İçeriğe geç

KOSTYEV SARMALI

Bölüm 1 · 9 dk okuma

KOSTYEV SARMALI

Bölüm 1

SIFIR: SEVGİLİ RODYA,

Sevgili rodya, bir zamanlar sadece benimdin.

Eski bir defterin arasında,

Silinmeye yüz tutmuş mürekkep darbelerinin derinliklerinde.

Bir sanatçı aynı şeyi çizmekten bıkabilir,

Ama bir yazar aynı hikayeyi istediği hale gelene kadar binlerce kez de yazar.

Mürekkep artık kan izlerine dönse de,

Son nefesini de bir karaktere vermeyi seçebilir.

Sen benim için o karaktersin.

Ve Rodya,

İkimizin çıkışını bilmediği bir labirentin içinde,

Artık sen sadece benim değilsin.

🗝₊˚⊹

(Şarkılar)

Lethal, Cloudeater

Sirens, Fleurie

Ghost, Natasha Blume.

🗝₊˚⊹

Sıfır, Sevgili Rodya

Geçmişte bir gün, iki çocuk.

Asena'nın en iyi bildiği şey kaçmaktı.

Kendisini ait hissetmediği odalardan, yanında nefes alamadığı insanlardan ve ruhunu sıkan durumlardan, sadece kaçardı.

En çok da ailesinden kaçıyordu. Onu zorla soktukları toplantılardan ve sırf güzelliğiyle övünmek için tıkıştırıldığı odalardan. Ailesi, değerlerinin düşüşe geçtiğini anladıkları andan beri, kendilerini eski yerlerine çıkarmak için farklı yollar dener olmuşlardı. Annesi bir zamanlar İtalya'nın en değerli ailesinin kızıydı ancak öylece her şeyi geride bırakıp Türkiye'ye kaçtığında ailesi tarafından silinmişti.

En azından çocukları olana dek, şimdi ailenin tüm ilgisi Asena ve Roma'daydı.

O erkekti, bu yüzden farklı şekillerde eğitiliyordu. Asena kızdı ve ailesine göre olması gereken tek şey güzeldi.

O gün hava yağmurluydu. Odadan arkasına bile bakmadan koşarak çıktığında, annesinin özenle seçtiği beyaz elbisesinin yağmur altında mahvolacağını biliyordu. Elbisesi ile uyumlu Chanel babetleri de yağmur yüzünden çamur olacak ve annesi onu asla affetmeyecekti. Belki de aylarca yüzüne bakmayacak, onu sofraya kabul etmeyecek ve ikiz kardeşi ile görüşmesini engelleyecekti.

Ancak Roma her zaman ona gelmenin yolunu bulurdu. İkiz kardeşi, kimsenin aralarına girmesine izin vermiyordu.

Kimseye görünmeden o salondan çıkması çok da zor olmamıştı. Annesi davetlerine katılan misafirlerin soyadlarını karıştırmakla fazla meşguldu. Ancak Korol davete katılmamıştı ve annesi İtalya'daki ailesini arayarak bu konuda saatlerce söylenmişti.

Asena hala Korol'un ne anlama geldiğini bilmiyordu. Sık sık pakhan, koro ve Capo gibi kelimelere duysa da, anlayabilecek yaşa gelmemişti henüz. Ailesinin iş yaptığı patronlar olarak görüyordu hepsini. Annesinin iş yaptığı. Babası hiçbir zaman gerçekten bu işlere dahil olmamıştı.

Bahçeye adım attığı anda başından aşağıya bir kova su boşaltılmış gibi hissetti. Ancak gerçekte, bu şehirin yağmurları insanı haftada en az dört gün böyle hissettiriyordu zaten. Elbisesi kısaydı, askılıydı ve hiçbir yerini kapayacak kadar uzun değildi. Serin rüzgar tenine çarpan yağmur damlaları ile birleştiğinde adeta dondurucuydu.

Ancak içerideki takım elbiseli adamlar ve yanlarında içeri getirdikleri oğulları kadar korkunç değildi. Suyu sevmese de, daha tolere edilebilir bir seçenekti o anda. Ailesinin patronlarının yanlarında getirdiği çocukların her birinin yüzü bembeyazdı. Rus oldukları için, diye düşündü Asena. Ruslar onun vücudunu titretecek kadar ruhsuz ve soğuklardı. Ailesinin onlarla iş yapmasından nefret ediyordu. Belki de genellemeydi ancak şu ana kadar tanıştığı hiçbir Rus ona aksini kanıtlamamıştı.

Bembeyaz tenleri, buz gibi gözleri ve açık renk saçları ile hiçbiri ilgisini çekmiyordu, tam aksine onu korkutuyorlardı. İçlerinden koyu renk saçlara sahip olanları da en az sarışın olanlar kadar korkunçtu. Hepsinin ruhu alınmış gibi gözüküyordu Asena'ya. En küçük olanlarının bile gözlerinde yaşam enerjisi yoktu sanki.

Duyduğu ses ile verandadan aşağı indiğinde, malikanenin ortasındaki fıskiyenin kenarında duran yavru kediyi fark etti. Fıskiye o kadar büyüktü ki, eğer öteki tarafta olsa onu göremezdi. Bu kedinin nereden çıktığını bilmiyordu ancak öyle küçük ve tatlı gözüküyordu ki, fıskiyeden akan suların dolduğu havuza düşmesinden korktuğu için koşarak oraya ilerlemeye başlamıştı bile.

Dikkatini çeken şey kedinin miyavlamalarıydı. Kaygan olduğu için mermerde ilerleyemiyor gibi gözüküyordu. Öne ilerlemeye çalıştığı anda patisi kaymıştı, Asena düşeceğini düşünerek gözlerini kapadı ancak yavru kedi bir şekilde dengesini koruyabilmişti.

Babetleri çamurla kaplanıyor, her adımında sıçrayan sular bembeyaz elbiseyi çamura buluyordu ancak tek hedefi o küçük kediyi suya girmeden yakalayabilmekti. Babetlerinin altları ıslak çimende öyle kayıyordu ki, birkaç kez kafa üstü düşme tehlikesiyle baş başa kalmıştı.

Kediye ulaştığını düşündüğü anda, eliyle ona uzandı, babetleri yeniden kaymıştı ancak diğer iki seferde olduğu gibi dengesini koruyabileceğini düşünerek kediyi avuçlarında sağlama aldığında eline aldığı ısırık darbesi ile tüm dengesi yeniden yerle bir oldu. Nefes almak için dudaklarını araladığında, suyun içindeydi ve korkuyla kanı bile çekilmişti.

Ayağının kaydığını fark etmemişti bile. Sadece kediyi kurtarmak ve güvenle odasına saklamak istemişti. Annesi zaten birkaç gün yüzüne bakmayacaktı, en azından bu sürede yalnızlığını giderebilecek bir arkadaş alabilirdi yanına. Ancak hiçbir şey istediği gibi gitmiyordu.

Asena, yüzmeyi bilmiyordu, sudan nefret ediyordu ve derin bile olmayan havuzun içine düştüğü an öleceğini düşündü. Hayır, ölecekti. Önceden olduğu gibi onu kurtarabilecek babası ya da ikiz kardeşi yoktu. Hepsi içeride davetteydi ve o da her zamanki gibi kendi başına bela açmıştı.

Ayağa yere değmese de, kucağındaki kediyi bırakıp sadece biraz itse kendisini azıcık zorlanarak da olsa kenara tutunabilirdi ancak korkuyordu. Kendisi için de, az önce korkudan elini ısıran kedi için de korkuyordu. İkisinin de canını tehlikeye attığı için kendisinden nefret ediyordu.

Kedi yavaşça avuçlarından kayıp gittiğinde ve kendisini yukarı itmeye çalıştığında, havuzun içinde bir yankı hissetti. Su patlamış gibi tenini yakmış, korkudan kararan gözleri irileşmişti. Ellerinden biri yardım istemek için havaya kalktığında, bağırmaya çalıştı. Ancak ağzından çıkan tek kelime de, baloncuklar ile beraber suya hapsedilmişti.

Denizlerden, havuzdan ve sudan nefret ediyordu. Her şeyi içine çekerdi deniz, sesini, nefeslerini, en sevdiğin bedenleri. Derinliklerinde kaybedebileceğin çok şey vardı ve Asena kaybetmeyi hiç sevmezdi. Ayrıca boğulursa Kuğu Gölü balesinde başrolü kaybederdi ve bugüne kadar başrol olmadığı hiçbir oyun olmamıştı.

Tüm gücüyle kendisini yukarı ittiğinde, beline sarılan kolu hissetti. Bacakları tehlikeye karşı savunmaya geçse de, arkasındaki beden hiç etkilenmeden onu yukarı çekmişti bile.

Ansızın ciğerlerine dolan temiz hava ile öksürmeye başladığında, ensesinde bir el hissetti. Bilincini kaybetmeye başlamasına çok az kalmıştı. Bir anda düşüncelerle dolu zihni bir hiçlikte gibi hissettirmişti onu ve tam o anda bir kurtarıcı bedenini yukarı itmişti bile. Öksürüklerinin arasında, en sonunda gözlerinin üzerindeki su damlalarının büyük bir çift el tarafından silindiğini hissetti ve yavaşça gözlerini araladı.

Karşısında gördüğü çocuk, daha önce rastladığı hiç kimseye benzemiyordu.

Dalgalı karamel rengi saçlara ve hayatında gördüğü en yeşil gözlere sahip çocuk, ilgiyle yüzüne bakıyordu. Asena nefesinin kesildiğini hissetti. Gözleri, ada çayının yaprakları ile aynı tondu. Çocuğun teni soğuk suyun etkisiyle bembeyaz kesilmişti ve öylece ifadesizce ona bakıyordu. Okuduğu Fey karakterlerden bahseden kitaplardaki erkeklerin de böyle anlatıldığını anımsıyordu. Böyle insanüstü güzellikte.

Dudakları şaşkınlıkla aralandı, ciğerlerine giren taze havayla bir kez daha öksürdüğünde dudaklarından akan su çenesinden göğsüne aktı.

Bir şey söyleme ihtiyacı hissediyordu. Hala sudalardı ancak onu sudan çıkaran çocuk ayakları havuzun dibine değebilecek kadar uzun olduğundan ikisini de suyun yüzeyinde tutuyordu. "Ben-" diye başladı Asena ciğerlerine derin bir nefes daha çekerken. Ne diyebilirdi ki? Kim olduğunu bilmediği ve daha önce yüzünü bile görmediği bu çocuk onu kurtarmıştı. "Teşekkür ederim." diyerek en kolay seçeneğe sığındı. Çocuk başını salladı. Utançtan tüm vücudu yanmaya başlamıştı Bu yaşta yüzme bilmediği ve bu kadarcık suda boğulmak üzere olduğu için onunla dalga geçecek miydi? Kendi okulundaki arkadaşları bilse saatlerce ona gülerlerdi.

Gözlerini kırpıştırdığında, bu çocuğun bahçelerinde ne aradığını düşündü. Onun havuza düştüğünü nasıl görmüştü? Aklına gelen bir başka şeyle vücudu titrediğinde "Kedi!" diye adeta çığlık attı. Karşısındaki çocuğun kaşları havalandı. En başında havuza yaklaşmasına sebep olan o varlığı kısa bir anlık da olsa nasıl unutabilmişti? Bu halde olmasının sebebi o kediyi kurtarmak istemesiydi ancak kendi canını kurtarma derdi ile onu unutmuştu.

Çocuk, Asena'yı yüzeyde tutan belindeki elini çekmeden diğer eli ile arkayı işaret etti. Asena kenara kayarak baktığında, çimenlerin üzerinde patisini yalayan kediyi görebiliyordu. Beyaz tüyleri çamura boyanmıştı şimdi ancak iyi gözüküyordu. Asena kendi canı ile boğuşurken, kediyi çıkarmanın da bir yolunu bulmuş olmalıydı bu yabancı.

"Çok teşekkür ederim," dedi yeniden. Çocuğun bedeni onunkine kıyasla öyle sıcaktı ki, istemeden ona sokulurken bulmuştu kendisini. Çocuk ikisini de sudan çıkarmak için harekete geçtiğinde, Asena gözlerini kırpıştırdı.

Tek bir kelime bile etmediğini o an fark etmişti.

"Konuşsana," diye fısıldadı. Çocuk belindeki elini çektiğinde kısa bir an nefesi kesilse de, ardından koltuk altlarından tutarak onu havuzun kenarındaki mermerlere oturtmuştu. Ardından kendisi de çıktığında, Asena çocuğun ne kadar farklı göründüğünü düşündü.

Babası buraya anlaşma için gelenlerden biri olmalıydı, yani ailesinin Rus patronlarının oğullarından biri olmalıydı. Yoksa bu bahçeye adım bile atamazdı. Ancak karşısındaki çocuk içerideki Ruslara kıyasla çok daha egzotik gözüküyordu. Teni açık renk olsa da saçları ve gözleri öyle renkliydi ki, sanki o soğukluğu çekip alıyordu.

Çocuğun gözlerine yeniden baktığında az önce söylediği şeyden vazgeçti. Bu yeşil gözlerin tonunda sıcak olan hiçbir şey yoktu. Ancak ilgi çekiciydi, oldukça ilgi çekici. Çocuğa bakarken seneler önceden kalma, antika bir tabloya bakıyormuş gibi hissediyordu. Gözleri de zehirli birer sarmaşık gibi gözüküyordu.

Henüz küçüktü ancak okuduğu kitaplar ve aldığı dersler gözlerinin tonunu tahmin edebilecek kadar kelime dağarcığını geliştirmişti.

"Neva," dedi elini uzatırken. Mermerden atlayıp çimenlere inen uzun boylu çocuk gözlerine baktı. Ondan çok da fazla büyük gözükmüyordu. Çocuğun ellerinden biri kalçasına kadar inen siyah saçlarının ucuna değdiğinde, Asena sanki parmaklarını dolamış gibi hissetmekten alamamıştı kendisini.

"Rodeon," diye fısıldadı çocuk. İsim ağzından öyle yabancı çıkmıştı ki, Asena gerçekten kendi ismi olup olmadığını sorgularken bulmuştu kendisini. Elini sıkmamıştı, sadece ismini söylemiş ve o sıradışı gözleriyle onu izlemeye devam etmişti.

İsmini biliyordu. Okuduğu romandaki, dünyaca ünlü bir karakterin ismi ile bir harf hariç neredeyse aynıydı.

"Rodion?" diye sessiz bir soru fısıldadı bir heykele aitmiş kadar beyaz olan o surata bakarken. Çocuk sanki aralarında yüzlerce asır varmış gibi derli toplu ve antika gözüküyordu. İkisi de sudan çıkmalarına ve tamamen ıslak olmalarına rağmen, dağılmış da gözükmüyordu üstelik. Üzerindeki tişörtü çıkarıp suyunu sıktığında Asena onun vücudundaki dövmeyi gördü. Şokla gözlerini kırpıştırdı. Daha en fazla on altı yaşında gibi gözüküyordu. Vücudundaki bu dövmenin işi neydi?

Kanatlar ve içlerinde anlamadığı dilde bir kelime yazan dövme sol omzundan köprücük kemiklerine uzanıyordu.

Asena onun çok güzel olduğunu düşündü.

Çocuk, o ismi söyleyen kıza baktı ve yavaşça başını iki yana salladı. "Rodeon," dedi bu defa kendinden daha emin ve sert bir şekilde. "Adım Rodeon," Türkçe kelimeye söylerken sesinden aksanını seçememek mümkün değildi. Tek bir kelime olsa da, dilini bilmediğini anlamıştı.

Asena kendisini durduramadan, "Priyatno poznakomit'sya," diye fısıldadı. Ailesinin ona öğrettiği birkaç Rusça kelimeden biriydi. "Rodya," Böyle dediklerini hatırlıyordu Raskolnikov'a. Rusların isimleri kısaltma biçimini her zaman çok sevmişti. Çocuğun o yeşil gözlerine son bir kez daha baktı ve bir daha yüzünü hafızasına kazıyacak vakti bile olmadan arkasına dönüşünü izledi. Öylece, sanki az önce olanlar hafızasının birer oyunuymuş gibi ortadan kayboldu.

Rodya, diye düşündü Asena ve aklı senelerdir baş ucunda duran kitabın karakterine giderken öylece gökyüzünü izledi. Kişiliğinin de ona benzeyip benzemediğini merak ederken buldu kendisini, çünkü hiç kuşkusuz güzelliği benziyordu.

Saatler sonra ailesinden saklanmayı kesip odasına gittiğinde eskiz defterini eline alıp, ezberden hayatında sadece birkaç dakika gördüğü o suratı çizdi.

Artık yüzünü asla unutamayacağından emindi. Onu sanatı haline getirmişti ve bir sanatçı hafızasını kaybetse de, sanatını unutmazdı.

Никогда.

Nikogda.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

2. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.