Evet.. Ben Lavinia Demirel ve evet ben Demirel Ailesi'nin ikinci varisiyim.Birinci varis abim Kerem Demirel.. Tabii o bana göre abiden de daha fazlası olsada.. Ailemiz her ne kadar ihtişamlı görünsede, görünmeyen tarafıda var mesela.. Babamın sürekli içip annemi dövmesimi desem veya abim Kerem'e daha çok değer vermelerimi desem. Yani genel olarak Ailem beni bir hata gibi görsede abim Kerem bu düşünceyi kabul etmiyordu. O benim hem Annem olmuş hemde babam olmuştu, ona sonsuz bir sevgi besliyordum. Hatta nişanlısı Miray Yılmaz ile de çok iyi anlaşıyordum. Gerçi Miray abla'nın benim kalbimde olduğunu söylememe gerek varmı sahi? Cidden bir insan nasıl birine bu kadar abla ve kankalık hissettirebilirdi ki? tabikide Miray abla.. En son nerede kalmıştık hmm.. Ailenin gizemleri mi demeliyim acaba yoksa Cehennem'in dibi mi demeliyim? Çünkü Dün gece gördüğüm kitapla hayatımı değiştirecek o kadar şey oldu ki.. Sabah uyanır uyanmaz evin kütüphanesinde ayak adımları duymamla irkildim ve kalkıp ayak sesinin geldiği yöne ilerlediğim de babamın kitaplığa koyduğu bir kitabı fark ettim. İyide bizim böyle bir kitabımız yoktu ama tabi sorgulamam gerekirdi çünkü babam niye böyle şüpheli birşey yapardı ki? Hele ki kütüphanedeki kitapların yarısını okumuş bir kızı varken. Yada artık fark etmem gereken şeyin zamanımı gelmişti?Babamın rafa kaldırdığı kitabı kaptım ve masaya oturduğum gibi kitabı inceledim, ve kitabın yanındaki anahtarı görmemle şoka uğradım ve kitabı incelediğim de bunun bir kitap değilde gizli bir saklama kutusu olduğunu fark etmem uzun zaman almış olmasa da şaşırmam yarım saat sürmüştü adeta. Anahtarı deliğe geçirdiğim an bir sürü kağıt fark ettim ve ardımda bir iz bırakmadan kitabı alıp odama doğru koşar adımlarla ilerledim.... O günden beri ne kitap okuyordum ne de kütüphaneye uğruyordum. Hatta o gizli kutuya bile bakamayacak kadar yoğundum. Çünkü bugün balo vardı ve evet yine sap bendim. Arkadaşım Lara Günce'nin bile sevgilisi vardı, abim zaten nişanlıydı. Ee ben ben kendime göre birini hiçbir zaman bulamamıştım ki herkesin kapısı zaten bana kapalıydı. Tabii kim sarışın kızlar varken kahverengi saçlı yeşil gözlü bir kızı umursardı ki.. Umursalar zaten onlara yazık olurdu. Tabi erkekler sadece sevişmek için sarıları severlerdi. Hemcinsim diye söylemiyorum ama para için götünü verenler gerçekten iğrenç. Neyse bu iş farklı konuya gitmeden şimdiki zamana dönelim. Evet Akşam balo vardı ve ben hala saptım. Neyseki gençtim ve güzel tarzım vardı.Gerisi boş iş... Akşam ki balo için,siyah bir korse, siyah eldivenler, siyah maske, kırmızı bel dekoltesi ve gerdan dekoltesi olan yere sürünen bir elbise seçmiştim. Bence gayet ikonik bir tarz sizce? Neyse insanların ne düşündüğü önemli değil. Saat akşam on'a denk geldiğinde elbisemi giydim, zümrüt kolyemi ve küpemi taktım ardından bordo bir ruj sürdüm ve eyeliner çekerek kahverengi saçlarımı topuz yaptım ve son olarak perçemlerime şekil verdim ve çantamı alıp abimin kapısı önünde Miray ablayla beklemeye başladık. "Öf,benim öküzüm nerde ya! "Gülerek Miray ablaya karşılık verdim. "Öküzün,şuan seni etkilemek için takıp, takıştırıyor Miray abla. " İkimizde aynı anda soluksuz kahkahalar atarken abimin keskin zeytin gözlerinin görüşümüze girmesi ile kahkahamız sona erdi ve abim konuştu. "Siz.. Siz, benim hakkımda dedikodumu yaptınız? " cevapladım "abi yok asla ne münasebe-" abim sözümü kesti ve üzerime doğru geldi ve gülerek "Gıdıklama Savaşı! " diye bağırdığı an ona yalvardım. Bu gece için çok hazırlanmıştım ve abi denen bozuntusunun bunu bozmasına izin vermeyecektim.. En son hatırladığım şey birbirimizi gıdıklamamızdı ve şuan daha farklı bir yerdeydik. Balo alanında... O kadar güzeldi ki salon.. Saatlerce bakmaya değerdi.. İlk önce konuşmalar yapıldı, kadehler kaldırıldı, danslar başladı.. Ama benim için dans maddesi yerine gelmedi, bu nedenle bende en köşe masada oturup kırmızı şarabımı yudumlamayı tercih etmiştim ta ki Efe Alaz gelene kadar.. Efe Alaz benim en yakın olduğum arkadaşlarımdan biriydi ve onun gelmesi beni bir nebze rahatlatmış olsada onun endişeli suratını görmek beni dahada endişelendirmeye başladı. Direk sordum "Efe,neler oluyor? " Efe soluk soluğa konuşmaya başladı. "Lara.. Lara.. Lavinia Lara... Az önce hastaneye kaldırılmış! " Efe'nin dediği bir kulağımdan girip diğer kulağımdan çıkmıştı çünkü bu söze inanmak istemiyordum. "Ne oldu Laraya! Söylesene Efe!" Efe iğrenme mimiği ile ağzını konuşmak için araladı.. "O Aşağılık sevgilisi varya,o şerefsiz!.. Kızı boğmuş tenha köşede.. " Bunu demesiyle kaskatı kesildim ve konuştum. "Efe,sen ne diyorsun amınakoyayım! " "Lavinia Lara'nın sana ihtiyacı var ve bana.. " sinirle soluk verdim "bu siktiğimin hayatı hiçmi düzgün gitmez amına koyayım! Yürü Efe ne bekliyorsun!" O gece Efeyle ayaklandık gittik Laramızın,biricik prensesimiz'in yanına..fakat her masal iyi sonla bitmez derler ya o sözün gerçek olduğunu kanıtlayan birşey olmuştu o gece.. Lara yoğun bakıma alınsada nefessizlikten saat 00:05 suları gibi ölmüştü yani.. 12/5/2026 saat 00:05.. Bu haberi duymamla yıkılmam bir olmuşken o şerefsiz Yiğit'i bulmak için arabama atlamış ve kontrolsüz bir biçimde argo kelimeler kullanırken Yiğit'in ev'ine varmıştım. O gece Yiğit nasıl Lara'nın boğazını sıktıysa bende Yiğit'in boğazını öyle sıkmıştım ki çocugun bilinci kapandığı an evi terk etmiştim. Aslında ölmemişti bayılmıştı, keşke o gerizekalıyı gebertebilseydim ama işte elimde değildi. Günlerden 13/05/2026 Larasız ilk günüme girmiştim. Öğle suları gibi cenazesi vardı fakat ben kendimi hazır hissetmiyordum ben hiç birşeye hazır değildim.. Giydiğim siyah takımı siyah baş örtüsüyle tamamladım ve şişkin gözyaşları ile odamdan çıkıp abimin gelmesini bekledim daha doğrusu bütün ev ahalisinin.. Annemler de geldiğinde arabaya binip o gece cenazeye gitmiştik ve ben o cenazede birini görmüştüm.. Siyah saçlı.. Sim siyah olan o zeytin gözleri.. Her zerresini hatırlıyordum ama onu tanımıyordum, sorunda buydu. Cenazede Efe'ye de soramamıştım zamanı değil diye. Ama onu bir yerden tanıdığıma çok ve çok emindim.. Cenaze bittiğinde Lara'nın mezarının yanına oturdum ve ona neden beni, bizi bırakıp gittiğini sordum ve bolca ağladım. Tabi arkamda biri olduğunu bilmeden.. Bu o çocuktu. Bana doğru geldi, geldi ve geldi.. En sonunda konuştu. "Kendini çok yıpratmamalısın Demirel prensesi.. Prensesler kimseyi umursamaz sonuçta.. " çocuğun ağzından çıkanları duyduğum an ona döndüm ve konuştum. "Sen,ne diyorsun be yavşak! " alayla güldü genç adam.. "Beni ne çabuk unuttun Lavinia.. Ben Ateş Ayaz Gürler.. " işte bu isim bana çok tanıdık geliyordu.. Bu Annem'in en yakın hatta Ailemin en yakın arkadaşının oğlu olmalıydı ama benden ne istiyordu ki? Arkadaşım ölmüştü aynı zamanda Ailemin sırrını çözmeye bir adım atmışken.. Ama tek bildiğim bişey varsa oda bu çocugun başıma bela olacağıydı. Ama olsun bende önüme engel olan şeyleri kaldırmasını iyi bilirim o nedenle nasıl son jokeri koyacağını iyi bilmeliydi, aksi taktirde Kralım onu yutardı...
Bölüm 1
[Giriş]
