İçerden sesini duydum uyandığım gibi. Abimle konuşuyordu. Ne dediğini anlamakta güçlük çekiyordum. Yeni uyanmıştım ve bu gayet normaldi. Ayağa kalkıp kapıya yaslandım.
"Azad kardeşini istiyorum." Dediğini ilk başta idrak edemedim. Sonra tekrar konuşmaya başladı.
"Onunla evlenmeme şayet izin verirsen seni örgüte kabul ederim. Yaşama hakkı sunuyorum size." Duyduklarıma inanmadım ilk başta. Sonra abimin sesi kulaklarımı doldurdu.
"Eylül!" Bana bağırmıştı. Uyuyor taklidi mi yapsaydım? Hızla yatağıma geri döndüm ve uyuyormuş gibi yaptım. Odaya abimin karısı girdi. O da o pis işlerle uğraşıyordu. Ama daha vicdanlı olduğu kesindi. Beni uyandırdı. Yeni uyanmış gibi rol kestim.
"Ebru abla... Noluyor?" Mırıldanışımla ağzımı kapadı ve fısıltıyla konuşmaya başladı.
"Tatlım kalkıp kaçman gerek! Abin seni örgüt liderine satmayı düşünüyor..." Korkuyla bakmıştım gözlerine. Yanımdan kalkıp camı açtı.
"Kaç hemen. Ne duyarsan duy. Ne sesi duyarsan duy tatlım. Arkana bakmadan koş." Dediğinin ardından camdan çıktım. Örgütün içerisinde olmak kötüydü. Kamplarda kalıyorduk. Hızla koşmaya başladım. Arkamdan Ebru abla ile abimin kavgasını duysamda dönüp bakmadım. Bedenim tittir titrerken ormana girdim. Burda izimi kaybettire bilirdim.
"Eylül!?" Önce abimin sesini duydum. Ardından da o adamın sesini. Adının Faruk olduğunu bildiğim o iğrenç herifin sesini.
"Onu bulmazsan anlaşmayı unut azad!" Dedi kinle ve öfkeyle. Koşmaya devam ettim. Nefessiz kaldım uzun bir süre. Yinede durmadım koştum koştum.
"Eylül dur!" O adam arkamdan bağırıyordu.
"Git başımdan!" Bağırarak koşmaya devam ettim. O an bir silah patladı. Ardından bacağımda bir acı hissettim. Yavaşladım... Yavaşladım. Pantolonumun parçasından damlayan kanı fark ettim. ve bunu fark etmemle yere yığıldım.
İşte bu an benim hayatımın kahroluş noktasıydı. Bacağımda yoğun bir ağrı. Ve terör örgütünün liderinin eline düşüşüm. Herşey mahvolmuştu. Ben Eylül Maya... Daha 19 yasındayım ve sanırım hayatımın geri kalanı bol çukurundan farksız olacak.
Gözlerimi açtığımda kaçtığım o odadaydım. Bacağımı kurşun sıyırmış olsa gerektiki temizlenip güzelce sarılmıştı bacağım. Ayağa kalktım ve topallayarak kapıya ilerledim. Kapıyı açmaya çalıştığımda kapının üzerime kitlendiğini fark ettim. Kapıyı zorladım. Açamayınca kapıyı yumrukladım.
"Açın şu kapıyı!" Sinirlenmiştim. Üzerime kapı kitlemek neydi ya? Bu nasıl bir yobazlıktı. Kapı yavaşça açıldı. İçeriye Faruk abi girdi.
"Güzelim" bir adım geriye gittim.
"Uzak dur benden. Sakın bana yaklaşmaya kalkma" dedim tereddütle. Dolaba yöneldi. İçinden uzun beyaz bir elbise çıkardı. Yatağın üzerine bıraktı ve ardından dolaptan bir kutu çıkardı. Napıyordu bu ? Amacı neydi? Bana döndü hızla.
"Sen benim müstakbel karımsın... Elbiseyi giy ve makyajını yap. Düğün hazırlıklarına başladık abimle." Gözlerimin hızla dolduğunu hissettim. Ama ağlamadım. Bunu onun önünde yapmadım.
"Hayır. Hayır ben seninle evlenmem! Abim yaşındasın ne evlenmesi! Hayır!" Dediğimde gözlerindeki değişime şahit oldum.
"Bana bak benim sabrımı sınama. Abinle konuştum ve seni bana verdi. Sana fikrini soran olmadı. Ben senin abin değil kocanım!" Sinirle üstüme yürüdü. Yutkundum artık göz yaşlarımı tutamıyordum. Ağlamaya başladığımı görünce geri çekildi.
"Hazırlan bekliyorum."
Odadan çıkınca yatağa oturup hıçkırarak ağlamaya devam ettim. Bir süre sonra fayda etmeyeceğini anladım. Ayağa kalkıp elbiseyi üzerime geçirdim. Yere kadar uzanıyordu. Arkası ipliydi. İpleri o kadar sıkı bağladım ki... Açamamasını umarak. Askılıydı ve göğüs dekoltesi vardı. Ağlayarak makyaj masasına oturdum. Oldukça sıradan bir masaydi sadece önüne ayna koymuştum ve makyaj masası olarak kullanıyordum. Gözlerimin altı şişmişti. Fondötenle kapattım. Hafif bir makyaj yaptım. Sonra dolabın dibinde duran kutu gözüme ilişti. Kutuyu açtığımda hafif topuklu beyaz ayakkabılar gördüm. Ağır ağır ayağıma giyip odadan çıktım.
"Ben... Hazırım." Dememle bana döndü. Şaşkın şaşkın beni süzdü.
"Çok güzel olmuşsun mayam..." Bana yaklaştı ve elini belime koydu.
"Teşekkür ederim Faruk abi." Dedim inadına. Haksız değildim abim yaşındaydı. Aramızda 18 yaş vardı. Bu az buz bir rakam değildi. lafımın üzerine derin bir nefes aldı.
"Hadi... Herkes bizi bekliyor." Dediğinde aklıma takılan bir şeyle ona döndüm.
"Nikah memuru mu getirdin?' dedim safça. Sırıtarak bana döndü ve konuşmaya başladı. Belkide hayır diyebilir ve onu polise falan yakalata bilirdim.
"Evet ayarladım maya." Daha sonra ağır ağır evden çıktık. Koluna girmek zorunda kalmıştım. Bir insanın kokusu bir insanı nasıl olurda bu derece rahatsız ederdi anlam veremiyordum. Dışarıya çıktık. Herkes oradaydı. Abim, Ebru abla, örgüttekiler, ve konakladığımız köydeki insanlar. Hepsinin yüzüne korkuyla baktım.
Masaya oturdum. Elimi bırakmıyordu. Çok rahatsız ediciydi. Nikah memuru bana döndü.
"Çok güzel olmuşsunuz gelin hanım." Dedi samimiyetle. Bense yalnızca gözlerimdeki korkuyu anlasın diye kendi kendime yalvarıyordum.
Lütfen anla,
Lütfen anla,
Ne kadar tekrar edersem edeyim... Anlamadı. Önce ona sordu. Evet diye karşılık buldu. Bakışlar bana döndü. Çok gerilmiştim. O sırada belimde birşey hissettim. Göz ucuyla baktığımda bunun bir tabanca olduğunu fark ettim.
"Hadi hayatım... Bak memur bey seni bekliyor." Gözlerindeki imayı anlamıştım. Hayır dersen sıkarım diyordu.
"E-evet!' dedim korkuyla. Memur gülümsedi. Ve ben tamamen ona ait sayıldım. Onun resmi kayıtlarda karısı gösterildim. Baya çalgı çengi oldu. Halay çektiler oyunlar oynadılar. Benimse tek yaptığım oturmak ve etrafa bakınmaktı. Düğün bitti. Akşamın ayazında üşümeye başladım. Gözlerim oturduğum masada kapanıyor fakat kapanmamak için direniyordu.
"Hayatım..." Bana dokunan irice ellerle kendime geldim.
"Hadi odamıza gidelim." Sebepsizce en son içtiğim bir bardak sudan sonra çok uyku bastırmıştı.
"Tamam." Ayağa kalktım. Fakat ayağıma saplanan bı acıyla büyük bir inilti bıraktım.
"Noldu hayatım? Ayağın mı acıyor?" Başımı salladım halsiz bi edayla.
Beni kucağına aldı. Odaya götürdü ve yatağa bıraktı. Sonra ellerimde oldukça kalın ipler hissettim. Noluyordu? Beni asıyor muydu? Napıyordu?
"Sen.. napıyorsun?" Mırıldanışımla biraz haşırtı sesleri duydum.
"Karımla bir gerdek gecesi yapmayayım mı?" Tepki veremedim. Bilincin yarı kapalıydı.
"Yapma... Bırak beni." Halim yoktu. Zorlayamıyordum bile kaçmak için kendimi... Sonra ise gece tamamen bir kabustu. Asla bitmeyecek bir kabus. Anneme söz verdiğim gibi koruduğum namusum bir gecede hiç olmuştu. Bana defalarca tecavüz etti acımadı durmadı. Asla dinlemedi. Sonrasını hatırlamıyorum...
Ben Eylül... Eylül Maya.. 19 yaşında bir genç kızım... Annemi küçükken kaybettim onu bizzat babam vurdu. Babamsa daha sonra türk askerinin eline düştü. Ve öldürüldü. Aslında bizde türküz. Fakat işte kansızlardanız.. hayatınızda büyük değişim yaşadığımız belirli hatta sayılı anlar olur. Benim 3 tane oldu. Annemi kaybedişim, babamı kaybedişim, ardından bu hain in karısı oluşum.. bir genç kızın hayatını mahvetmenin en kolay yoludur.
Sabah bacaklarımda, vücudumda ağrı hissediyordum. Ağır ağır açtım gözlerimi. Üzerime nakındım... Çırıl çıplaktım.... Bana tecavüz etmişti.. belki de beni zorla hamile bırakmıştı... Kim bilebilirdi ki böyle olacağını.
Yattığım yerden doğruldum. Yanımda yatmıyordu. Odada yanlızdım. Kalkıp ağır ağır banyoya girdim. Aynada kendime bakmaya başladım. Vücudumun bazı yerlerinde morluklar vardı. Bileklerim zaten ipten dolayı mosmordu. Hızlı bir şekilde duş alıp üzerimi giyindim. Bir eşofman altı ve bol bir tişört.
"Artık evlimiyim..." Kendi kendime sormuştum. O sırada masamdaki minik kutuyu fark ettim. Üzerinde bir not vardı. Notu elime alıp içimden yazıyı okudum.
"Günaydın güzelim... Evlilik biraz aceleye geldi. Yüzüğün.." notu yana bırakıp kutuyu elime aldım. Ağır ağır açtım. İçinde güzel ve pahalı olduğu belli olan bi tek taş vardı. Mecburen taktım parmağıma.
"Maalesef artık evliyim.." en sonunda odada daralıp odadan çıktım. Salonda oturuyorlardı.
"Günaydın Ebru abla." Sadece ona günaydın demiştim. Belliki abim onu dövmüştü. Gözünün altı morarmıştı.
"Günaydın kuzucum.." o sırada abim söze atladı.
"Bize günaydın yokmu eylül?" Onu umursamadan mutfağa ilerlemeye başladım. Arkamdaki hareketlilik beni ürkütsede dönmedim.
"Azad! Sakın!" Faruk abinin abimi tuttuğunu fark ettim.
"Abi bırak." Dedi sinirle. Kendi bile ona abi derken beni ona vermişti..
"O benim karım. Öyle birşeye kalkışma. Hem bu gün büyük gün." Dediğinde ona döndüm.
"Bu gün türkler buraya gelecek. Onları indireceğiz. Bir kaç şehit haberi onları mutlu edecektir."
Gözlerimdeki korkunun tarifi yoktu. Hiç bir şeye engel olamıyordum.
"Mutlu etmek mi?" Dedim imalı bir şekilde. Ardından bana bakışı değişti.
"Evet güzelim.. bu onları mutlu eder." Dedi sakinlikle. Alayla gülerek ona baktım.
"Size Türkler kansız diyor... Çok haklılar çok!" Dediğimde bu sefer abimin değil.. Faruk abinin sinirlerini oynamıştım. Yanağımda hissettiğim yoğun acıyla birlikte ona baktım şaşkınlıkla. Bana tokat atmıştı? Bu nasıl bir canilikti ki? Ben nasıl bir ortamdaydım...
"Kes sesini." Dediğinde gözlerim dolmuştu. Beni orada bırakıp harita üzerinden birbirleriyle konuşmaya başladılar.
"Türkler burada inecek. İndikleri gibi helikopteri indiricez."
"İnmeden indirsek?"
"Olmaz... Elimizde rehine olması iyi olur." Dikkatle onları dinlemeye devam ettim.
"Ne işe yarayacak bu?" Dedi abim düşünceli bir şekilde.
"Bunlar birer koz azad. Anlamıyorsun ama anlayacaksın." Dedikten hemen sonra bana döndü. Uzun uzun bana baktı. Daha sonra abime döndü tekrar.
"Evet.. plan belli. Git örgütü hazırla." Dedikten sonra elimden tuttu. Karşılık vermedim. Daha sıkı tuttu elimi.
'karımla ilgileneceğim." Dedi aheste aheste. Bana sarıldı.
"Beni öp bakalım." Hafifçe geri çekildim.
", İstemiyorum Faruk abi." Yinede öptü. Günün devamı oldukça rutin geçti...