İçeriğe geç

KORATEŞ

Bölüm 27 · 8 dk okuma

KORATEŞ

Bölüm 27

🔥 27

“Aşk mı?” diye sorduğunda ona sadece gülümsedim. Temeli bu olabilirdi ancak üç harfe sığacak bir şey de değildi. Kolunun esneme açısını ağır ağır artırırken gözleri üzerimde dolaşıyordu. Onunla göz göze geldiğimde dudaklarımın, boğazımın kuruduğunu hissedebiliyordum. Hareketleri tekrarlamasına isteyerek ona sırtımı döndüğümde omuzlarımda hala bakışlarını hissedebiliyordum. Kuruyan boğazımı ıslatmak adına kapkara kahvemden bir yudum aldım ancak bir yudum yeterli değildi.Yavaş yavaş kahvemden üçüncü yudumu alırken Saygın’ın kıkırtısıyla ağız hizamda tuttuğum kahve bardağıyla omzumun üzerinden ona baktım.“Aşk konuşmaktan kaçıyor musun?” diye sorduğunda kahvemden bir yudum aldım.“Kaçmıyorum, sadece nasıl anlatacağımı bilmiyorum,”“Toparlayamıyorsan, kıymeti yoktur. Kıymetli şeyler gözünün önünde, berrak bir denizin dibine bakar gibi serilir,” dediğinde gözlerimi yukarı kaldırarak düşündüm.“Belki de gerçek duygular daha karmaşıktır,”Hareketi tekrarlamasını işaret ederek banka otururken “Duygular karmaşık değildir; duygular sana karmaşık gönderiliyordur,” dedi.“Kafamı karıştırma,” dediğimde sesli bir kahkaha daha attı.“Senin kafan çoktan karışmış,” dediğinde gözlerimi üzerine dikerek kahvemden bir yudum aldım. “Eğer birine gerçekten aşıksan net olursun, ne istediğini bilirsin. ““Aşık olunca insan ne istermiş?”“Sadece… O’nu istersin.” Bir bacağımı diğerinin üzerine atıp dirseğimi dizime yaslayarak çenemi avcuma bıraktım. Kahvemden bir yudum daha aldıktan sonra “Of, çok romantiksin, Saygın,” dedim alaycı bir samimiyetle. Yüzümdeki ifade ciddileşirken “Bacağına geç,” dediğimde bana gözlerini kısarak baktı.Sırt üstü yere uzanıp ayağını gaza basar gibi yukarı kaldırırken “Kafanı karıştıran ne?” diye sordu.Yanağımın içini uzun uzun dişledikten sonra serbest bırakırken “Çocukluğumdan bu yana sevdiğim biri var. Sadece çocukluk aşkı, hayranlık olarak kalmasını istediğim hisler büyüdüğümde değişmedi,” dediğimde Saygın bana dudaklarını bükerek sahte ve alaycı bir hüzünle baktı.“Ne kadar tatlısın sen öyle,” dediğinde ona dişlerimi gıcırdatarak baktığımda sesli bir şekilde gülerek gözlerini yeniden tavana çevirdi. “Dur tahmin edeyim, başka bir ilişki içindeyken sana yakınlaşmaya çalıştı,” dediğinde kahvemi yudumlamak üzere fincanım ağzımın hizasında asılı kalmıştı.“Gibi gibi. Detaylı tahmin alayım, bu işi biliyor gibisin,” diyerek ağzını yokladığımda sesli bir şekilde güldü.Dudaklarını büktükten sonra “Hayatına başkasını almaya çalıştığında seni manipüle eder, en iyisine layık olduğunu söyleyerek seni dış dünyadan soyutlar. Arkadaşsız kalırsın. Tek arkadaşın o kişi halini alır. Bu dönemde duygusal olarak zayıfladığın için karşı tarafın seni yönlendirmelerine açık yaşarsın. Kukla gibi olursun,” dediğinde güldüm.“O kadar da değil,” diye homurdandım.“İyi bari, o kadar aptal değilsin,”Çenemle bacağını işaret ederken “Hareketi yeniden yap, düzgün olmuyor,” dediğimde başını sallayarak yeniden hareketi yaparken tekrarladığı bir set boyunca sessizliğimi korudum. Aslına bakılırsa tam olarak dediği gibi olmuştu. Turnuvalar için bu yıl onu daha az görene kadar parmaklarının arasında iplerimin dolandığı kukla gibiydim. Onunla her yere gidiyor, onun istediklerini yapıyor ve hatta çoğu zaman onun istediklerini yahut sevdiklerini yiyordum. O başka kadınlarla görüşürken ona sırtımı dönüp görmezden geliyor ancak benim yanıma başka bir adam yaklaştığında o sırtını dönmek yerine aramıza girip bana onun aklından geçme ihtimali olan kötü düşüncelerden, insanların akıl oyunlarından bahsediyordu.Tam olarak o kadar aptalım.“Birini sevmekten ne zaman vazgeçersin?” diye sorduğunda omuz silkti.“Aslında birini sevmekten vazgeçmezsin. Birini sevmekten vazgeçmeyi düşünüyorsan zaten çoktan kafanda bitirmiş, bahanelere ihtiyaç duyuyorsundur.”“Katıldığımı söyleyemem,” dediğimde güldü.“Katılmadığını da söyleyemezsin,” derken yavaşça başımı salladım. Bazı konularda kendinden emin bir edası vardı. Yaşça benden çok büyük olmasa da belli ki çok fazla sosyal ortama girmiş, bir yığın insanla tanışmış ve yine bir ton hikayeyi gözlemleyip dinlemişti. “Eğer sevdiğin insana kavuşma pahasına can arkadaşını kaybedecek olsan bunu göze alır mıydın?” diye sorduğumda bana kaşlarının altından baktı.“Ben o kadar kansız değilim. Can dostumun kardeşi benim de kardeşimdir,” dediğinde imasına karşılık yanaklarımdaki sıcaklığın artığını hissedebiliyordum. Gözlerimi yeri kaplayan kare süngerden karolara çevirirken Saygın’ın bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Saygın boğazımı temizledikten sonra “Tabi bu benim karakterim. Benim kurallarım serttir. Esneme toleransım yoktur. Bir kadın için kurallar değişebilir,” dediğinde onu geçiştirmek için başımı salladım.“Ben de ilk dediğin gibi düşünüyorum. Yıllarca bu şekilde en yakın arkadaşımı kaybetmemek uğruna ona doğru bir adım atamadım,”“Ama biri ilk adımı attı,”“Üç maymunu oynadık,” diye mırıldandım.Bağdaş kurarak oturur konum alırken “Ne bokta bir hikaye,” diye homurdandığında kaşlarımı çatarak ona döndüm.“Ne kadar ayıp,” diye homurdandım yaşlı bir teyze gibi.“Yavrum, dön bir aynaya bak ya. Sağda solda it kopuğa ne takılıyorsun. Silkin, bir kendine gel.” Gözlerimi kısıp ciddiyetini sorgulayarak ona bakarken bana aynı monoton bakışı atmayı sürdürüyordu. Sözlerinin arkasındaydı. Ona aksini düşündüğümü yüzümden açıkça ifade ettim. Her ne kadar kendimi sevdiğim yalanıyla avunsam da aynaya bakmayı sevmezdim. Henüz zayıfladığımı duyalı birkaç gün olmadan depresif halim yüzünden yeniden kilo almaya başlamıştım. Hiçbir zaman sıkı, güzel yahut türevi bir şey olmayacaktım bu yüzden aynaya bakma ihtiyacım yoktu.“Arada bana takıl, işsizlik seni bana bunaltmış,” derken ikinci harekete geçmişti.Saygın bacak egzersizlerini tamamlayana kadar ben kahvemi içmiştim. Kolu için yeniden egzersizlere başladığımızda konuşkanlığı, alaycılığı gitmiş yerine öfke ve huzursuzluk kalmıştı. Kolunun kısıtlanan hareketlerini açmak için onu zorlasam da başarılı olmamamıştım.Tarif ettiği çekmeceden kas gevşetici krem almak için yürürken “Tişörtünü çıkar,” demiştim. Geriye döndüğümde bankın üzerine oturmuş, sağ avcunun içinde tişörtünü sıkarak banka tutunurken karnının altında, kaburgalarının bittiği noktada oluşan morluğa gözlerimi diktim.“Sen hala dövüşüyor musun?” diye sordum karnının altındaki morluktan gözlerimi almadan.“Mecbur kaldım,” dedi. Kremi omzuna sürerken gözlerim yeniden çıplak vücudunda dolandı. Yüzüne darbe almamış ancak karnının altına sıkı bir darbe almış ve omzunu yeniden yaralamıştı. Onu bu hale getiren kişi rastgele biri değildi. Kolunun durumuna bakılırsa bu durumdan haberdardı.Kremi omzuna yayarken “Kolunu da dövüşte yaraladın,” dediğimde gözlerini gözlerimden çekmeden başını onaylar anlamda salladı.“İtibar meselesiydi,” derken sesi buz gibiydi. Parmaklarımla kaslarını ovmayı bırakarak kulağına doğru eğildiğimde sırtını dikleştirmiş, söyleyeceğim şeyleri dinlemek adına başını bana çevirmişti. “Hiçbir itibar sağlığından önemli değil,” dedim.“Beni terk etmeyecek tek şey kariyerim. Beni her zaman kollayacak olan itibarım. Arkamda sıkı sıkıya durup beni savunacak olan karakterim. Ben bunlar için yaşar, bunlarla ölürüm,” derken omzunun üzerinden yüzüne bakıyordum.“Ya seni bekleyenler?”“Benim bekleyenlerim olmadı,” derken sesindeki hüznü damarlarımda hissedebiliyordum. Teninden parmak uçlarıma, oradan kalbime doğru tırmanırken ona biraz daha yakın olmak istiyordum ve bu yakınlık Gurur’da olduğu gibi fiziksel bir yakınlık değildi. Ruhsal olarak onun yanında olmak, her şeyini bilmek ve her şeyiyle onu savunmak istiyordum. İçimdeki merak başımı yakacak kadar kuvvetleniyordu.“Ben beklerim,” diye fısıldadım istemsizce. Bu, tıpkı ona sarılmak gibi içimde kalması gerekirken kontrolü kaybedip dudaklarımdan firar eden kelimelerin arka arkaya dizilmesiyle oluşan bir gürültüydü. Yeşil gözleri gözlerimin derinliklerine bakarken güçlükle yutkundum. Bakışlarında tek bir boş an yoktu, her saniyesinin bir anlamı varken onu tanımıyor olmak, manasını çözemediğim, farklı bir dil gibi gelen gözlerine bakmak canımı yakıyordu.Doğrulurken “Amigo kız olurum yani. Senin için ponpon sallarım, tezahürat ederim,” derken sesimi neşeli tutmaya çalışsam da sözlerimin şokuyla büyüyen gözkapaklarım dışında yüzümde hiçbir ifade yoktu. Sadece sesimi kontrol edebilmiştim.Aynı alaycı tınıyla “Çok naziksin,” dediğinde nihayet bir mimik yapmış, yüzümün zincirini kırarak gülümsemeyi başarabilmiştim.Omzunu ovarken vücudunu bana doğru çevirdi “Senin için iş teklifim hala geçerli, bir an olsun benimle birlikte çalışmayı düşünmüyor musun?” dediğinde ona gülümseyerek baktım.“Teknik olarak seninle çalışıyorum, istediğin zaman yanındayım,” dediğimde başını iki yana salladı.“Ben, tüm gün benimle olmandan bahsediyorum. Ağrılarım olduğunda seni beklemek benim için daha büyük bir işkence oluyor,” dediğinde güldüm.“Böyle daha iyi,”“Fikrini değiştirmek için ne yapabilirim?” diye sorduğumda gözlerimi kıstım.“Yavuz Kızıltan ile bana küçük bir yemek ayarlayabilir misin? Senin spor salonunda çalışıyormuş galiba,” diye sorduğumda bana omzunun üzerinden ters bir bakış attığında ona dudaklarımı bükerek karşılık verdim. Bu bakışı anlamak için onu tanımaya gerek yoktu, açık bir kitap gibi bunun asla olmayacağının altını çizen bir bakıştı. Yavuz Kızıltan ünlü ve son zamanlarda yeni yeni parlayan bir oyuncuydu ve ben de onun küçük fanlarından biriydim.“ZAN Racing’in yeni sezon F1 yarışlarına götürsem?” diye başka bir teklif sunduğunda aslında mantıklıydı. Hem yurt dışına seyahat edecek hem de eğlenebilecektim.“Ben arabalarla ilgili şeyleri sevmem,”“Tüh,” derken buna gerçekten üzülmüş gibi görünüyordu.“Tamam… Gazel konserine götürsen de olur,” diyerek pes ettim. Götürsen mi? Bir saniye! Götürsen mi? Bu adamın yanındayken neden bir aptal gibi otokontrolümü kaybediyor ve talepkar oluyordum.“Yurt içi yurt dışı?” diye sorduğunda boğazımı temizledim.“Açıkçası bulduğun ilk bilete razıyım çünkü ben karaborsada bile bulamıyorum. Birkaç kez dolandırılmışlığım bile var,” dediğimde gülümsedi.“Aslında eğlenceli birisin,” dediğinde ona gözlerimi kısarak baktım.“Oyuncak mıyım ben? Niye öyle bahsediyorsun benden?” diye sorarken yüzümdeki tebessüm giderek genişliyordu. Parmakları ellerimin altından kayarak bankta bana doğru döndü. Bana aşağıdan bakarken gözleri gözlerimde, kirpiklerimde, yanaklarımın üzerinde dolaşırken sessizdi.“Bilmem,” diye mırıldandı. Yeşil gözleri yüzüne vuran güneş ışığıyla birlikte daha açık bir hal alırken gözlerinin içinde daha sarı halelerden çizgileri görebiliyor ve hatta sayabiliyordum. Kirpiklerinin değdiği yanaklarını, her an çatılıp azarlayacak gibi duran kaşları ve sol kaşının üzerindeki yara iziyle korkutucu ancak yakınına yaklaştığında sevimli bir kedi kadar uysaldı.Aralık kapıya vurulup Nagiş başını öne doğru uzatırken yüzünde endişeli bir ifade vardı. Gözlerini benden alıp küçük bir yutkunuşla Saygın’a çevirdi, tuzlu bir yemek yemiş gibi yüzü buruşurken “Buse geldi,” dediğinde parmaklarım omzunda donup kalmıştı.“İçeri mi aldın?” diye sorarken Saygın’ın tüm neşesi kaybolmuş geriye sadece acısıyla harmanlanmış, üzeri örtülmemiş öfkesi kalmıştı.“Önemli bir şey olduğunu söyledi, samimi görünüyordu,”“Ne samimiyetinden bahsediyorsun sen?” derken aniden ayağa kalkmıştı. Koridora doğru adımlarken “Sana kaç kez söyledim o kadın benim evimin önünden bile geçemez,” diye bağırırken olduğum yerde titremiş, gözlerimi arkasından koşar adımlarla onu izleyen Nagiş’e dikmiştim. Belli ki kadın çok uzun zamandır Saygın’la çalışıyor, Buse’ye merhamet ediyordu ancak arkasından bu hızla koşmasının başka bir sebebi de olmalıydı.Saygın, Buse’ye bir şey yapar mıydı? Boksörlerin sık sık kız arkadaşlarına, eşlerine yahut çocuklarına şiddet uyguladığı haberleri medyada dolaşırdı. Gurur bile şiddete meyilliydi ki kendini güçlükle durdururdu. Peki ya Saygın nasıl biriydi?Kahvemi yere bırakıp ikisinin peşinden dışarı çıktığımda koridorda Buse’nin sesi yankılanıyordu. “Saygın! Lütfen izin ver konuşayım!”“Benim senin gibi biriyle konuşacak hiçbir şeyim yok! Bu kadının merhametine dua et sen!”“Saygın, dur lütfen! Canımı yakıyorsun!” diye bağırırken koşar adımlarla merdivenlere yöneldim. “Yansın! Zerre umurumda değil!”“Saygın! Hamileyim!” diye bağırdığında merdivenlerin sonunda, koridorun ortasında tıpkı onlar gibi kalakalmıştım. Saygın, açtığı kapıdan Buse’yi dışarı sürüklerken Nagiş onun sorunlu kolunu sıkı sıkıya tutup acı verecek şekilde çekiyordu. Sessizliğin içinde Buse’nin gözleri beni bulduğunda göğsümdeki dehşet dalgası bütün vücudumu buz gibi kesmişti. Kaçmak, bir hayal gibi ortadan kaybolmak için geriye doğru adım attığımda avına sıkı sıkıya tutunan bir hayvan gibi gözleriyle beni yakalamıştı. Burada olduğumu Buse’nin bilmesi demek bu akşam Gurur’un da kendi tezini kanıtlaması, haklı çıkması ve üzerine gelmesi için haklı sebepleri kolunun altına alıp bana destek veren herkesi kendi arkasına çekerek savunmasız bırakması demek oluyordu. Gurur’u kaybetmenin yanında Afra’dan ve çevremde tanıdığım herkesten uzaklaşırdım. Tüm mahalle Gurur’u milli olarak desteklediği gibi bu olayda da onu desteklerdi.Annem bile…“Hamile mi?” diye sordu Saygın. Buse gözlerini Saygın’a çevirirken yutkundu, kaçamak bakışlarla beni yoklarken başını yavaşça, onayladığını görmemden korkarak salladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.