sarıya kadar yürürken çok fazla konuşmadık.
Birkaç soru sordu cevapladım. Birkaç soru sordum kısa cevaplar verdi ,birbirimizi ile konuşmaya meraklı değildik sanki.
Sarayın bahçesini gördüğümde içim rahatladı artık ona hakaret etmeye gerek var mıydı bilmiyorum ama içimde kalacaktı sanırım sonuçta bir prens olabilir .
Kim olduğunu bilmiyor olmam ayrı bir garip.
Çoğu gezdiğim Ada ülkelerinde prenslerle tanıştım.
Dış güzelliğimden dolayı bana yaptığın nazik davranışlardan hepsini çok iyi tanırım.
Sarayın içine doğru vardığımızda atları içeri götürdüler.
Beyaz ata hüzünlü hüzünlü baktım.
Zavallı ben sadece 10 dakikacık binmiştim üstelik çok sevmiştim o atı.
Neyse neyse olmadı giderken kendimle götürürüm.
Tabii biri hediye ederse neyse yarın taç giyme töreni var.
Ve bugün çok yoruldum büyük ihtimal yarın öğlene kadar uyuyacağım.
Kafamdakilerini dağıtmam biraz dinlenmem gerekiyordu. Yanımdaki prens bana döndü "sizinle tanıştığıma memnun oldum prenses Alya"
" Ben de sizinle tanıştığıma memnun oldum şey siz" dediğimde bana bir daha şaşkınlıkla baktı.
"Siz beni tanıyorsunuz zannediyordum yani deminden beri benimle kim olduğumu bilmeden mi konuşuyorsunuz?" yüzüne baktım ne alakası var her gördüğüm prenses tanımak zorunda mıydım?
Ayrıca tanımamam kadar normal bir şey de olamaz!
" Hayır sizi tanımıyorum.
Ama dış görünüşünüze bakılırsa ya bir prensiniz ya da önemli bir bey" dediğim.
"Ben Karan ülkesinin veliaht prensi yarın kaç giyme töreni olan prens Bayerim." Şok olmuştum. Oldukça yapılıydı. Koyu kahverengi saçları dalgalı ve kısaydı. Kirli sakallı ve simsiyah gözleri vardı. Doğrusu yakından bakınca daha da etkileyici idi. Bütün prenseslerin onunla konuşmak için fırsat arayan prens Bayer.
Demek ben az önce Karan ülkesinin veliahtıyla konuşmuştum.
Şokumu atlatman çok kısa sürdü
doğrusu.
Onunla tanıştığıma memnun olduğunu söyleyip oradan yavaşça ayrıldım.
Doğrusu farklı bir tepki beklediğini düşünüyorum çünkü arkamdan bana tekrar yaklaştı ve kolumdan tuttu ve beni kendisine çevirdi.
"Siz pek şaşırmadınız."dediğinde
"Aslında şaşırdım ama bunun neden yüzünüze vurayım ki" dediğimde kıkırdadık.
ikimizde anlaşamıyorduk bir türlü birbirimize iletişim kuramıyorduk
"neyse yarınki taç giyme töreninde görüşmek üzere prens hazretleri " deyip etek selamı verdim ve yürümeye başladım.
Üzerimdeki kırmızı elbisenin çamurlu ve iğrenç olduğunu saçımın başının dağıldığını düşünürsek sanırım ona iyi bir profil çizmemiştim. Doğrusu önceden çizdiğim profilinde çok harika olduğunu söylenebilir mi bilmiyorum sonuçta beni bir savaşçı olarak sanıyordu ama bu hoşuma gitmiyor demeyeceğim.
Kapıya vardığımda o adamı yine gördüm adını öğrenmem gerekiyordu sonuçta buradaki yetkili oydu.
Benim ile ilgilenecek kişiye "adınızı öğrenebilir miyim? sonuçta size hitap etmem gerekiyor öyle değil mi?"
Selam verdi ove bana eliyle ileriyi gösterdi , oraya doğru yürümeye başladığımızda konuşmaya başladı.
"Benim adım siin iki 'İ' ile..
Üzgünüm ama annenize ve babanıza haber vermek zorunda kaldım çünkü siz gideli neredeyse 4-5 saat oluyor niye bu kadar geciktiniz prenses eğer biraz daha geç kalsaydınız arama ekipleri yollamak zorunda kalacaktım??"
"Ufak bir aksilik çıktı.
Attan düşmüşüm. Sanırım başımı vurdum, şükürler olsun ki o sırada Prens Bayer oradaymış bana yolu gösterdi ve buraya kadar beraber geldik akşam yemeğini kaçırmadım umarım kurt gibi açım çünkü " dediğimde
Saatine baktı ve" tam zamanı efendim"
"Hemen gidelim o zaman üstümü değiştirip yemek yemek istiyorum."
Kapının önüne vardığımızda kapıyı tıklattım ve içeri girdim ama içeride görmek istediğim gözler sadece anne ve babamınki değildi . Orada başka bir kadın duruyordu bu sabah gelirken bizi balkonda izleyen kadın.
Üzerinde altın rengi elbisesiyle göz kamaştırıcıydı.
"sonunda" diye bağırdı annem.
"Eğer biraz daha geç kalsaydın arama kurtarma ekibi çağıracaktım!! durup dururken atabilmek de nereden çıktı!?" diye annelik içgüdüsü ile bana fırça atmaya başladı.
Ben onun fırçalarını aldırmayıp ikisinin önünde etek selamımı verdim ondan sonra da o kadının önünde etek selam verdim
" Özür dilerim anneciğim maalesef biliyorsun ki benim oturma gibi bir huyum yok bir anda kendimi dışarıda buldum. bu kadar geç kalmamın sebebi ise attan düşmem.
Sanırım atım ormanda bir hayvan gördü ve korktu aniden üstünden atınca kafama vurmuşum uyandığımda saatin geç olduğunu fark ettim ve hemen döndüm özrümü kabul et lütfen."
Bunları söyledikten sonra ikisine de baktım üstüm başım berbat haldeydim. O yüzden onlardan izin istedim.
"İzninizle üzerimi değiştirip hemen geleceğim çabuk ol sofraya oturacağız kraliçenin bizim ile konuşacakları varmış seni bekliyorduk."
Kafamı salladım ve odaya girdim odaya girmenin rahatlığıyla kendimi ilk önce bir yatağa attım sonra hemen kalkmam gerektiğini hatırlayıp aniden fırladım yukarı gardrobumu açtım eşyalarımız yerleştirilmişti. Eşyalarımın arasından bir tanesini çıkarıp üzerime giydim. Saçımı başımı taradım banyo yapmam gerekiyordu ama şu an hiç sırası değildi üstümü başımı hazırladıktan sonra kapıyı açtım ve önlerine çıktım.
Annem bana göz kamaştırıcı bir şekilde bakıyordu .
Tabii ki güzeldim.
Ben de farkındaydım ama annemle babamın bunu yüzüme vurması biraz ne diyeyim şımartıyordu beni durun size kıyafetimi göstereyim.
👇👇👇

Üzerimdeki pelerini giymemiştim ama mavi rengini çok seviyordum hele de butonuna bayılıyordum ama aynı modelden pembe kıyafetim de vardı bunu annem çok sevdiği için pembesini de yaptırmıştım ama asıl sevdiğim renk buydu bu kıyafetle onların karşısına çıkmam onu daha çok sevindirmişti.
Pembesini giysem daha çok severdi o ayrı ama.
Kraliçe ayağa kalkınca biz de ayağa kalktık hazır olan masaya baktim. İştah kabartıcıydı.
Kral babam en başta öbür başı Kraliçe babamın yanına kardeşim ve annem, annemin yanına da ben oturdum.
zaten masa 6 kişilikti bir yer boş kalmıştı kısa süre sonra kapı çaldı ve içeri prens Bayer girdi o oturduğunda daha yemeğe başlamamıştık.
onu görmene şokuyla bir anda içtiğim su kursağımda kaldı ama onları belli etmedim çok gülünç bir durumdu.
" Yaşadığım gecikme için özür dilerim prenses Alya'nın ormanda kaybolduğunu öğrenince kendisine bulmak istedim saraya kadar beraber refakat ettik." dediğinde ona döndüm gözlerim içinde açılmış ona bakıyordum.
Ne diyordu bu ne alaka.
Ben olayın şokunu yaşarken beni gördüğünde bir an birden laflar ağzına tıkıldı.
"prenses Alya demek buradasınız"
Sanki diyeceklerini seçememiş gibi gelip tam karşıma oturdu kraliçe ve babam bir şeyler dediler ama onları o ara duymadım.
prens Bayer hala prens olduğu için babam önünde Selam vermiyordu bu beni mutlu etmişti
Sonra aniden babam boğazını temizledi
"Kraliçem konuşmak istediğiniz konuyu öğrenebilir miyim?"
" Tabii bu konuyu aslında uzun zamandır düşünüyorum ama biliyorsunuz ki Kral Onno' nun hastalığı vesilesi ile bunu hiç dile getirememiştim ama hazır siz buradayken ve oğlumun da yarın taç giyme töreni olduğunu düşünürsek bunu size söylemenin vakti olduğunu düşündüm."
"Anlamadım kraliçem konuşmak istediğiniz konu tam olarak nedir?"
Bana baktı ve oğluna baktı
" Prenses Alya doğrusu benim tam hayalimdeki gelin onu oğluma layık gördüm eğer onun ve sizin de rızanız varsa onların evlenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Ben şok! annem şok !babam şok! hatta Bayer bile şok !. İkimizin ağzının aynı şey çıktı.
hatta ikimizin değil hepimizin.
evlilik mi?
evlilik mi?
evlilik mi?
evlilik mi?
______
Evet evlilik.
🤭😂😅😂😂
Herkez şok. Tabi beklemiyorlarsa demek ki!??
Peki bölüm nasıldı sizcee???
Bölümü beğendiniz mi??
Alya bu soruya nasıl tepki verecek?
Sonraki bölümü en kısa sürede hazırlayıp göndereceğim. Sonraki bölümde görüşmek üzere 👋😘🥰🥰