Kora için bugün dünyanın en güzel günüydü; çünkü bugün doğum günü olmasının yanı sıra, annesi ve babası da sonunda işlerini halledip minik kızlarının yanına gelmişlerdi. Geldikten üç gün sonra Kora altı yaşına gireceği için hazırlıklar erkenden başladı. Balonlar şişirildi, etraf süslendi, tüm düzenlemeler yapıldı. Kora yukarıdaydı, annesinin yardımıyla hazırlanıyordu. Üzerinde siyah bir elbise, ayağında ise minik mi minik siyah topukluları vardı. Annesiyle arasındaki yedi farkı bulmak, üst seviye bir kelime oyunu gibiydi. Kora aynada kendisine hayran hayran bakarken, annesi gülerek onu izliyordu. “Hadi, minik bir makyaj yapalım sana,” dedi annesi. Kora bu cümleyle heyecanlanmıştı; çünkü hep annesinin makyaj malzemelerini karıştırıp makyaj yapmak isterdi. Çok kez yakalanmasına rağmen, o küçük ve tatlı yüzüne kıyılamadığı için kimse ona karışmamıştı. Kora büyük bir neşeyle, “Yaşasın, makyaj!” dedi. Beraber makyaj yapıp hazırlıklarını bitirdikten sonra salona, yani kutlamanın yapılacağı alana doğru yürümeye başladılar. Anne-kız o kadar güzel görünüyorlardı ki, babası bile onlara hayranlıkla bakıyordu. Kora, önce anne ve babasıyla kısa bir hasret giderdi, ardından eğlence başladı. Şarkılar çalındı, oyunlar oynandı ve sonunda sıra pastayı kesmeye geldi. Babası sağında, annesi solundaydı. Üçü de birbirinin elini tutarak bıçağı kavradı. Fotoğrafçılar hazırdı. Pastayı tam kesecekleri esnada salonda bir ses yükseldi: Bir silah sesi. Kora korkudan hareket bile edemezken, davetliler panik içinde salonu terk etmeye başladı. Arkasına bakmadan kaçan insanlar arasında Kora’nın yüzündeki şaşkınlık her şeyi anlatıyordu. Kafasını kaldırıp soluna baktı; ama bakmaz olaydı. Annesi yere yığılmıştı. Babası koşarak eşine sarılırken, hizmetliler çoktan yardım çağırmıştı ama her şey için çok geçti. Annesi tam beş farklı yerinden vurulmuştu: göğsünden, karnından, kolundan, omzundan ve tekrar karnından… Biri annesine tuzak mı kurmuştu? Kora hiçbir şey duyamıyordu. Resmen donup kalmıştı. O an, bunun kutladığı son doğum günü olacağını anlamıştı. Henüz bilmediği bir şey daha vardı: Artık doğum günlerinden nefret edecekti. Saat gece ikiye geliyordu. Annesi mucizevi bir şekilde hastaneye kadar hayata tutunmayı başarmıştı. Kora, babasının kucağında minik bedeniyle öylece oturuyordu. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Ameliyat devam ederken geçen on dakikalık sessizliğin ardından doktor kapıda belirdi ve dudaklarından sadece tek bir cümle döküldü: “Başınız sağ olsun.” Annesi onu bırakmıştı. ŞİMDİ Yüzüme vuran güneş ışığı ile yataktan doğrulmak zorunda kaldım. Şu sıralar güneşe acayip sinir oluyordum; hep benim yüzüme vurmak zorunda mıydı? Söylene söylene yataktan kalkıp üzerimi giyindim. Babamla bu gece bir davete katılmamız gerekiyordu. Elbisemi dün tarif ettiğim gibi hazırlatmıştım, öğlene kadar gelirdi herhalde. Üzerime siyah bir crop ve bol bir eşofman geçirdim. Bu sıcakta sırf güzellik için mini etek giyecek değildim ya? Zaten güzelim. "Yine harika oldum," diyerek odadan çıktım ve merdivenleri inmeye başladım. Tam bir hafta sonra hem doğum günümdü hem de annemin ölüm yıldönümü... Doğum günümü tabii ki kutlamayacaktım. Doğum günlerine olan nefretimi bir ben, bir de Allah bilirdi. Masada beni bekleyen babama ufak bir tebessümle, "Günaydın babacığım," diyip yanağına kocaman bir öpücük kondurdum. O da beni öptükten sonra sandalyeme oturup kahvaltıya gömüldüm. Açlıktan ölüyordum; gören iki senedir yemek yemiyorum sanırdı. Babam derin sessizliği bozdu: "Akşam için hazır mısın güzelim?" Lokmamı yutup cevap verdim: "Evet baba, sadece makyajımı nasıl yapacağımı düşünüyordum." "Oraya başka kimler gelecek baba? Yoksa yeraltındaki o karanlık ve önemli isimler mi?" diye sordum. Babam hiç beklemeden, "Evet," diye yapıştırdı cevabı. Bunu beklediğim için yemeğime devam ettim. Kahvaltı biterken elbisem gelmişti. Bu gece için nedense hiç heyecanlı değildim; sanırım daha önce çok kez bu ortamlarda bulunduğum içindi. Yukarı çıkınca ilk işim elbiseye bakmak yerine en yakın arkadaşım Vanessa’yı aramak oldu. Biz bebeklikten arkadaştık, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Ailelerimiz de yakındı; annemin cenazesinde de hep yanımdaydılar. Vanessa telefonu açtığı gibi çığlık atmaya başladı. Benim aksime aşırı heyecanlıydı. Kamerayı döndürüp elbisesini gösterdi: "Nasıl ama süper değil mi Kora?" "Cidden çok göz alıcı kızım, bayıldım!" dedim. On dakika sohbet ettikten sonra Vanessa elbisemi sordu. "Ben daha yüzüne bile bakmadım desem yeridir," deyince Vanessa çıldırdı: "Ay hemen bak o elbiseye! Yoksa gelir balkondan aşağı fırlatırım seni!" Kahkahayı patlatıp dolabımı açtım. Elbiseyi gördüğüm an Vanessa ile konuşmuyor olsaydım ağzım açık kalırdı. Bu nasıl bu kadar mükemmel olabilirdi? Vanessa, "Göster artık şu lanet elbiseyi!" diye bağırınca kamerayı çevirdim. Onun da nutku tutulmuştu. Yaklaşık iki saatlik "elbiseyi övme seansı"ndan sonra telefonu kapattım. Saat 22.00’ye geliyordu. Hazırlanmam en az üç saat sürdüğü için hemen duşa girip saçlarımı hallettim. Elbiseyi giyip aynada kendimi izledim. "Bu güzellik başımıza bela olacak Kora, harika görünüyorsun yine kızım," diye kendimi övdükten sonra makyaj masasına oturdum. Makyajımı annemden başkasının yapmasından nefret ederdim, o yüzden hep kendim yapardım. Aşağı indiğimde babamı gördüm. Aman Allah'ım, bu dünyada babam kadar karizmatik bir adam daha tanımıyordum. Uzattığı elini tuttum ve arabaya geçtik. Yol boyunca babam telefonla iş konuşurken ben de camdan dışarıyı izledim. Ay bu gece çok güzeldi. Mekâna geldiğimizde kapılarımızı açtılar. İçeri girdiğimde içimden "Vay ebesinin nikahı! Bu ne göz alıcılık?" diye geçirmeden edemedim. Etraftaki beş para etmez insanlara kınayıcı bakışlarımı atarak bir masaya oturdum. Sandalyeler aşırı rahatsızdı. Yarım saatlik sıkıcı sessizliği bozan ise Vanessa oldu. "Kora!" diye öyle bir bağırdı ki, sesi hoparlörden gelen müzikten daha ciyaktı. Ama ona kızamıyordum. Yanıma koşup sarıldı. O sırada sarışın bir "yelloz" Vanessa’ya dönüp, "Ya salak mısın sen kızım?" diye bağırdı. İşte o an merhalemetli tarafım beni terk etti. Kadına doğru yürürken babamın arkadan "Kora!" diye seslendiğini duydum; belli ki sorun çıkaracağımı anlamıştı. Ama kimse benim "civcivime" salak diyemezdi. Masaya gittiğim gibi kadının saçından tutup kafasını büyük bir şiddetle masaya vurdum. Öyle bir vurdum ki kadının burnu kanamaya başladı. "Etrafındaki insanlara salak demeden önce iki kere düşün, duydun mu beni sarı kafa?" Tüm dikkatler üzerimizdeyken masama geri döndüm. Babam bıkkın bir şekilde bize bakarken, biz Vanessa ile kahkahalar atarak dedikodu yapmaya başladık. Bir süre sonra tuvalete gitmek için yanından ayrıldım. Tuvalette rujumu tazelerken arkamdan kalın, tok ve erkeksi bir ses duydum: "Yaptığın hareket çok etkileyiciydi, Kora Vares." İsmimi ve soyismimi vurgulayarak söylemişti. Donup kaldım. Arkamı döndüğümde gözlerime inanamadım. Bu gerçekten o muydu? Karay Varen?
Bölüm 1
1. BÖLÜM: GEÇMİŞİN BÖLGESİNDE
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.