1 hafta sonra… Hâlâ uyanmadı benim Ela’m. O orada canıyla savaş verirken hiçbir şey yapamamak insanın içini parçalıyor. Bir haftadır buradayım; milim yerimden kıpırdamadım. Kıpırdasam, Ela’ma bir şey olacakmış gibi geliyor. Efe’ye artık hak veriyorum. Olanların suçlusu bendim. Dikkat etmem gerekiyordu. Ne kadar aptaldım… Sevdiğim kadının ölümüne sebep olacak kadar aptal. Gözüme bir damla uyku girmedi. Benim güzelim orada can çekişirken, ben burada uyuyamazdım. Efe yanıma geldi. “Artık git Kayra. Uyu, dinlen,” dedi. “Hayır… Uyuyamam. Yapamam, Efe. Beni anla. Beni en iyi senin anlaman lazım. Ben sevdiği kadının ölümüne sebep olacak kadar aptal bir adamım,” dedim. Birkaç saniye duraksadı. “Hayır, öyle söyleme. Sen aptal değilsin. İnsansın. Her insan hata yapar,” dedi. Sonra sesi yükseldi. “Evet! Ablam senin yüzünden can çekişiyor. Senin o aptal dikkatsizliğin yüzünden!” Sözün bittiği yerdeydim. Ne söylese haklıydı. “Ben böyle olmasını istemezdim… O kadar cani bir adam değilim,” diye fısıldadım. “Öylesin! Öylesin, Kayra. Anla artık!” dedi ve gitti. Ben ise beklemeye devam ettim. 2 saat sonra… Doktor yanıma geldi. “Ela Akcan’ın yakını mısınız?” “Evet, yakınıyım. Ne oldu?” dedim. “Durumu iyi ama önlem amaçlı yoğun bakımda kalması gerekiyor,” dedi. “Onu görebilir miyim?” “Çok yormadan evet. Beş dakika sonra çıkmanız lazım. Mikrop kapmaması gerekiyor,” dedi. Hazırlık yaptılar, içeri girdim. Yüzü bembeyazdı. Zayıflamıştı; acı çektiği her hâlinden belliydi. Cihazlara bağlıydı. Onlar olmazsa yaşayamazdı. Ben yaşıyordum ama aslında yaşamıyordum. Onsuz yaşayamıyordum. Yanına, ayak ucuna oturdum. “Ela’m… Güzelim… Her şey benim yüzümden. Uyan lütfen. Çok çaresizim. Hiçbir şey yapamıyorum. Beni bu vicdan azabıyla baş başa bırakma, yalvarıyorum.” Ben kolay kolay yalvarmam. Ama konu Ela olunca her şey değişiyordu. “Canım… Güzelim…” dedim, saçlarını okşarken. “Uyan… Daha evleneceğiz. Çocuklarımız olacak. Biri kız, biri erkek. Büyük olan erkek, küçük olan kız… Tatlı tatlı sohbet ederken kahvemizi yudumlayacağız. Hayal etmesi bile güzel…” Kaşları hafifçe kıpırdadı sanki. Sanki “Bizden olmaz, yapamayız, git buradan,” diyordu. Gözümden bir damla yaş aktı. “Hiç mi olmaz? O kadar mı yasaklıyız birbirimize? Tamam, ben buna razıyım… Yeter ki aç güzel gözlerini.” Hemşire geldi. “Artık çıkmalısınız, beyefendi,” dedi. Çıktım. Beklemeye başladım. Ben zaten hep bekliyordum. Ama o gelemiyordu. Hemşire günlük kontrol için yanına gitmişti. Zaman algımı tamamen yitirmiştim. Bir anda telaşla doktoru çağırdı. Doktor hızla içeri girdi. “Ne oluyor? Cevap verin, lütfen!” diye bağırdım. “İşimizi zorlaştırmayın, beyefendi,” dedi biri. Bir şeyler oluyordu. Ela’m orada, can çekişiyordu. 1 saat sonra… Gözlerimden yaş aktığını yeni fark ediyordum. Öyle berbat bir durumdaydım ki… Ne gidebiliyordum ne de yardım edebiliyordum. Herkese, her şeye haykırmak istiyordum ama yapamıyordum. Ben de insandım. Ama kimse bana nasıl olduğumu sormuyordu. Canım… Benim canım… Görünürde bana hiçbir şey olmamış gibiydi ama öyle değildi. İçimde paramparça oluyordum. Kimse bilmiyordu. Doktor çıktı. “Durumu nasıl? Kurban olayım söyleyin,” dedim. “Başınız sağ olsun. Hastayı kaybettik.” O an dünyam sarsıldı. Başım dönmeye başladı. Ve sonunda haykırabildiğim kadar haykırdım. Kendime vuruyordum, duvara yaslanıp başımı çarpıyordum. “Ela yapma! Bırakma! Ne olur bırakma…”
Bölüm 8
Bölüm 7 : Tartışma
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.