İçeriğe geç

Korkunun kilidi

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Korkunun kilidi

Bölüm 1

Bölüm 1: Yeşilin Kül olduğu gece ve Büyükbabanın Anahtarı

Kumarhanenin göz alıcı neonsal ışıkları, Hakan’ın göz bebeklerinde sönük birer kıvılcıma dönüşmüştü. Yeşil çuha masanın üzerine bıraktığı son jeton, ekranlarda hızla dönen rulet çarkının kırmızı hücresinde durduğunda, Hakan’ın tüm varlığı bir saniye içinde buharlaşıp gitti. Evini, arabasını, bankadaki son kuruşunu ve geleceğini o lanetli masada kaybetmişti. Krupiyenin mekanik ve duygusuz sesi kulaklarında çınlıyordu: "Bahis kapandı, masa kazandı." Hakan, sandalyeden geriye doğru çekilirken ayakları taşıyamayacağı kadar ağırlaşmıştı; elleri titriyor, soğuk terler alnından süzülüyordu.

02:45: Eve döndüğünde kapıyı açmasına bile gerek kalmadı, çünkü tefeciler kapıyı çoktan kırmış gibi içerideydiler. Salonun ortasında duran iki iri yarı adam, evin değer edinebilecek tüm eşyalarını —televizyonu, gümüş takımları, hatta Elif’in çeyiz sandığını— siyah poşetlere ve büyük kolilere tıkıştırıyorlardı. Elif, mutfağın kapısında, kollarını göğsünde kavuşturmuş, gözlerinden süzülen yaşları tutmaya çalışarak bu yağmayı izliyordu. 12 yaşındaki Zeynep ise annesinin eteklerine sığınmış, korku dolu gözlerle yabancı adamlara bakıyordu. Tefecibaşı, ellerini cebine sokup Hakan’a doğru yaklaştı, yüzüne çarpan sigara dumanıyla birlikte zehirli bir fısıltı savurdu: "Sana süre tanımıştık Hakan. Şimdi eşyalarla başladık, yarın sıra ailenin ellerine kelepçe vurmaya gelir. Kaçacak deliğin kalmadı." Adamlar kapıyı çarpıp çıktıklarında, ev artık bir yuva değil, acımasız bir enkazdı.

03:30: Hakan, çaresizliğin en dip noktasında, bitkin ve ne yapacağını bilmez halde babasını (büyükbabayı) aramak zorunda kaldı. Yaşlı adamın kasabanın dışındaki o izole, devasa malikanesine gece yarısı varabildiğinde, üzerindeki tüm gurur kırılmıştı. Çalışma odasının loş, ahşap kokulu ve tozlu atmosferinde, Hakan dizlerinin bağı çözülmüş gibi koltuğa çöktü. Başını ellerinin arasına alıp hıçkırarak, kumarda her şeyini nasıl kaybettiğini, tefecilerin kapıya dayandığını, karısının ve kızının hayatının tehlikede olduğunu tek tek itiraf etti. Yaşlı adam, yüzünde yılların ve bilgeliğin getirdiği o derin çizgilerle oğlunu dinledi; gözlerinde ne öfke vardı ne de suçlama, sadece derin bir acıma ve kaçınılmaz bir kaderin ağırlığı seviliyordu.

04:00: Büyükbaba masanın çekmecesini yavaşça açtı, içeriden ağır, paslı ve demirden yapılma antik bir anahtar çıkardı. Anahtarı masanın üzerine, Hakan’ın önüne bıraktı. Ses tonu, odadaki sessizliği bıçak gibi kesti: "Bu malikane... yıllardır kilitli durur Hakan. Ailemizin sakladığı, üzerine toprak attığımız ne kadar günah varsa o duvarların arasındadır. Tefeciler orayı bulamaz, oraya giremezler. Ama bil ki, o evin de kendine has kuralları, kendi kilitleri vardır. Oraya giden, sadece dış dünyadan değil, kendi vicdanından da kaçamaz." Büyükbaba anahtarı Hakan’ın avucuna bıraktı, metalin soğukluğu Hakan’ın tenini yaktı. "Al bu anahtarı, aileni al ve oraya git. Başka bir çıkış yolun yok."

04:30: Hakan, avucunda o paslı anahtarla eve (yıkık dökük olan eski evine) geri döndüğünde, Elif sessizce bavulları çoktan hazırlamıştı. Hiçbir şey konuşmadılar; kelimelerin bittiği, sadece korku ve kaçışın kaldığı bir andı. Zeynep’in elinden tutup arabaya bindiler. Şehri arkalarında bırakıp ormanlık yola saparken, gökyüzü yavaş yavaş yapışkan, koyu bir kızıllığa bürünüyordu. Hakan direksiyonu sıktığı an, cebindeki o paslı anahtarın sanki canlı bir kalp gibi attığını hissetti. Kazanmak için tek bir yolu vardı oysa: Oynamayı bırakmak. Ama o, o malikanenin kapısını kilitlemek üzere yola çoktan çıkmıştı…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.