Min jun'la sağ salim otele varmış sonra daha fazla dikkat çekmemek için işimizin başına geçmiştik.
Şu an ise mesaim bittiği için otelin önünde taksi bekliyordum. Ağırlığımı öne arkaya vererek sallanıyor, melodiler mırıldanıyordum. Uzun süredir ilk defa bu kadar hafif hissediyordum. Alt dudağımı ısırarak gülümsedim. Arkamdaki hareketlenmeye fark edince arkamı döndüm. Ellerini pantolonunun cebine sokmuştu, yavaşça yanıma geldi. Onu görmemle belimi iyice dikleştirdim. Gülümsüyordu. Konuşmasını bekledim.
Min jun: Seni eve bırakayım mı?
Çok istiyordum ama otel bahçesinde onun arabasına binemezdim. Özellikle bu kadar kalabalıkken. Gözlerimle etrafı işaret ettim. Beni anlamış olmalı ki sesini alçaltarak konuştu.
Min jun: Otoparkta bekleyeceğim.
Cümlesini tamamlayınca arkasını dönüp zıplayarak tekrar otele girdi. Onun bu haline küçük bir kahkaha attım. Sonra kendimi toparlayıp otele doğru ilerlemeye başladım. Min jun gözden kaybolmuştu ama beni nerede bekleyeceğini bildiğim için telaş etmedim. Otoparka girdim. O boğucu hava yüzüme çarpınca gözlerimi kıstım. Etrafı kontrol ettim. Bir anda yanımda belirdi. Tekrar gülümsedim. Onu her gördüğümde pişmiş kelle gibi sırıtıyordum. Buna bir son versem iyi olacaktı. Ben daha kendimi toparlayamadan elimi avcunun içine aldı. Bir ellerimize bir ona baktım. Beraber yürüyorduk.
Yola çıkmıştık. Önceki yolculuklarda farklı davranıyordu. Ama şimdi ne garip şarkılar açıyor ne de dans ediyordu. Gözlerim istemsiz bir şekilde yüzüne kaydı. Günlük giysiler bir insanı nasıl bu kadar yakışıklı gösterir aklım almıyor.
Ben bunları düşünürken kafasını bana çevirdi. Tatlı bir gülümseme sundu ve kafasını tekrar yola çevirdi. Yaptığı kalbimin daha çok hızlanmasına neden oldu. Umarım domates gibi kızarmamışımdır. Düşüncelerden kurtulmak için başımı cama çevirdim ve bütün dikkatimi oraya verdim.
Sonunda Min jun beni yuna'nın evine bırakmıştı. Teşekkür edip arabada indim. Ama yola devam etmek yerine o da indi arabadan. Tam önümde durdu. Aramızda bir adımlık bile mesafe yoktu. Bana doğru eğildi ardından sarıldı ve kalbim yine bana ihanet etti. Kollarının arasında kaybolmuştum sanki. Keşke hep böyle kalsak. Geri çekildi ve konuştu.
Min jun: Yarın görüşürüz.
Haeun: Görüşürüz.
Arabaya bindi ve araba gözden kayboldu. Derin bir nefes çektim içime. Sonra arkamı döndüm. Yunanın evinin kapısını tıklatacaktım ki kapı aniden açıldı. İrkilmiştim. Zıplayarak çığlık atıyordu. Ben daha ne olduğunu anlayamadan kolumdan tuttu ve sertçe içeriye çekti beni. Saçlarım birbirine karışmıştı. Sinirli bir şekilde ona bakıyordum. Telefonundan müziğin sesini kıstı ve bana baktı. Bağırarak konuştu.
Yuna: Siz...siz çıkıyorsunuz. Sevgilisiniz!
Cümlesini bitirince sevinç çığlıkları atarak etrafında döndü. Gözlerimi kocaman açarak sordum.
Haeun: Nereden biliyorsun?
Yuna: Nereden bilicem kızım evimin önünde sarılıyorsunuz! Ayy izlemesi çok eğlenceliydi!
Cümlesi bitince kollarımdan tutup beni sarstı ve dalga geçer gibi güldü. İstemeden ben de gülmüş olabilirim. Kendine gelince beni koltuğa oturttu ve yanıma çömeldi. Aklına gelen her soruyu tek nefeste sordu.
Yuna: Her şeyi anlatacaksın. Nasıl oldu? İlk kim itiraf etti? Ayy kesin Min jun etmiştir dün sen depresyondaydın çünkü. Ne dedi? Nerede dedi? Nasıl tepki verdin? Yine sarıldı mı sana? Bir dakika...yoksa seni öptü mü?
Son sorusunu duyunca kaskatı kesildim. Her şey aklımdan film sahnesi gibi geçti. Yuna bu halimi görünce gülümsemesi büyüdü.
Yuna: Öpmüş!
Boğazı yırtılırcasına çığlıklar, kahkahalar atıyordu. Ellerimle yüzümü kapattım. Bir süre Yuna'nın alay konusuydum belli ki.
___________________________________
Haeun biraz utandı sanki emin olamadım 😌
