En zor savaş kafanda Bildiklerinle kalbinde Hissettiklerin Arasındadır
Cemal Süreyya
İnsan bazen bir şeyleri bilmeden hayatı güzel yaşıyor olabilir. Gerçekler gün yüzüne çıkmadan doğru ya da yanlış ilerleyebilirlerdi ama gerçekler gün yüzüne çıkınca insana yaşam haram oluyordu, aldığı nefeste bile. Yaşamak olduğundan daha güç hâle geliyordu; her bulduğu cevapta aklında bir soru işareti oluyordu: ne kadar doğru ya da yanlış diye düşüncelere dalıyordu insan. O yüzden bazı gerçekleri bilmek istemez, üstünü örter, kaçardık hep. Ben de yıllarca aynı şeyi yapmıştım; geçmişimden kaçmış, geleceğimi ise asla bulamamıştım.
Son iki gündür sadece bu olayı inceliyordum. Annemin davasını, cinayet büroda olan arkadaşım Levent’ten güç bela almıştım kopyalarını. Sonuçlar ise asla beni tatmin edecek şekilde değildi. Kurşun karşıdan gelmişti ve kalbine saplanmıştı. Annem ölürken kalbinden vurularak ölmüştü
Her ne kadar yıllarca inandığım gerçeğin yavaş yavaş yıkıldığını hissettirse de kalbim asla aklıma uymuyordu.
Balistik raporları da aynı şeyi söylüyordu; çıkan kurşun da Gölge’ye aitti. Her şey neden benim aksimi gösteriyordu? Neden yıllarca inandığım gerçek yalanlanıyordu?
“Teyzecim, ara ver istersen biraz. İki gündür yemeden içmeden bunlara baktın durdun.”
“Bildiğim ve inandığım her şey tek tek yok olurken durmak ne, teyze? Şuna bak, anneni baban değil bu adam öldürdü diyorlar ama kimse bana sormuyor: Ne gördüm ben o zaman peki, flu bir şey falan mı?” Sesimdeki yorgunluğu, bitmişliği fark edip dosyaları kenara itti ve yanıma oturdu.
“Bak Lizgem, eğer bunları kurcalarsan daha çok batarsın. Bazen orada gerçek olsa bile gitmeyeceksin. Bu senin kötülüğün için değil, aksine iyiliğin için. Bırak adaletin ve senin gerçeğin bir kere ayrı kalsın.”
Haklıydı. Ben ise sırf onlar da acı çeksin diye direniyordum. İçimdeki acı belki bir nebze dahi olsa söner diye ama bu sefer de ben batıyordum.
“Bu arada burada okuyup yaptığım araştırmalara göre Gölge ve babam düşmanmış. Neden? Yani eğer biliyorsan anlat, en azından karşımda kim var bileyim.”
“Ben de dün anlattığım kadarını biliyorum kızım. Yani geçmişten gelen düşmanlık var, o kadar. Bende de fazla işim olmadığı için böyle konular ile annen hep üstün körü anlatırdı.”
Demek ki düşmanlık yıllar öncesine dayanıyormuş ama iyi de neden sevdiği kadını vursun ki? Sonuçta annem onun için değerli biriydi.
“baban niye vursun peki? Onun için değerli değil miydi?
Belki tekrar Gölge ile görüşüp bu olayları biraz daha açmasını isteyebilirdim ama ona asla istediği şeyi vermezdim. Babamı yıkmak bana göre değildi, hele o adamı dışarı salmak daha kötüydü; neler yapacağını ben bile kestiremiyordum. Böyle insanların intikam anlayışı ölümdü ve ne olursa olsun, sevmesem bile baba katili olmak istemiyordum. Telefonumu çıkarıp Alp’i aradım.
“Sevgilim, buluşalım mı? Biraz konuşmaya ihtiyacım var.”
“Olur sevgilim, bizim oraya gel, bekliyorum.”
Alp biraz değişik biriydi; soğuk ama sevdiği insanın yanında o adamdan eser kalmıyordu. Ciddi bir tipi vardı, her konuda fazla bilgiliydi ve insanı etkiliyordu ve güçlüydü, her anlamda. Babasını kaybetmişti benle tanışmadan önce ama ona rağmen çok güçlüydü. Hayatını kötü etkileyecek ne varsa uzaklaştırıyordu ve bu sayede mutlu kalabildiğini söylüyordu.
Onunla ilk tanıştığımız zaman kimseye güvenmediğim için onu da araştırmıştım; bütün hayatını. Temiz çıkması en büyük dileğimdi ve sanırım hayatta gerçekleşen tek dileğimdi. İkimizin de birbirinden başka kimsesi yoktu.
O da benim için her şeydi; tek güvendiğim limanımdı Alp. Her şeyimi anlattığım, düştüğümde beni yerden kaldıracak kişiydi. O yüzden hayatta daha fazla kayıp vermek istemediğim için onu her zaman yanımda tutuyordum, ihmal etmemeye çalışıyordum. Aynı özveri onda da vardı elbette.
Kafenin önüne gelince dosyaları da alıp içeri girdim.
“Günaydın sevgilim,” dedi sarılırken, sonra elimde olan dosyalara baktı. Normalde işimi ve özel hayatımı fazla birbirine katmazdım ama işin içinden çıkamadığım zaman her konuda bilgisi olan Alp Bey’e gidiyordum.
“Yeni dava falan mı aldın? Ve biraz kabarık gibi.”
“Annemin dosyaları… Yani ben yıllardır hiç açıp bakmadım, hep aklımda ne varsa onunla gittim ama biraz incelemem gerek. O yüzden yardımına ihtiyacım var.”
Oturduk ve saatlerce dosyaları inceledik. Geçmişte olan suçlara baktık ama tek suçlu Gölge’ydi. Hangi yolu denersem deneyeyim, sonuç yine Gölge’ye geliyordu.
“Bunların avukatı olmak şeytanın avukatı olmak demek, güzelim. Çıkardığımız an katliam olur. Sence Trabzon’da adam kalır mı?”
“Çıkarmak isteyen kim ki? Ben sadece deliller, kanıtlar değişmiş olamaz mı diye düşünüyorum. Çünkü aklım ve kalbim aynı konuyu söylemiyor, ikisi de zıt kutuplarda.”
“Aklındaki soruları tahmin ediyorum, senin için de zor ama bence kendini yıpratma. Bak o adamlar tehlikeli. Kaç tane davadan yargılanmış. Ya sana bir şey olursa?”
“Ne bileyim Alp ya… Annem hakkında olunca baya kurcaladım. Haklısın, bence de bırakmam gerek. Gidip kabul etmediğimi falan söylerim bir ara.”
Belki de yıllardır görüşmediğim ailemin yanına gitmeliydim. Gerçeği yakınımda aramam gerekliydi. Eğer hâlâ eski evdelerse belki kısa bir zaman içerisinde gidebilirdim. Ama söyledikleri şeyler beni ne kadar tatmin ederdi bilmiyorum.
Alp ile biraz daha oturduktan sonra eve doğru gitmeye başladım. Gölge’nin yanına gittiğim zamandan beri sürekli birileri beni izliyormuş gibi geliyordu. Arkamda siyah bir araba vardı; başta tesadüf dedim ama plaka hep aynı olunca tedirgin olmuştum. Attığım her adımı neden takip etmek istesin ki Gölge? Bende alacağı ne vardı onun, avukatı olmam dışında?
Dosyalarda yaptığımız inceleme sonucunda Gölge’nin gerçek adını bulmuştuk: “Rafet.” Ama her yerde Gölge diye geçiyordu, tıpkı diğer liderler gibi. Karışmadığı tek bir uç bile yoktu. Dosyası fazla kabarıktı; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını sonuna kadar hak eden biriydi.
Annemin ölümü ile başlayan dosya; uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, adam öldürme, yaralama ve kaçırma, yasa dışı bahisler, kara para aklama… Yeraltına bile lanet gibiydi bu adam. Kimse bu kadar kötü olamazdı ya da ben bilmiyordum.
Daha doğrusu neyin içine girdiğimi de bilmiyordum ama benim için iyi sonuçlar doğurmayacaktı ya da doğurmayacağı en başta belliydi ve ben artık istesem de istemesem de bu savaşa girmiştim. Çıkarken ne kadar kayıp verirdim bilmiyordum. Kendimi bulmak için kaç defa ölmem gerektiğini bilmiyordum.
Kıvanç Karan Karakaya
Güç ve saygınlık hayatta benim için hep önde gelirdi. En değer verdiğim şeylerden biriydi; ailemden sonra kaybetmekten sakındıklarımdı. Çünkü insan ağzında altın kaşık ile doğmuyordu. Babası her ne kadar yeraltı liderlerinden biri olsa da o konuma gelmek için insan hep kendi çabalardı.
Kendi ailemi kurmuştum ama bir yanım hep eksik kalmıştı. Sofraya oturduğumuzda bir tabak hep eksikti. Babam da her ne kadar söyleyemese de onda da benim yaşadığım duygular vardı, emindim. O hem eş hem de evlat acısı yaşadı, ben ise anne ve kardeş.
Karşısına hep çıkmak istedim ama çıkamadım. Belki sorduğu sorulara cevap verememekten ya da soracak bir şeyimin olmamasındandı. Hâlbuki çok vardı ama dilimden dökülmüyordu kelimeler.
Babası gibi olmak istememişti ama babasının aynısı olmuştu. Konu aile içi ise en serti, en hırçını onlar olmuştu.
“Gölge adam akıllı durmayacak, biliyorsun değil mi baba? Eğer Lizge’ye dokunacak olursa onu yaşatmam, bunu bil.”
Günlerdir Lizge’yi takip ettiriyorduk, hatta yıllardır. Babam elinden geldiğince başına bela açmadan yaşaması için imkân veriyordu ona.
“Öyle bir şey olmayacak. Lizgem akıllıdır, o bize gelecek, göreceksin. İşte o zaman ölsem de üzülmem, oğlum. Kızım bana hesap sormaya gelse bile gam yemem.”
Aynı acıları hep beraber yaşamıştık. Annemin ölümü, kardeşimin gidişi… Hepsi erken büyümeme neden olmuştu. Elime ilk silahı aldığımda on iki yaşındaydım. Mutsuz değildim; aksine o zamandan beri beni ayakta tutan şey yarınlar olmuştu, güç olmuştu. Ama kimse seçim hakkı sunmamıştı. Eğer sunsalardı karımı alıp buralardan gitmeyi isterdim; sadece normal bir hayatı yaşamak isterdim.
Sanem Lizge Karakaya
“Teyze bak, gitmemi istemiyorsun ama mecburum. Gerçekler oradaysa benden oturmamı bekleme. Sevmesem de kanımdan; onlar beni öldürecek değiller ya.”
“Anneni de öldürecek değillerdi ama bak nerede, mezarda Lizge. Ben gitmeni istemiyorum.”
Söyledikleri suratıma tokat gibi çarpmıştı. Normalde kolay kolay kızan bir insan değildi ama konuştuğu zaman ağır konuşurdu. Bu da o zamanlardan biriydi. Yıllarca içinde olduğum bağdan beni koparamazdı. Bazen insan sevdiklerini bir yere kadar korumalıydı; sonrası kişinin kendi seçimi olmalıydı. Teyzem her ne kadar inkâr etse de ben o eve gidecektim. Gerçekleri öğrenip cezasını çekmeyen insanların cezasını ödetecektim.
“Ölü ya da diri fark etmez, teyze. Ben o eve gideceğim, tamam mı? Gerçekleri bilmek benim de hakkım. Uğruna canımı vereceğim şeylerin bir yanılgı olmasını istemiyorum. Eğer babam annemin katili ise o zaman cezasını çeker ama suçsuzsa o zaman elden çare gelmez.”
Evet, yıllar önce o evden küçük bir çocuk olarak çıkan Lizge şimdi büyümüş ve avukat olmuş bir şekilde o eve gidecekti. Elimde olan dosyaları topladım. Hem Gölge’nin hem babamın şu anki ve geçmişte olan bütün her şeyi elimdeydi. Sanırım Gölge haklıydı; gerçekler gün yüzüne çıkmak istiyordu.
“lizge dosyayı açmıştı. Artık kaçamazdı; gerçeği öğrenmenin tek yolu babasının karşısına çıkmaktı."