Herkese merhaba buraya kadar gelen, gelmeyen, gelemeyen ve gelecek olan tüm herkese çok ama çok teşekkür ederim şimdiden çok sağ olun. Hepiniz hoş geldiniz canlarım tekrardan. Bana bir şans verip hikayemi okuduğunuz için çok teşekkür ederim ve sizi asla pişman etmemek için elimden gelenin en iyisini yapacağım tekrar ama tekrardan çok ama çok teşekkür ederim ve yeniden hoş geldiniz..
1. Bölüm: Karanlık Duvarlar
❤🔥
Kendimi sürekli karanlık duvarlar ardında bulurdum. Neden diye soracak olursanız eğer? Şunu söyleyeyim; Bizim evimizde sevgi diye bir şey, kavram yok yanlızca soğuk, ürpertici, kapkaranlık duvarlar var ama ben o karanlıktan çok korkarım. Ah o karanlık duvarların dili olsa da bir konuşsalar keşke...
______________________________________________
Sabah olduğunda, gözümü yine ve yine odamda değilde mutfakta açmıştım. Maalesef ki tahmin ettiğiniz şey ben bir uyurgezerim. Bu uyuşturucunun yan etkisi...
Evet biliyorum çok şaşıracaksınız ama ben bir uyuşturucu bağımlısıyım. Annem öldükten sonra uyuşturucu bağımlısı olmuştum.
~6 AY ÖNCE~
Annemin ölüm haberi beni yıkmıştı, öleli neredeyse 2 gün olmuştu. Evde onun anıları vardı ve ben onu çok özlüyorum.
Artık evde boğulduğumu hissediyordum bu yüzden hava almak için dışarıya çıkmıştım.
Karanlık bir gecede sokakta yürüyordu. Rüzgar soğuktu ve yapraklar ayaklarının altında hışırdayarak kırılıyordu. Gözlerim yaşlarla doluydu,
O sırada bir araba yanıma doğru yaklaşmıştı. İçinde iki adam vardı ve beni zorla araca atmışlardı.
O andan itibaren karanlık bir dünyaya sürüklenmiştim.
Kaçırıldığım yer, terk edilmiş bir evdi. Duvarları rutubetle kaplıydı, pencere camları kırılmıştı.
Beni buraya getiren adam, bana tehditler savurmuştu. “Ailen polise haber verirse seni öldürürüm,” demişti.
"Sesini kes." dedim öfkeyle, kaçırıldığım karanlık odada direnmeye çalıştım. Gözleri yaşlı ve korku içindeydi.
Beni kaçıran adamlar, bana zorla uyuşturucu içirdiler. İçindeki acı ve korku birleşti, ama pes etmedim. Her anı, her nefesiyle direndi.
Uyuşturucunun etkisiyle dünya bulanıklaştı. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadı. Ama içinde bir umut vardı. Belki bir gün kurtulabilirdi..
Günler geçti. Elif, bu karanlık odada hapsolmuştu. Yemek veriyorlardı ama su bile kısıtlıydı. Artık uyuşturucu bağımlısı olmuştum o olmadan yapamıyordum.
Her gün de aynı tehditleri duyuyordu.
Babam beni arıyordu, ama kaçıranlar izlerini kaybettirmişti.
Bir gün, aklıma bir fikir geldi. Elimdeki saç tokasını yavaşça çözdüm ve yerde bıraktım. Belki biri onu bulurdu. Ama günler geçti, kimse gelmedi.
Sonunda, bir gece pencereden hafif bir ışık sızdığını fark etti. Dışarıda bir polis memuru vardı. Pencereye doğru koştum ve polis beni görmesiyle hemen içeri girdi. “Kurtuldunuz,” dedi.
Babama, kavuştuğumda sevinçten ağladı. Artık o karanlık odada değildi. Ama yaşadıkları onun için bir ömür boyu unutulmayacak anılar olacaktı. Çünkü artık bir uyuşturucu bağımlısıydım.
Polis memurları tarafından kurtarıldığımda hala zor anlar yaşıyordu. Uyuşturucunun etkisi hala üzerindeydi ve kabuslarla dolu bir dünyada yaşıyordu.
Babam bana destek olmaya çalışıyordu, ama Elif’in içindeki karanlık hala dağılmamıştı.
Bir gün, terapistim bana günlük tutmamı önerdi. “Duygularını yaz,” dedi. “Belki bu seni rahatlatacak.”
Terapistimin önerisini kabul ettim. Her gün yaşadıklarımı, hissettiklerimi yazdım. Korku, öfke, umut, hepsi sayfalar dolusu yazıya döküldü. Günlüğüm, benim için bir çıkış yolu oldu, ama artık uyuşturucu bağımlısı olmuştum ve bırakmak çok zor olacaktı.
Oflayarak, olduğum yerden kafamı kaldırıp kolumda ki akıllı saatime birkaç saniye göz gezdirdim.
Saat şuan akşam 7'ye geliyordu.
Su bardağımı elime alıp mutfaktan çıktım, odama doğru gidiyordum ki benim odamın yanında olan odadan sesler geliyordu ve burası babamın odasıydı. Endişeyle odanın kapısına yaklaşıp endişeyle kapısıyı açtım.
"Baba?" dedim çaresizce ama gördüğüm şeyle beraber elimde ki su dolu bardağı yere düşürmüştüm. Cam kırıkları tuz gibi ortalığa dağılmıştı.
Gördüğüm şey babamı yatakta başka bir kadınla basmıştım, bu kadın da babamın sekreteri ve aynı zamanda ölen annemin yakın arkadaşı Serap Teyze'ydi.
Bu olanları görmemle birlikte şok olmuşcasına olduğum yerde kaldım öylece.
"Baba, s-sen." dedim gözlerim dolu dolu bir şekilde.
"Kızım bir dinle beni." dedi Babam.
"Elifciğim." dedi Serap Teyze.
"Kes sesini ikinizden de iğreniyorum." dedim öfkeyle ağlayarak.
Ardından kendime gelmem ile birlikte hızlıca odadan çıkıp kendi odama gittim ağlayarak.
Annem öleli daha 6 ay olmuştu nasıl annemi aldatabildi? Hemde annemin en yakın arkadaşıyla yattı. İkisinden de tiksiniyorum.
O sırada babamın çat diye odama girmesiyle birlikte olduğum yerden doğruldum ve ayağa kalkarak onun yanına doğru geldim.
"Baba sen delirdin mi! Serap Teyze annemin en yakın arkadaşıydı nasıl onunla yatarsın? İğrençsiniz ikinizde" dedim öfkeyle.
"Kes sesini Elif asıl sen bana cevap ver okuldan atılmak da ne demek oluyor? Az önce bir telefon aldım ve duyduklarımla şok geçirdim." dedi Babam öfkeyle kolumdan tutarak. Ardından devam etti konuşmaya;
"Bir boka yaramıyorsun!" dedi Babam.
"Baba lütfen bana böyle davranma bak annem öleli 6 ay oldu. " dedim ağlayarak.
"Senin sonunda annen gibi olsun istemiyorsan sesini kes!" dedi Babam.
"Ne biçim konuşuyorsun sen benimle Baba?" dedim iç çekerek.
"Yatılı okula gideceksin Elif seni bu evde görmek falan istemiyorum." dedi Babam öfkeyle bana bakarak ve ardından yüzüme bir tokat çarptı ve odadan bir hışımla çıktı.
O kadar çok öfkelenmiştim ki uyuşturucu krizine girmek üzereydim, hemen uyuşturucu bulmam lazımdı.
Cebimden tekefonumu çıkardım ve Selo'yu aradım.
"Efendim?" dedi Selo.
"Selo mekanda mısın?" dedim.
"Evet." dedi Selo.
"Selo bana acil lazım krize girmek üzereyim." dedim çaresizce.
"Tamam Elif sakin ol hemen gel mekana." dedi Selo.
Onu onaylayıp telefonu kapattım ve ardından üstümü giymeye başladım.
Babama da çok fazla öfkeliydim.
Gizlice evden çıkıp arabaya bindim ve sürmeye başladım
Babamı başka bir kadınla sevişirken görmek bana çok ağır gelmişti, hemde annemin en yakın arkadaşı olan Serap Teyze... Tam bir backstebber çıktı. Kaltak pislik.
Bu düşünlerimin arasında birkaç dakika sonra mekana gelmiştim bile. Arabayı park edip üstüme siyah hırkamı giydim.
Bu hırka bizim çetemizi temsil ediyordu.
Demir kapıya vurup diğer taraftan ses bekledim.
"Parola?" dedi soğuk sesli adam.
"0812" dedim ve ardından kapı açıldı.
"Hoş geldin Kelebek." dedi adam.
Ona selam vererek ofise doğru ilerledim.
Patronun yanına doğru ilerlediğimde yeni mallar gelmiş paketleniyordu.
"Patron selam." dedim.
"Siz bize izin verin." dedi Patron.
Çalışanlar tamam anlamında kafa sallayıp dışarı çıktılar.
"Elif, ne oldu? Selo'ya uyuşturucu krize girdim demişsin." dedi Patron.
"Yok bir şey patron bu ara canım sıkkın sadece." dedim.
O sırada Selo içeriye girdi.
Selo benden 2 yaş büyüktü... Ayrıca çok yakışıklıydı... Neyse biz konumuza dönelim.
"Hep yalan. Anlat bakalım kaçak ne oldu söyle?" dedi Selo.
Tam bir şey diyecektim ki o sırada bir adam içeriye girdi panikle.
"Patron polis geldi." dedi Adam tedirgince.
~2 SAAT ÖNCE~
Mert, Polis Merkezi Amirliği’nde kapıdan içeri adımını attığında, koridorunda hafif bir floresan ışığı vardı. Duvarlar beyaz boyalıydı ve üzerlerinde Emniyet Genel Müdürlüğü’nün sembolü asılıydı. Koridorun sonunda, cam kapılı bir oda vardı. İçeriye Teğmen Mert girdi masasının başında oturuyordu.
Mert, kahvesini yudumlayarak raporları incelemekteydi. Masasının üzerinde bir bilgisayar, telefon ve klasörler vardı.
Duvarın bir köşesinde, Polis Teşkilatı’nın değerleri yazılıydı: “Halkın can ve mal güvenliği ile genel sağlığı tehlikeye düşüren durumlarda gerekli koruyucu ve düzenleyici görevleri yerine getirmek.”
Koridorun diğer tarafında, polis memurları dosyalarla meşguldü. Birkaçı telefonla konuşuyordu, bazıları da bilgisayarlarında veri girişi yapıyordu. Polis merkezinin sessizliği, görevlerini titizlikle yerine getiren bu insanların çalışma azmini yansıtıyordu.
Kapının hemen yanında, bir duvar saati asılıydı. Saat 20:00’yı gösteriyordu.
Mert, masasından kalktı ve koridorda yürümeye başladı. Polis memurları ona saygıyla selam verdi. Mert, her birine gülümseyerek karşılık verdi.
O sırada telsizden bir bildiri geldi. "Merkez 41, Uyuşturucu çetesi ihbarı aldık hemen narkotik birim olay yerine." dedi Telsiz ihbarı.
"Hadi hemen yola çıkıyoruz." dedi Mert. Diğer polisler tamam anlamında kafa salladı ve ardından olay yerine doğru yola çıktılar.
~2 SAAT ÖNCE SON~
"Ne?! Yine nerden öğrendiler ki yerimizi. Neyse tamam bir şey çaktırmak yok. Biz sadece bir tuz fabrikasıyız." dedi Patron. Adam tamam anlamında kafa salladı.
Ardından narkotik birimde ki polis içeriye doğru girdi.
"Merhaba ben narkotik birim polis teğmeni Mert Yiğitoğlu." dedi Mert, patrona elini uzatarak.
Polisi görmemle birlikte paniğe kapılmıştım ellerim titrediği için de onları saklamak için ellerimle oynuyordum.
Bu sırada da polisle birlikte göz göze gelmiştik.
"Buyurun efendim hoş geldiniz bir şey ikram edelim size memur bey." dedi Patron.
"Gerek yok siz sadece bizim sorduğumuz sorularımızı yanıtlayın o yeterli bize. Burada uyuşturucu üretildiğine dair bir ihbar aldık. O yüzden siz ifade verirken diğer memurlar etrafı arayacak." dedi Mert, konuşurken gözleri bana doğru kaymıştı.
"Ne uyuşturucusu memur bey biz tuz fabrikasıyız." dedi Patron.
Ben ise artık, uyuşturucu krizine girmek üzereydim. Dizlerim titriyor, başım dönüyor, gözlerim kararıyordı. Onlar konuşuyordu ama ben onların konuştuklarını kesik kesik duyuyordum.
Polisler birkaç kelime konuştuktan sonra ayağa kalktılar.
Bende başımın dönmesiyle birlikte tedirgince duvara doğru tutundum.
O sırada polis Mert yanıma gelip beni kolumdan tuttu.
"İyi misiniz hanımefendi." dedi Mert, gözlerimin içine bakarak.
"İyiyim teşekkür ederim." dedim cılız bir sesle.
Söylediğim söze karşılık Mert bana tamam anlamında kafa salladı.
"O zaman Elif sen misafirlerimizi yolcu et." dedi Patron.
Tamam anlamında kafa salladım ama ayakta durmak biraz sıkıntıydı.
Polisleri dışarıya doğru yolcu ettim.
"İyi günler Elif Hanım." dedi Mert, elini uzatarak.
Bende çekingence elimi uzatmamla beraber bir an da ne olduğunu bile anlayamadan onun kucağına doğru bayılmıştım.
"Hanımefendi iyi misiniz!? Hanımefendi!? " dedi Mert endişeyle ve ardından beni kucağına alıp arabasına bindirdi.
Krize girdiğim için bayılmıştım.
Ben kendimden geçmiş halde arabanın arka koltuğunda yatıyordum.
Araba hastanenin önünde durduğunda Mert beni kucağına alıp acil bölümüne getirdi.
Çantam da onda kalmıştı aileme haber vermek için kimliğimi aldı cüzdanımdan ama gördüğü isimle birlikte şok olmuştu.
"Elif Karabeyli mi?" dedi Mert şaşkınca kimliğime doğru bakarak.
6 AY ÖNCE
Babam, Şahin Karabeyli Milenyum Holding'in sahibiydi. Milenyum holding kimsayal bileşikler ile ilgili bir kuruluştur.
Mert'in annesi, Esra Yiğitoğlu ise, babamın sekreteriydi. Ayrıca tüm özel işlerini bilen birisiydi.
Babamın şirketi ayrıca kimyasal bileşiklerden uyuşturucu üretiyordu ve babam hem satıyor hem de bunu deney olarak kullanıyordu. Çünkü eğer ilerde bir savaş olursa bu uyuşturucu diğer ülkelere kimyasal silah olarak kullanılacaktı. Bu uyuşturucunun yan etkisi de kendini canavar gibi hissetmekti yani ölüm gibi bir şeydi. Henüz bir tedavisi yok, yani bu uyuşturucudan kurtulmanın yolu %15'ti.
Esra Hanım ise bu deneye engel olmak için her yolu denedi, çünkü insanlık için çok kötü olacağını düşünüyordu.
Ama babam bu deney için gözünü karartmıştı ve Mert'in annesi Esra Hanım'ı öldürmüştü. Yani Esra Hanım, bu deneyin kurbanı olmuştu.
6 AY ÖNCE ~SON~
Gökte ararken yerde buldum seni Elif Karabeyli.
Mert öfkeyle kimliğime doğru bakarken bir hemşire onun yanına doğru geldi benim durumum hakkında bilgi vermek için.
"Beyefendi, getirdiğiniz hasta uyandı dilerseniz onu görebilirsiniz." dedi Hemşire.
Mert, hemşireye teşekkür edip benim yanıma doğru geldi.
"İyi misin?" dedi Mert çekingen bir tavırla.
"İyiyim, yardımın için sana çok teşekkür ederim zahmet oldu." dedim mahçup bir tavırla.
Mert tam bana bir şey diyecekti ki
O sırada doktor yanımıza geldi.
"Geçmiş olsun hanımefendi. Serumunuz bitmiş taburcu olabilirsiniz." dedi Hemşire, serumu çıkartırken.
"Teşekkür ederim." dedim.
"Beyefendi sizde benimle gelin. Hanımefendinin reçetesini vereyim." dedi Doktor.
Mert doktora tamam anlamında kafa salladı ve ardından bana bir bakış atarak doktorla beraber odadan çıktı.
"Beyefendi, siz kız arkadaşınızın uyuşturucu kullandığını biliyor muydunuz?" dedi Doktor.
"Uyuşturucu mu?" dedi Mert, şaşkınca.
"Evet, kız arkadaşınız bir uyuşturucu bsğımlısı ve bu durum artık ileri seviyeye doğru taşınmak üzere yani daha ileri bir bağımlılık olmuş. Hanımefendibin acilen yardım alması gerekiyor. Yoksa solunum felci geçirebilip,ölebilir." dedi Hemşire, reçeteyi Mert'e uzatarak.
"Teşekkür ederim hemşire hanım." dedi Mert baş selamı vererek ve ardından Hemşire gitti.
"Demek uyuşturucu bağımlısısın." dedi Mert içinden.
"Beklediğin için teşekkür ederim." dedim, Mert'in yanına gelerek.
Mert benim sesimi duymasıyla birlikte arkasını dönüp sırıtarak bana baktı. Ardından beni baştan aşağıya süzmesiyle birlikte utanarak ondan bakışlarımı kaçırdım.
"Elif Karabeyli... " dedi Mert yanıma gelip kolumdan tuttu. Bu hareketine şaşırmıştım.
"Ne oluyor?" dedim şaşkınca.
"Uyuşturucu operasyonu olayında baş şüpheli olarak tutuklusun." dedi Mert, bir benim koluma bir de kendi koluna kelepçe taktı.
Ben daha ne olduğunu bile anlayamadan Mert beni kolumdan tutup çekiştirerek arabaya bindirdi.
"Senin amacın ne lan bırak beni hemen!?" dedim öfkeyle.
"Artık sen benim tutsağım olacaksın Elif Karabeyli." dedi Mert.
"Ne diyorsun lan sen gerizekalı herif!?" dedim öfkeyle.
"Arabaya bin eğer binmezsen belimdeki silahla hiç ama hiç tanışmak istemezsin. Ben kolay kolay silah çekmem, eğer çekersemde o silahtan çıkan kurşun birini kesinlikle vurur." dedi Mert.
"Hiçbir bok yapamazsın sen bana." dedim, kendimden emin bir şekilde.
"Öyle mi küçük hanım? Tamam bunu sen istedin." dedi Mert, kendinden emin bir şekilde.
Mert, bu lafımdan sonra benim kolumdan tuttu önce kendi sürücü koltuğuna oturdu sonra beni çekerek yolcu koltuğuna oturttu ve kapıyı kilitledi.
"Psikopat gerizekalı bırak beni." dedim öfkeyle.
Mert ise beni kaaleye bile almadı ve arabayı çalıştırdı.
"Aç çabuk kapıyı pislik." dedim öfleyle.
Ama Mert beni dinlemiyordu bile.
Artık pes edercesine oflayarak olduğum yerde durdum ama acil uyuşturucu almam lazımdı yoksa tekrar kriz geçirecektim.
"Yine mi krize gireceksin?" dedi Mert.
"Sanane be kes lan sesini." dedim öfkeyle.
"Tamam be ne bağırıyorsun." dedi Mert.
"Sussana ya sus gerizekalı herif. " dedim.
O sırada benim telefonumdan gelen aramayla birlikte bir mucize olacağını düşündüm.
"Ver lan telefonumu." dedim.
"Boşuna uğraşma küçük hanım. Şansına küs" dedi Mert ve telefonumu camdan dışarıya doğru attı.
"Ne yaptın sen? Yeter lan pislik bırak beni." dedim öfkeyle, sonra da cebime sakladığım kelebeği açıp Mert'in boynuna yasladım.
Mert bu yaptığıma şeşırmış olmalı ki arabayı sağa çekti.
"Beni bırak, yoksa bu bıçağı boynuna saplarım." dedim.
"Yapamazsın, çünkü sen katil değilsin." dedi Mert, kelebeği bir hışımla elimden alarak cebine koydu ve arabayı sürmeye devam etti.
"Senin amacın ne gerçekten ne istiyorsun benden." dedim.
"Öğreneceksin." dedi Mert.
"Yeter artık yeter." dedim öfkeyle. Ardından gözüm dönmüş bir şekilde direksiyona müdahale ettim.
"Kızım hasta mısın sen? İkimizi de öldüreceksin." dedi Mert.
"Bırak o zaman beni." dedim.
"Ancak rüyanda görürsün onu sen artık benim tutsağımsın. " dedi Mert.
"Allah'ım sen beni şu mal heriften kurtar." dedim.
"Bir daha bana hakaret edersen seni nefes almaya yalvartana kadar öperim." dedi Mert.
"Allah'ın manyağı!?" dedim içimden öfkeyle.
"Söylenip durma. Bak geldik işte." dedi Mert.
Ardından Mert arabayı ormanlık bir alanda durdurdu.
"İn hadi arabadan." dedi Mert.
"İnmiyorum zorla mı indireceksin." dedim.
"Eğer sen inmezsen ben senin üstünden geçerek inerim." dedi Mert.
"Tamam Allah'ın cezası tamam." dedim öfkeyle, ardından arabadan indim.
"Heh şöyle söz dinle." dedi Mert.
Onun bu söylediğine göz devirdim ve ardından derin bir nefes vererek konuşmaya başladım.
"Neresi burası? Nereye getirdin lan beni" dedim.
"Burası artık senin cehennemin gibi bir şey. Yürü içeriye geç." dedi Mert kolumdan tutarak.
"Göt herif." dedim öfkeyle
"Doğru düzgün konuş benimle." dedi Mert yumruklarını sıkarak.
Oflayarak içeriye girdim.
Burası bir bağ eviydi sanırım. Ya da ağaç ev, her neyse.
"Demek Şahin Karabeyli'nin sır gibi sakladığı kızı sensin Elif Karabeyli." dedi Mert.
"Ne alıp veremediğin var babamla anlat bana." dedim.
Mert hiç beklemediğim bir an da beni duvara doğru sertçe dayayıp dudaklarıma doğru yaklaştı.
"Her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğreteceğim sana ama kısacası. Senin baban yüzünden benim annem öldü." dedi Mert öfkeyle.
"Ne?" dedim şaşkınca.
"Ve sende babanın günahının bedelini en ağır şekilde ödeyeceksin Elif Karabeyli." dedi Mert öfkeyle.
Ben ise şaşkınca öyle kalakalmıştım. Amına kodumun piçi benim babamı katil olmakla suçluyordu şuan da. Ama ben biliyorum benim babam asla böyle bir şey yapmaz ona da göstereceğim bunu. Pişman olacak bu yaptıklarına o polis bozuntusu.
❤🔥