Antrenin o loş, gölgeli ve yılların sindirdiği ağır rutubet kokan koridorunda, kapının kilitlenmesinin yarattığı o derin şokla donakalmış bir halde dururlarken, Zeynep dikkatini çeken bir detaya odaklandı. Duvardaki tahta kurdu kemirikleriyle oymalanmış, yüz yıllık antika ahşap panonun arkasından hafif ama inatçı bir elektrik vızıltısı geliyordu. Ses, sessizliğin hakim olduğu bu evde kulak tırmalayacak kadar netti.
"Baba, buraya bak," dedi küçük kız, titreyen parmağıyla o karanlık duvar oyuğunu işaret ederek. Sesinde hem çocukça bir merak hem de tüyler ürperten bir tehlikeyi sezen o saf sezgi vardı.
Hakan adımlarını o tarafa yönelttiğinde ve gözlerini duvara diktiğinde, kalbi sanki göğüs kafesini parçalayacakmış gibi çarptı, kanı damarlarında buz kesti. Yıllardır bırakın elektriği, insan eli bile değmemiş, sadece kalın kesme taş ve tuğladan örülü bu antik malikanenin duvarında, havada asılı kalmış gibi parlayan neon kırmızısı dijital rakamlar yanıp sönüyordu. Rakamlar yerinde sabit kalmıyor, alt alta akarcasına hızla değişiyordu: -50.000 TL... -120.000 TL... Oran: 2.45...
Saniyeler içinde çılgınlar gibi değişen o yasa dışı bahis oranları ve ekran parıltıları, Hakan’ın son gecelerini, günlerini geçirdiği, ruhunu ve varlığını tükettiği o karanlık kumarhanenin arka odasındaki uğultuyla birebir aynıydı. Ekranlardan sızan o kan kırmızısı ışık, Hakan’ın dehşetle ardına kadar açılmış gözlerini aydınlattığında, genç adam geriye doğru sendeleyerek duvara çarptı. Bu ev sadece terk edilmiş, rüzgar alan eski bir malikane değildi; onun sırlarını, en mahrem ve karanlık zaaflarını en ince detayına kadar biliyordu. Hatta çok daha korkuncu, Hakan’ın kumar bağımlılığını sanki canlı bir organizma gibi besliyor, onu bu taş duvarların arasında yeniden hortlatıyordu.
Elif, kocasının yüzündeki o ölü benzeyen solgunluğu, korkudan seğiren kaslarını ve içindeki o dipsiz dehşeti görünce bakışlarını duvardaki o garip, imkansız ışığa çevirdi. Gözlerinden az önce akıp giden yaşlar tamamen kurumuştu; yerini dondurucu bir öfkeye, tükenmişliğe ve affedilmez bir hayal kırıklığına bırakmıştı.
"Bu da ne Hakan?" diye fısıldadı Elif, sesi o kadar soğuktu ki odadaki havayı anında dondurabilirdi. "Bizi buraya sırf bu yüzden mi getirdin? Çünkü bu ev... senin geçmişteki tüm günahlarını, o lanet kumar borçlarını duvarlarında canlı tutuyor, değil mi?"
Hakan dehşetten kaskatı kesilmiş bir halde karısının yüzüne bakıyor, ağzını açıp tek bir kelime bile edemiyordu. Duvarlardaki o dijital rakamlar hızla artarken, evin tavan arasından ve derinlerinden gelen, tahta döşemelerin altında yankılanan o ritmik rulet çarkı dönme sesi evin içine yayılmaya başladı. Kilitli kapıların ardında başlayan bu kabus, artık sadece dışarıdaki tefecilerden kaçış olmadığını, Hakan'ın zihninden taşıp odalara yayılan kendi vicdan azabının gerçeğe dönüştüğünü acı bir şekilde yüzlerine vuruyordu.