İçeriğe geç

Kraliçe

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Kraliçe

Bölüm 1

Giriş

Gözlerimi sımsıkı kapatmıştım. Açamıyordum. Uçaktaydım. Fransa'dan Türkiye'ye gidiyordum. Canım yanıyordu. Gözlerimi daha sıkı kapattım. Sonunda uçak sabit bir yükseklikte yoluna devam etti ve beklediğim sesi duydum. Artık acı geçmişti. Gözlerimi açtım. Elime baktım. Elimde küçük tırnak izleri vardı. Evet, gözlerimi kapatmamın sebebi buydu.

Yanımda daha yedi, sekiz yaşlarında olduğunu düşündüğüm bir çocuk oturuyordu ve uçaktan korktuğu her haliyle belliydi. Yanında annesi olduğunu düşündüğüm bir kadın vardı ama çocuk annesinin elini tutmak yerine benim elimi tutmuştu.

"Özür dilerim canın çok yandımı?" Dedi bana bakarak. Gülümsedim ve elimi çocuğun yanağına koyup okşadım. "Hayır ama sen uçaktan çok korkuyorsun galiba?" Dedim gülümseyerek." Hemde çok korkuyorum" dedi.

"O zaman şöyle yapalım mı? Gözlerini kapat bakalım" dedim o da hemen gözlerini kapattı." Bana en çok gitmeyi sevdiğin yeri söyle hadi" dedim. Biraz düşündü. "Sanırım en çok sahile gitmeyi seviyorum" dedi. "Hım o zaman hayal edelim." Dedim o da başı ile onayladı. "Atlas" diyen bir kadının sesini duyduk. Yanımdaki çocuk gözlerini açtı. "Sanırım afacan bir çocuk uçakta kaybolmuş" dedim. Bana baktı. " Ne oldu?" diye sordum.

"Sanırım o afacan çocuk benim." Dedi şaşkın bir şekilde ona baktım. Nasıl yani bu yanına oturan kadın onun annesi değilmiydi. Bu yüzden o kadının elini tutmamıştı. Şimdi anlıyordum. "Benim gitmem lazım şirin kız görüşürüz" dedi. "Bak sen şu afacana. Yaşına başına bakmadan şirin kız diyor" dedim ama o hemen ayağa kalkıp gitti. Gülümsedim. Saate baktım. Uçuşun son bulmasına iki buçuk saat vardı. Saat dokuzda evde olmayı hedefliyordum.

Bu süre zarfında tabletten bir kaç araştırma yaptım. Ve kalan sürede uyumayı tercih ettim. Çünkü en son üç gün önce uyumuştum. Gözlerimi kapattım. Bir kaç saat sonra İstanbul'dayım. Benim cehennemim daha yeni başlıyordu.

2 saat sonra

Sonunda uçaktan inmiştim. Derin bir nefes aldım. Beni karşılamaya ailem gelmemişti daha onların bundan haberi yoktu. Çıkışa doğru ilerledim ve lidyayı gördüm. O da beni görmüş olacakki hızla üzerime koşmaya başladı. Bende onu çok özlemiştim. Bende ona doğru koştum. "Canım benim çok özledim." Dedi lidya. Daha sıkı sarıldı. "Bende seni çok özlemişim." Dedim. Sonra uzaklaştım. "Burda daha fazla durmayalım. Annemin buraya geldiğimi magazinden duymasını istemiyorum." Dedim güldü

Arabaya doğru ilerledik. Eşyalarımı yerleştirip yolcu koltuğuna oturdum. Lidyada araba binince gülerek konuşmaya başladık. O sırada telefonum çaldı. "Hangi hayranın arıyor" dedi lidya gülerek. Göz devirdim. "Annem arıyor" dedi. Ne hayır olamaz annem arıyordu. Yeni idrak etmiştim." Hayır olamaz bu kadar hızlı olamazsınız." Dededim ağlamaklı bir sesle " gerçekten hakkıyla yapıyorlar mesleklerini bu kadar çabuk magazine düşmüş olamam dimi lidya" dedim. Evet bu kadar çabuk magazine düşmüştüm. Telefon hala susmamıştı. "Ceylin bence aç" dedi lidya telefonu göstererek. "Açmasam" dedim. Ağzını hareket ettirerek aç dedi.

Telefona tekrar baktım ve derin bir nefes alarak açtım. "Efendim annecim." Dedim. Gözlerimi kapattım. "Bu ne demek oluyor Ceylin" dedi. Gözümğ açtım. " Ne ne demek oluyor anne" dedim. Şaşırmıştım noluyordu. "Ben kızımın türkiyede olduğunu uyduruk bir magazin sitesinden mi öğrenecektim." Dedi. "Demekki o kadar da uyduruk değilmiş" dedi lidya. Bacağına vurdum. "Anne ama ben size sürpriz yapacaktım nasıl öğrenirsiniz ya" dedim. Olayı toparlamaya çalışarak. "Öylemi ama ben bilmiyordum. Çok özür dilerim annecim. Tamam ben bilmiyormuş gibi davrana bilirim ama babanı bilmiyorum." Dedi. Libya'daki baktım. Ağzımı hareket ettirdim. Olamaz dedim.

"Tamam annecim ben bir kaç saate şirkete gelirim." Dedim ve telefonu kapattım. "Noldu neden olamaz dedin" dedi lidya başımı olumsuz anlamda salladım. "Babamda biliyor geldiğimi" dedim lidya güldü.

"Sence bana çok kızmışmıdır"

"Alakası bile yok"

"Bana doğruyu söyle"

"Neden kızsın. Alt tarafı koskoca Gümüşzade holdingin başına geçmeyi reddettin. Üstüne kimseye sormadan Fransaya gittin ve beş yıl sonra geliyorsun."

"Bittim yani"

"Bittin"

Bitmiştim. Babam beni öldürecekti. Yapacak birşey yoktu. Yaptıklarımın bedelini birgün ödeyeceğini biliyordum. Ama bu çok erken olmuştu. "Lidya beni eve bırakırmısın" dedim. "Hangi eve" dedi lidya haklıydı benim kendi evim yoktu. Babamın evine gitmeye hazır değildim. "Sana gidelim. " dedim. Başıyla beni onayladı.

İlk önce lidyanın evine gidip eşyalarımı bıraktım ardından holdinge gidip ailem işe konuşacaktım.

"Bende geliyimmi?" Dedi lidya. Başımı olumsuz anlamda salladım. "Gerek yok teşekkür ederim" dedim ve holdinge girdim. Bir anda asistanlar, stajyerler, çalışanlar hepsi bana bakmaya başladı. "Ne bakıyorsunuz hepiniz ya of" tabiki bunu çok kısık sesle söylemiştim. Daha ilk günden nefret toplamaya hiç gerek yoktu.

Yukarı kata çıktım. Ve sonunda o büyük an gelmişti. Kapıyı tıklatmadan açtım ve içeri girdim. "Annecim hoşgeldin" dedi annem. Şaşkın bir şekilde ona baktım. Sarıldı bende ona karşılık verdim.

Şuan tam karşımda yıllar önce sözünü dinlemeyip kendi aklıma uyup gittiğim babam duruyordu. Gülümsedim "Baba" dedim ve bunu dediğime pişman oldum. Ne bekliyordun sana fırlayıp sarılmasını mı. Ah be kızım. Ama tamam pişman olmak yok. Bundan sonra kendi ayaklarının üzerinde duracaksın. Pişman olmak yok.

"Kızım" dedi babam dolan gözlerimle babama baktım. Şaşırmıştım. Nasıl yani benimle konuşuyormuydu. Hızla babamın yanına gittim. "Babam" dedim tekrardan kollarını açtı. Sarıldım. Hemde sımsıkı Sarıldım. Gözlerim dolmuştu bir şekilde babamdan ayrıldım. Babam tekerlekli sandalyede oturuyordu.

"Bu nasıl" dedim. Çünkü babamın tekerlekli sandalyede olduğunu bilmiyordum. "Bunu sonra konuşuruz. Şimdi bir hasret giderelim. Benim kızım geldi bugün" dedi annem. Bende başka birşey söylemeden başımla onayladım. Bugün benim için çok zor olacak gibiydi.

Üç saat sonra

"Annecim bu ne demek" dedi annem. "Anne sende ne demek istediğimi anladın" dedim ve ayağa kalktım." Sen eve gelmiyorum diyorsun kızım ben buna nasıl izin vereyim" dedi ama evet ben eve gitmeyecektim. "Anne bana üç yaşındaki muamelesi yapmayı bırakırmısın artık." Dedim annem başını olumsuz anlamda salladı. "Hayır bırakamam." Dedi kapıya doğru yürüdüm. "Annecim şunları söylemeyi unuttun." Dedim. Yavaş yavaş kapıya yaklaşmıştım. "Yabancılarla konuşma, başkası sana birşey verirse yeme, dışarıda birşeyler içerken çok dikkatli ol" bunları söyledikten sonra gülerek, hızla dışarı çıktım. "Sen hala üç yaşındaki çocuksun" diye bağıran annemin sesini duyuyordum. Ama ben üç yaşındaki çocuk değildim. Sadece kendi kararlarımı vermek istiyordum.

Şirketten çıkınca hemen bir taksi durdurdum. Türkiye'ye geleli çok kısa bir süre olmuştu. Hatta baya kısa bir süre bu yüzden kendime araba alacak bir vakit bulamamıştım. Ama şuan bunların hiç birini düşünmek istemiyordum. Lidyayı çok özlemiştim onunla sohbet etmek istiyordum. "Hanımefendi iyimisiniz" dedi şoför başımı olumlu anlamda salladım. "Hemde çok" dedim çünkü lidyanın evine gelmiştim. Şoför'e parayı uzattım. "Üstü kalsın" dedim. "Abla eminmisin yediyüz lira fazla verdin" dedi. "Öyle mi olmuş" dedim çünkü bende farkında değildim." Ay ne olacak canım eşine çoluğuna çocuğuna iki üç birşey alırsın" dedim. Sonra taksiden indim.

Sonra bir çığlık sesi koptu. "Ay" dedim korkmuş bir şekilde "inşallah birine birşey olmamıştır." Dedim. "Oldu oldu dağda kurt öldü" dedi lidya güldüm. "Hangi dağda kurt öldü" dedim. "Bilmiyorum ki valla aldılar götürdüler herhalde dağda öldürmüşlerdir." Dedi bir anda korktum. "Nasıl yani gerçekten kurt mu öldü" güldü. "Ya şuan burda kurtmu konuşacağız hadi geç içeri" dedi gülümsedim. "Haklısın" dedim ve içeriye geçtim. İlk işim benim odama gitmek oldu. "Lidya" dedim ve ona sarıldım. "E hiç birşey değişmemiş bu odada" dedim çünkü yıllar önce babamı ve annemi çiğneyip geçtiğimde tek gelebileceğim yer burasıydı. Bende ebirkaç Ay burada kalmıştım. "Tabi değişmeyecekti ya ne olacaktı" dedi. Gülümsedim. "Hem sen yokken seni her özlediğimde ne yapıyorum sanıyordun tabikş buraya gelip senin yatağına yatıp senin kokunu içime çekiyordum." Dedi güldüm. "Beş yıl boyunca geçmedimi o koku" dedim .

Bir anda yüzü soldu. "Geçti hemde öyle bir geçtiki o koku" dedi ve sonra güldü "daha tanesi geldi o kokunun" dedi." Güldüm "lidya iyiki varsın." Deidm ama gerçekten iyiki vardı. "Ceylin daha yeni geldin ama senden birşey isteyebilirmiyim" dedi başımla onayladım." Tabi isteyebilirsin hatta bu hayatta bende herşeyi isteyebilecek tek kişisin" dedim gülümsedi " bize o güzel ellerine o müthiş yemeklerinden yaparmısın" dedi kahkaha attım gerçekten bunu mu istiyordu. "Yaparım tabi haseki Hürrem Sultan sen iste yeter" dedim.

Mutfağa doğru yürüdüm. Dolabı açtım. "Yuh lidya bu ne" dedim. O da yanıma geldi. "Dolapta soğan mı saklanır." Dedim. Gözlerini kaçırdı. "Ya ne biliyim ben" dedi. Güldüm. "Tamam ben şu dolabı bi gözden geçireyim sonra sana yemek yaparım" dedim. Başıyla beni onayladı ve oturma odasına geçip televizyon seyretmeye başladı. "Kaç bakalım ceylin nereye kadar kaçabileceksin." Dedim kendi kendime.

Burda kaç gün kalabilecektim ki. Hem lidyayada yük olurdum. Kendime kalacak bir yer bulmak istiyordum. Şirketin parasından harcamak istemiyordum. Yıllarca banka hesabımda milyonlarca para birikmişti ama hepsi şirketin parasıydı. "Aya ama daha hiçbirşey hazırlamamışsın" lidyaya baktım. "Çok pardon dalmışım" beni gözleri ile süzdü " Ceylin kuşum sen iyimisin" duraksadım. Ben iyimiydim. Evet iyiydim. Gülümsedim. "Gayet iyiyim hem şimdi sana oturup sarma bile saracağım. Sen bayılırsın." Koşarak bana sarıldı.

"Ay Ceylin iyi hoş ama sen daha yeni geldin. Daha eşyalarını bile yerleştirmedin. Birde oturup bana sarma mı saracaksın?" Gülümsedim. "Evet lidyacım tamda öyle olacak" yüzündeki gülümseme içimi sıcacık etti. O mutlu olunca bende mutlu oluyordum. Ne de olsa o artık benim kardeşim gibiydi. Hatta bir kardeşim olsaydı bu lidya olsun isterdim. Bunu lidyaya söylemeye karar verdim.

"Lidya biliyormusun bir kardeşim olsaydı bu sen ol isterdim" dedim ve işime devam ettim. "İyiki varsın Ceylin ama niye öyle dedin senin hali hazırda bir kardeşin var zaten." Duraksadım. Lidyaya küçük bir oyundan zarar gelmezdi . "Hayır" dedim. Başını olumsuz anlamda salladı. "Bak ben bora'yı anlıyorum. Onu bir suçu yoktu." Kaşlarımı çattım. "Sen neyden bahsediyorsun." Kaşlarımı çattım. "Şu araba kazasından babanın tekerlekli sandalyeye mahkum olmasını sağlayan." Gözlerim karardı. Bu Bora yüzünden mi olmuştu. Ve bunu lidya bile biliyordu ama ben bilmiyordum.

"Sen biliyordun sanırım" dedi. Başımı olumsuz anlamda salladım. "Bana herşeyi anlat" dedim. Hiçbir şeyden haberim yoktu. "Gel içerde anlatayım" başımla onayladım. "Baban üç yıldır bu durumda yani kaza üç yıl önce oldu." Üç yıl mı? Bu çok uzun bir süreydi. Ben daha yeni öğrenmiştim. "Kaza nasıl olmuş. Arabayı bora mı kullanıyormuş" dedim. Büyük ihtimalle babam ve Bora yolda beraber giderken Bora arabayı dikkatsiz kullandı ve kaza yaptılar. Bu kazanın cezasını da babam çekiyordu.

Lidya biraz bekledi. Bunu söylemek bu kadar zor olmamalıydı. "Tama lidya ben anladım. Babam ve Bora beraber arabadayken Bora arabayı dikkatsiz kullandı ve kaza yaptılar." Dedim nasıl bu kadar sakin kalmıştım anlamadım. Ayağa kalktım. Çünkü beni mutfakta bekleyen sarmalar vardı. "Ben mutfağa geçiyorum" dedim ve mutfağa ilerledim. "Bora araba ile babana çarpmış " dedi. "Ne"

Ruhum çekilmiş gibiydi. Hiçbirşey hissetmiyordum. Nasıl böyle birşey olurdu da benim yıllar sonra haberim olurdu. Şuan koltukta yatıyordum. Gözlerim kapalıydı. Açmak istemiyordum. Lidya herşeyi anlatmıştı. Bora kazayı hatırlamıyormuş. Zaten kazayı yaparken de pek kendinde olduğu söylenemezmiş. O gün birine çarpacakmış ama o kişi babam olmuş. Böyle birşeyi nasıl benden gizlediklerini hala aklım almıyordu. "Benden neden gizlediler peki. Söyle şimdi ben borayı nasıl affederim." Gözlerimi açtım ve koltuğa oturdum. "Bak ceylin sende haklısın ama o gün bora çok içmiş. Ben onun o günkü pişmanlığını gözlerimle gördüm." Dedi.

"Kaza günü yani kaza olmadan beni aradı lidya abla nolur gel beni burdqn al ben çok kötüyüm dedi. Gerçekten sesi çok kötü geliyordu. Bana inan ceylin. O da böyle bir şey olsun İstemezdi. " göz yaşlarımı sildim. "Ama ben geç kaldım. Ben yetişemedim. Belki ben daha erken evden çıksaydım. Böyle bir kaza olmayacaktı. Belkide tüm suç bendedir." Bu sefer kendini suçlamaya başlamıştı. Lidyaya sarıldım. "Belkide tüm suç bendedir." Dedim benden ayrıldı. "Şu nasıl sende olabilirki sen kaza olduğunda burda bile değildin." Dedi gülümsedim. "İşte sorun da bu ya ben kaza olduğunda burda bile değildim. Belki burda kalsaydım. O kaza olmazdı. Bora beni arardı. Bende hemen giderdim. Yada onu oraya hiç göndermezdim. Belki tüm suç bendedir."

Ağlamaya devam ediyordum. Neden ağladığımı bende bilmiyordum. Ağlayacak o kadar çok sebebim vardı ki. İlki benden kazayı saklamış olmalarıydı. İkincisi Bora ya düzgün bir abla olamamış olmamdı. Üçüncüsü kimseyi umursamayıp fransaya gitmemdi. Ben fransaya gidince ceylin gümüşzade olmamıştım. Ben sadece ceylin olarak kalmıştım. Gümüşzadelerle ilgili olan hiçbir şeyden haberim yoktu. Öyleki lidya benden daha çok gümşzadeydi. "Ben kimimki niye yıllar sonra çıkıp geldiysem buraya. Belki fransada kalmak benim için en iyisiydi." Ama öyleydi. Buraya gelmeden önce mutlu bir hayatım vardı. Kimseyi umursamayan Ceylinin daha mutlu bir hayatı vardı. Buraya gelmem büyük bir hataydı.

"Ceylin senin hiçbir suçun yok" Gülümsedim. "Lidya ben hiç iyi değilim." Dedim ve bir anda kahkaha atmaya başladım. O da benimle beraber kahkaha attı. Bunlar gerçekten bizim başımıza geliyormuydu ya. Bunlar olmuyormuydu gerçekten. Kendimi durdurdum. "Benim biraz uyumam gerek." Odama doğru yürüdüm ve kendimi yatağa attım. Şuan hiçbirşey umrumda değildi. Sadece uyumak ve tüm bu olanları unutmak istiyordum. Tüm bunlar bir rüyaymış ve ben Fransa'daki evimde huzurlu bir şekilde uyanmak istiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.