İçeriğe geç

KOMŞU

Bölüm 14 · 6 dk okuma

KOMŞU

Bölüm 14

🎙️ 14

İlkokulda çok başarılı bir öğrenci değildim. Annem ya da babam bizimle çok fazla ilgilenmezdi ve ağabeyim tüm sorumluluğumu alan tek kişiydi. Her sabah beni uyandırıp giydiren, saçlarımı yapan, okul formamı ütüleyen, çantamı hazırlayan, beni okula bırakan, harçlığımı veren kişi her zaman ağabeyim olmuştu. Benim için dünyada aile kavramının sözlük anlamı ağabeyimden ibaretti. Ona aşkla bakar, ağzından çıkan her sözü yerine getirirdim ancak benim başarılı olmamı istedikçe ben bir türlü yapamazdım. Sınıf arkadaşlarım benden önce şakır şakır okurken ben kekeler, kelimeler türetir ve bir türlü okuyamazdım. Tahtaya çıktığımda öğretmenim dikkatli bir şekilde dinlerken kaşlarını çattığı anda elim ayağım titrer, ağlayacak hale gelirdim. Azarlandığımda kaçmak ister, bazen sırf bana görev vermemesi için sıranın altına saklanırdım.

El yazım iyi olduğu için öyle böyle üçüncü sınıfı bitirmiştim lakin etrafımda tek bir arkadaşım dahi yoktu. Bir gün okula gitmesem, ertesi gün ödevin ne olduğunu bana hatırlatacak tek bir kişi bile yoktu. Sırada boyum uzun olduğu için en arkada tek başıma oturur, öğretmen beni tahtaya kaldırmasın diye kafamı sıraya gömer, dersleri yarım yamalak dinlemeye çalışırdım.

Dördüncü sınıfta okula yeni bir öğrenci gelmişti. Yeni müdür yardımcının oğluydu. Sınıfa girdiği anda gözlerimi ondan alamamıştım. Ayakkabıları yepyeni ve parlaktı. Okul forması özenle ütülenmiş, saçlarının kesimi nizamiydi, özenle sol tarafına doğru yatırılmıştı. Çok düzenli görünüyordu. Benim gibi boyu uzun olduğu için sınıf öğretmeni sınıftaki tek boş yere, benim yanıma oturmasını istemişti.

Yanıma oturduğunda şampuanı çiçek gibi kokuyordu. Defterlerini çıkarıp çantasını özenle sıranın altına yerleştirmesini merakla izlemiştim. Kalemlerini özenle kalem kutusundan çıkarıp sıradaki yuvalara düzgün bir şekilde bir kırmızı kalem, bir kurşun kalem yerleştirmiş sağına silgi ve soluna da metal kalem tıraşını koymuştu. Düzgünce kaplanmış defterini açtığında sayfaları o kadar düzgündü ki bir an için nasıl yaptığını düşünmüştüm. Defterinin dört yanına ataçları tek tek takmış, kollarını önünde birleştirip ellerini birbirinin üzerine koyarak öğretmeni izlerken ben hayretler içinde ona bakıyordum. Çok düzenliydi. O kadar düzenliydi ki sıraya koyduğu kalemleri bile aynı boydaydı.

Kendi önüme döndüğüm. Defterimin sayfaları buruşmuş, dışı sürekli çantaya tıkıştırılmaktan eskimişti. Kırmızı kalemim parmağımdan daha kısa boydaydı, kurşun kalemim ise ona nazaran henüz ilk kez kullandığım için uzundu. Sıkıldıkça üzerine kurşun kalemimi bastırdığım sarı, avuç içi kadar silgim ve küçük kalemtıraşla ona göre düzensiz olandım. Sabah ağabeyimin ütülediği gömleğim çift çizgiydi, süveterde mandal izleri vardı ve sabah ağabeyimle şakalaştığım için çorabıma çamur sıçramış, temizlemek isterken daha da batırmıştım. Onun yanında kendimi kötü hissediyordum. Daha defterimin sayfalarını bir arada tutacağım atacım bile yoktu.

Kendimi mahcup hissetmiştim ve değişmek istediğime o an karar vermiştim. Defterimin sayfalarını düzenlemeye çalışırken o, öğretmenin sorduğu tüm sorularda elini kaldırıyor doğrusu olsa da olmasa da düşündüğü cevabı söylüyordu. Mavi gözleri ışıl ışıldı ve sarı saçları, hemen yanımızdaki pencereden içeri vuran sabah güneşiyle parlıyordu.

Çıkışta ağabeyimi görür görmez "Kırtasiyeye gidebilir miyiz?" diye sormuştum. Nedenini sorduğunda ise ona hemen yeni gelen öğrenci, Engin'den bahsetmiştim. Ne kadar düzenli olduğunu, ne kadar ışıl ışıl olduğunu ve ne kadar imrenilesi olduğunu kırtasiye yolu boyunca anlatmıştım. Ağabeyimin beni yüzündeki tebessümle izleyişi aklımdan çıkmıyordu. İlk defa okul hakkında onunla bir şey konuşuyor ve ondan bir şeyler istiyor olmanın verdiği heyecanla en az benim kadar kıpır kıpırdı.

Kırtasiyeye girer girmez ne istiyorsam aldı bana. Yeni defterler, ataçlar, etiketler, güzel pembe kaplar, yeni bir çanta, güzel kalemler ve metal bir kalemtıraşla ondan biraz daha büyük yeni bir silgi almıştı.

Elimizde torbalarla geldiğimizde anneden ve babamdan saklanarak odamıza gitmiştik. Yoldayken bana birkaç tane yeni, süslü tokalardan almıştı. Bütün gece yeni defterlerimi kaplamış, etiketliklerini takmıştık. Gece heyecanla tek çizgi olana kadar gömleğimi ütülemiş, süveterdeki mandal izlerini yok etmiştik. Elbiselerimi askıya astığımızda eteğimin pilileri bile çok düzgün görünüyordu.

Ertesi gün sınıfa geldiğimde herkes çok şaşkındı. Ağabeyim saçlarımı güzelce örmüş, ucuna süslü tokaları takmıştı. Öğretmenimiz bile sınıfa girdiğimde direkt beni fark etmişti. Tıpkı Engin gibi sırtım dik bir şekilde oturuyor, ellerimi onun gibi sıranın üzerinde birleştiriyordum. Onun gibi düzenliydim, saçlarım özenliydi ve onun gibi parladığımı düşünüyordum. Doğru ya da yanlış, yavaş yavaş onun gibi parmak kaldırmaya, derslere dahil olmaya başlamıştım. Hiç konuşmazdık ama sınıfta diğer kızlarla arkadaş olmaya başlamıştım. Düzen, onları benim yanıma çekmişti.

Bir yıl boyunca tıpkı Engin gibi davranıyordum. Onun gibi tenefüslerde kitap okuyor, özenle notlar tutuyor ve defterimin dört köşesine ataç takıyordum. Ağabeyim beni okuldan alırken artık benim gülümsememle gülümsüyordu. Kendi saçlarımı kendim yapmaya başlamış, kıyafetlerimi kendim ütüler olmuştum çünkü ağabeyim yapamıyordu, çok uğraşıyordu. Notlarım yükselmişti, karnelerimin yanında aldığım ilk teşekkür belgesi ağabeyimi havalara uçurmuş, ikinci takdir belgesiyle sevinç çığlıkları atmıştık. Benimle ne kadar çok gurur duyduğunu söylüyor, bana sıkı sıkı sarılıyordu. Sevilmek hoşuma gitmişti.

Beşinci sınıfın ikinci döneminde her şey güzel gidiyordu. Önceki yıl olduğu gibi yine Engin'le aynı sınıfta oturuyor, birbirimizle neredeyse hiç konuşmuyorduk. Bir gün öğlen molasında kız arkadaşlarımla öğlen yemeği için yemekhanedeyken birisi benim Engin'e baktığımı fark etmişti. Dört kızdık. Benim haricimde kalan üç kızdan birisi, ona nasıl baktığımı fark etmişti.

"Onu seviyor musun?" diye sorduğunda utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Utana sıkıla "Evet," demiştim. O gün keşke ona "Evet" demeseydim. Keşke yalan söyleseydim. Her zaman içimde bunun pişmanlığını yaşacaktım. Her aklıma geldiğinde utançla kıvranacak ve kendime neden "Evet" dedim diye defalarca kez kızacaktım.

Sınıfa girdiğimizde o kız tahtaya çıkmış ve bağıra bağıra "Gazel, Engin'den hoşlanıyor," demişti. Bütün sınıf bana gülerken o hiçbir tepki vermemişti. Bu bana ağır gelmemişti, sonrasında benimle dalga geçmeleri konusunda da sıkıntı çekmemiştim ama Engin buna katlanamamıştı. İki gün sonra sınıfını değiştirmişlerdi ve müdür yardımcısı olan babası annemi okula çağırmıştı. Öğleden sonra annem beni, derslerime girmeyi beklemeden yaka paça sürükleyerek okuldan çekip çıkarmıştı. İnsanlar, Engin sınıftan gittikten sonra benimle daha fazla dalga geçmeye, beni aşağılamaya ve çirkin lakaplar takmaya başlamıştı.

Eve girdiğimizde annem beni içeri savurmuştu "İyi bok yedin," diye bağırmıştı mutfağa, dolaptaki içki şişesine doğru koşarken "Sen akıllanmaz mısın ya? Adam beş yaşında çocukmuşum gibi aldı karşıma, kızın nasıl oğluma aşık olur diye beni azarladı," derken ayağını öfkeyle yere vuruyodu.

Annemin öfkeli tepkisine karşılık yaptığım tek şey ağlamak olmuştu.

"Aşık olmana kızmıyorum," dedi ve içinde kehribar renkli güzel kokan ancak acı içkiyi gözünü bile yaşartmadan kafasına dikip birkaç yudum aldı "Ama alay konusu olmuşsun," diye eklediğinde dudaklarımı ağzımın içine çektim.

"Arkadaşlarıma söyledim anne," dedim gözyaşlarımın arasında.

Topuğunu yere vurdu "Söyleme! Ağabeyine söyle, bana söyle, babana söyle... Hiçbirimize söyleyemiyorsan duvara söyle ama yabancı birine söyleme," diye bağırırken sesi git gide tizleşiyor, tıpkı bir çığlığı andırıyordu.

"Özür dilerim anne," diye ağlarken gözlerimi sımsıkı kapatmış, yere dizlerimin üzerine çökmüştüm. Küçük bir çocuktum. Kalbim, rol model aldığım bir çocuk için delicesine çarpmıştı, bunun neresi yanlış olabilirdi ki?

"Özür dileme. Bir daha böyle bir şey duymayacağım, Gazel. Git duvara ağla, kendini parala ama bir daha beni böyle saçma bir şey için okula getirme! Sikerim seni de arkadaşını da, iyi bok yaptın. Aferin. Konuş. Senin aklın mı kıt? Bugün bunu söyleyen, arkadaşım dediğin insan yarın kim bilir nelerini ortaya serer," dedi ve soluklanıp elinde içki şişesiyle yanıma çöktü "Anlatma. Ailen dışında kimseye bir şey anlatma yoksa onlar gider başkalarına anlatır, böyle alay konusu olursun. Bak, sevdiğin çocuğun sınıfını bile değiştirmişler. Ne kaldı elinde? Hiçbir şey. Anlatırsan böyle olur. Elinde hiçbir şey kalmaz," dedi ve yanımdan yürüyüp gitti.

Bölüm sonu

3 yorum

  • Oldukça iyi konuşmuş bence. Haklı anne ve babasıyla bu kadar samimi değil ama abisi ile samimiymiş bunu gidip ilk arkadaşina değil abisine söyleseymiş keşke...Ama zaten küçükmüş