Pencerenin soğuk camına başımı yaslamış, dışarıdaki gri bulutları izliyordum. Aklımdaki düşünceler birbirine karışmıştı. Ailemin aslında biyolojik ailem olmadığını öğrendiğimden beri, içimde bir boşluk vardı. Bu gerçeği nasıl kabul edeceğimi bilmiyordum. Annem ve babam sandığım insanların aslında biyolojik ailem olmadığını öğrenmek, dünyamı alt üst etmişti. Melis ve Selen’le birlikte zaman geçirmek bana biraz olsun rahatlık veriyordu ama Selen’in son zamanlardaki tuhaf davranışları, arkadaşlığımızı da tehlikeye atmıştı.
O gün okulda, teneffüs sırasında Melis beni yanına çağırdı. "Selen’de bir gariplik var, fark ettin mi?" diye sordu endişeyle. "Son zamanlarda çok değişti. Kerem’e karşı olan tavırları da..."
Melis’in sözünü kesmeden dinledim. "Evet, fark ettim. Kerem’le daha fazla vakit geçiriyor gibi görünüyor. Bu durum seni rahatsız ediyor mu?"
Melis, derin bir nefes aldı. "Kerem bana hala çok bağlı olduğunu söylüyor ama Selen’le olan yakınlığı gözden kaçacak gibi değil. Ne yapacağımı bilmiyorum," dedi. Gözleri dolmuştu.
Arkadaşımın omzuna dokunarak ona destek olmaya çalıştım. "Belki de Selen’in başka sorunları vardır ve bu yüzden böyle davranıyordur. Onunla konuşmayı denediniz mi?"
Melis, başını salladı. "Denemedik. Belki de denemeliyiz."
O sırada zil çaldı ve öğrenciler sınıflarına doğru akın etti. Derste, Selen’in davranışlarını gözlemlemeye karar verdim. Selen, sınıfta her zamanki gibi sessizdi, ancak Kerem’e bakışları daha sık ve uzun sürüyordu. Bu bakışların altında bir şeyler olduğunu hissediyordum ama tam olarak ne olduğunu çözebilmek zordu.
Ders bitiminde Melis, "Hadi bugün okuldan sonra kafeye gidelim," dedi. "Biraz konuşmaya ihtiyacımız var."
Kabul ettim ve dersler bittiğinde okuldan birlikte çıktık. Yakındaki kafeye vardığımızda, en köşedeki masaya oturduk. Melis bir latte, ben ise bir çay sipariş ettik. Sohbet ederken, gözüm sürekli kapıda ve etrafta dolanan insanlardaydı.
Melis, endişeli bir şekilde bana döndü. "Selen’in bu değişimi gerçekten kafamı karıştırıyor. Onunla konuşmalı mıyız?"
"Belki de konuşmalıyız," dedim. "Açıklayabileceği bir şeyler olabilir."
Tam o anda, kapı açıldı ve içeri Kerem ile Selen girdi. Bir an donakaldık. Onlar da bizi fark etmişlerdi ama doğrudan arka masamıza oturdular. Melis’in yüzü ifadesizdi; ne düşündüğünü anlamak zordu.
Kulak kabartarak onların konuşmalarını dinlemeye çalıştık. Kerem, Selen’e yakın bir şekilde eğilmişti. "Bu durumu daha ne kadar saklayacağız?" diye sordu.
Selen, gözlerini kaçırarak, "Bilmiyorum. Melis’i üzmek istemiyorum ama bu şekilde de devam edemem."
Kalbim hızla çarpmaya başladı. Melis’e bakarak fısıldadım, "Duymadım ama bir şeyler sakladıkları belli."
Melis, derin bir nefes alarak başını salladı. "Onlarla yüzleşmemiz gerekecek galiba."
Kerem’in sesi tekrar duyuldu. "Belki de en iyisi her şeyi açıklamak. Bu belirsizlik hepimize zarar veriyor."
Selen, gözyaşlarını tutmaya çalışarak, "Haklısın. Ama korkuyorum. Melis’in tepkisinden korkuyorum."
Bu sözler Melis’in sabrını taşırdı. Aniden ayağa kalktı ve arka masaya doğru yöneldi. "Ne sakladığınızı öğrenmek istiyorum," dedi, sesi titriyordu ama kararlıydı.
Kerem ve Selen şaşkınlıkla Melis’e baktılar. Ben de peşinden gidip onların yanına dikildim. "Evet, neyi saklıyorsunuz?" diye sordum.
Selen, gözyaşları içinde başını eğdi. "Melis, ben... Kerem ve ben... Biz... Son zamanlarda çok yakınlaştık. Ailemle ilgili sorunlar yaşıyorum ve Kerem bana destek oldu. Ama bu durumun seni ne kadar üzeceğini düşündükçe korktum."
Melis, sessizce dinledi, ardından derin bir nefes aldı. "Beni üzse de, bana yalan söylemeniz daha kötü. Keşke baştan dürüst olsaydınız."
Bu yüzleşme anı, arkadaşlıklarımızı yeniden şekillendirecek gibiydi. İçimdeki karmaşa bir nebze olsun hafifledi. Belki de tüm bu sırların ortaya çıkması gerekiyordu. Kendi ailemle ilgili gerçekler ve arkadaşlarımla yaşadığım bu durum, hepsi bir araya gelince hayatımın ne kadar karmaşık olduğunu bir kez daha anlamıştım. Ama bir şey kesindi; bu soruların cevaplarını bulmakta kararlıydım.
---
Umarım bu bölüm hikayenize uygun olur ve beğenirsiniz!