İçeriğe geç

KOKUNUZ BEYFENDİ

Bölüm 12 · 8 dk okuma

KOKUNUZ BEYFENDİ

Bölüm 12

12. Bölüm: Aşırı Tepkiler

"Benim bu akşam bir uçuşum va-"

"Benim bu akşam bir uçu-"

Aynı anda sarf ettiğimiz cümleler, ikimizinde susmamızı sağlamıştı. Serkan eliyle konuşmamı işaret ettiğinde lafa girdim.

"Benim bu akşam bir uçuşum var. Bir arkadaşımın annesi vefat etti. Benim de, onun cenazesinde bulunmam gerekiyor." Dedim.

Serkan yüzünde oluşan, varla yok arası gülümseme ile gözlerimin içine baktı ve "Arkadaşının adı Yeşim olabilir mi?" Diye sordu.

"Evet" dedim tereddütle. Bunu bilmesine şaşırmıştım çünkü, daha önce Yeşim'in ağzından Serkan ile ilgili birşey duymamıştım. Bu durum beni şaşırtmıstı çünkü daha önce Yeşim'e Serkan ile ilgili sorular sormuştum ve o bilmediğini söylemişti.

"Siz nereden tanışıyorsunuz Yeşim'le?" Diye sordum. Serkan gülümsemeye devam ederek "Yeşim yakın arkadaşım, onunla beş sene önce Londra'da bir defilede tanışmıştık." Dedi.

Bunu bilmiyor olmam gerçekten saçma bir hal alıyordu. Yeşim'in beş senelik arkadaşı hakkında neden yalan söylediğini bir an önce öğrenmek istiyordum.

Serkan "Hatta kendisiyle bir dönem-" Diye söze başladığında telefonum çaldı. Arayan Yeşim'in ta kendisiydi.

Telefonu açtım. Yeşim'in sesi korkmuş geliyordu.

"Aden ben kayboldum, nerede olduğumu bilmiyorum. Kimse telefonlarımı açmadı. Yardım edin bana." Dedi. Nefes nefese kalmıştı ve ne olduğunu doğru dürüst anlatamıyordu.

Ayağa kalktım ve "Yeşim nasıl kayboldun sakince anlat. Ben birilerini gönderiyorum seni aramaya. İyi misin?" Dedim. Bir yandan Alper'e mesaj atıyordum. Yeşim ağlamaya başladı ve "Aden bacağım kanıyor ve sanırım parmağımda kırık var. Ben evde oturuyordum daha sonra alt kattan bir ses duydum. Odamın kapısını açtığımda Seyfi'yi gördüm. Yerde yatıyordu ve ölmüştü. Çok korktum. Seyfi'nin belindeki silahı alıp aşağıya indim. İki tane adam vardı, maskelilerdi. B-beni fark ettiklerinde birinin silahı vardı. Onun topuğuna sıktım ama diğeriyle boğuştuk. Yerden bi cam parçası alıp bacağıma sapladı, ben de bacağımdaki camı çıkarıp onun yanağına sapladım ve kaçtım. Ormanın neresindeyim bilmiyorum ama bağrışma sesleri geliyor." Dedi.

Yeşim'i orada tek bırakan teyzesinin neyin kafasını yaşadığını gerçekten bilmiyordum ancak Yeşim'in korku dolu sesi bana aşırı seviyede endişe verdiği için bunu sağlıklı düşünemiyordum da. "Tamam güzelim, yanına birilerini yönlendirdim, şimdi sakin ol. Olduğun yerde oturabileceğin bir yer bul, fazla göz önünde olmayan bir yer olsun. Üzerinde ne var şuan?"

Yeşim beni sakince dinleyip cevap verdi. "Üstümde tişört ve sweat var. Ne yapacağım bunlarla?" Yeşime kısa sürede cevap verdim. Bir yandan vakit kazanmaya çalışıyordum."tişörtünden bir parça yırt ve bacağındaki yaranın üç parmak üstüne biraz sıkarak bağla." Dedim. Ardından kesilen telefon ile herşey daha çok karışmıştı.

Mekandan Serkan ile birlikte çıkışımız ve yolda yapılan sayısız telefon konuşmaları durumun vahametini ortaya seriyordu.

Serkan beni evime bıraktığı için vakit kaybetmiş ve karargaha gitmem gerekenden 20 dakika daha geç gitmiştim. Karargahtaki kargaşa ve Sergio'nun herkese bağırmasının üzerine bide tüm vücudumu esir alan regl sancısı ile herşey fazlasıyla çekilmez hale gelmişti. Yeşim'in beni aramasının üzerinden bir saat geçmesine rağmen hâlâ ona ulaşamamıştık. AİM INTELLIGENCE ile bağlı İzmir karargahlarının hepsi alarma geçirilmesine ve yaklaşık elli ajanın Yeşim'i aramak için görevlendirilmesine rağmen hala ondan bir iz bile bulamamamız oldukça saçmaydı.

Bu adamlar farklı ülkelerdeki üst düzey yöneticileri bulmak için eğitilmişlerdi ancak Yeşim'den bir iz bile bulamamışlardı. Saçma sapan bir durumun içerisindeydik. Birazdan ben, babam, Alper, Keskin ve Sergio ile üç tane daha alt düzey ajan olmak üzere sekiz kişi uçağa binecektik.

Reglin ilk günü olduğu için karın ağrım öyle şiddetliydi ki ayağa kalktığım anda bayılacak gibi oluyordum.

Sergio'nun bana seslendiği duyduğumda ayağa kalktım ve toplantı odasına ilerledim. Sergio yüzündeki öfkeli ifade ile canımı sıkacağa benziyordu. Tahmin ettiğim gibi de oldu. "Ne zaman çıkıyoruz ben burada elim kolum bağlı daha fazla bekleyemem, o beceriksiz herifler bir tanecik kızımı bile bulamadılar. Ne biçim bi eğitim aldılar merak ediyorum Aden. Bu kız seni aradığında ormanda olduğunu söyledi madem niye hemen telefonda yerini tespit etmemiz için birine bilgi vermedin? Bu sorumsuzluğu benim aklım almıyor. Nasıl böyle bir ihmal yapabildin?!"

Daha ağzımı açmadan yediğim onca lafı sindirmek kolay olmuyordu, hele de bu lafları hiç haketmemişken. Yine oluyordu. Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. Siktiğimin travması peşimi bırakmazken sevdiğim insanların bana bu denli şiddetle bağırması karşısında gözüm doluyordu. Bu durumdan nefret ettiğimi söylememe gerek bile yok sanırım.

Keskin, gözlerimin dolduğunu fark etmiş olacak ki bağırmaya hiç hız kesmeden devam eden Sergio'yu "Sergio kes artık. Kızın bir suçu yok etrafa saldırıp durma da bunca derdin arasında bir de seninle uğraşmayalım!" Şeklinde yüksek ve sert çıkan bir sesle uyardı.

Elimden geldiğince sesimi toplayarak "Uçak 20 dakika içerisinde hazır olacak. Yer tespiti meselesine gelince de; Serkan Karahan yanımdayken AIM'in gizliliğini riske atmayacak kadar şuurum yerinde. Seninkinin aksine!" Dedim. Dumur olmuş gibi arkamda bir yere bakan Sergio'nun neye baktığını merak etmiştim. Arkamı döndüğümde babama ait küçümseyici bakışlara maruz kalmıştım. Konuşmanın neresinden beri oradaydı bilmemekle birlikte umursamıyordum da. Merak ettiği birşey varsa Sergio ile konuşabilirdi.

Tam yoluma devam edecekken kolumu sertçe tutarak bana engel olan babama döndüğümde "Sen benimle dalgamı geçiyorsun ya! Kızım delirtecekmisin sen beni, Serkan Karahanla ne işin vardı senin?! Hani bir alakan yoktu o herifle!" Diye bağırdı. Ne ara yanıma ulaştığını bilmediğim Keskin sırtıma elini koyarak "Aden biz çıkalım en iyisi, hadi güzelim." Dedi.

Öfkemin sınırlarını neden zorluyorlardı. Babamla ilgili gerçeği henüz sindirememişken başımıza saçma sapan bir olay gelmişti. Bu gece hepsi bana patlaması olmazmıydı. Madem onlar beni sinir topu etmişlerdi bende sakin sakin patlayacaktım.

Sert ve normale göre yüksek çıkan bir sesle "Bencede Keskin siz çıkın. Sergio ile birlikte yani. Biz Babamla bir konuşalım." Dedim. Yine beni ilk anlayan Keskin olmuştu ve Sergio hâlâ yanımda dikiliyordu. Ya Keskin gerçekten zeki bir adamdı ya da Sergio böyle anlarda aptallaşıyordu.

"HADİ!!" Diye bağırdığımda sonunda Babamla başbaşa kalabilmiştik. Herkes çıktığında babam sertçe kapıyı kapatıp tam karşımda dikildi. "Senin derdin ne bu aralar bana böyle saçma sapan bi tutum sergiliyorsun?! Niye istemiyorsan ki sen bu adamla görüşmemi. SANANE!!" Sesim her kelimede biraz daha yükselmişti. Babam bana gerçekten tiksinerek mi bakıyordu? Bana böyle baktığını görmek istemiyordum, bu çok kötü hissettiriyordu.

"CEVAP VER!!" Diye bağırdım. Küçümseyici ifadesiyle "Sana zaten ne söylesem boş. Annenin ortağıyla sevgili ol kızım. Bir tane de çoçuk yaparsın ilerde, annenle birlikte güzel güzel yaşarsınız. Bazen gerçekten senin için yaptıklarımı hakettiğinden emin olamıyorum. Sana söylediklerimi anlamıyorsun galiba!" Dedi ve iki parmağının ucuyla kafama birkaç kere vurdu ve "Çalışıyormu kızım burası? Bak tekrar söylüyorum. O herif bizim düşmanımız. SERKAN KARAHAN BİZİM DÜŞMANIMIZ!! ANLIYOR MUSUN, DÜŞMANIMIZ!!" diye devam etti. Hadsizlik tahammülümün sınırlarını zorlayan babam bir tokadı hak etmişti ama ofisin jaluzileri açıktı ve herkes bize bakıyordu.

Sağ elimin işaret parmağını göğsüne sertçe vurarak konuşmaya başladım. "Bana bak! Haddini bil Taner Karsu. Senden çok çalışıyor benim kafam önce onu bir bil. Benden sakladıklarını öğrenirim diye mi bu korkun? Kork o zaman çünkü eğer benden bir şey daha saklıyorsan ecelin ben olurum. Azrail gibi çökerim tepene. Bir dahaki sefere de bu kadar sinirliyken bana dokunmadan önce iki kere düşün. İki kere düşün ki o elini alıp başka bir tarafına sokmayayım." Dedim.

Bu lafların hepsini misliyle hak etmişti ama daha da öfkelenmiş bir şekilde bana cevap vermekten çekinmemişti. "Sen ne biçim konuşuyorsun babanla. Terbiyesiz. O herif için beni karşına mı alacaksın. Babanım ben senin be, babanım! Senin gibi evlat vermiş Allah bana, gerçekten başka dert vermesine gerek yok. Git yama kendini o herife-" attığım tokatla sözünü kestiğim için devam edememişti.

Gözlerimden alev çıktığını tahmin edebiliyordum. "SEN ÖYLE ADİ BİR HERİFSİN Kİ YÜZÜNE TÜKÜRSEM BOŞA GİDER!! TİKSİNİYORUM SENDEN!! BOK GİBİ BİR BABASIN BİLİYORMUYDUN?! UTANMALISIN KENDİNDEN, KEŞKE ANNEM ZAMANINDA SENİ TERK ETSEYMİŞ DE BÖYLE İĞRENÇ BİR BABAM OLMASAYMIŞ!! PİSLİK HERİF!!"

Bağıra bağıra yardım isteyecek kadar canım yanıyordu. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Ama öyle öfkeliydim ki hüznümü umursayamazdım.

Babamın bana tokat atmak üzere kaldırdığı elini bir el tuttu, Keskin. Bir eline bir de babama baktım tiksinerek "Allah senin belanı versin." dedim neredeyse fısıltı kadar çıkan bir sesle. Arkamı dönüp toplantı odasından çıktım.

Sergio yanıma gelip bana sarılmak istemişti ancak onu da sert bir şekilde durdurmuştum. Şuan herkesin sevgisi oldukça sahte geliyordu. Birine sarılmak istiyordum ama kime sarılabilirim bilmiyordum. Böyle bir durumda aklıma gelebilecek tek şey William'a gitmek olurdu ve o da artık yoktu. Bu durumda gidebileceğim tek yer elbette ki evim oluyordu.

⛓

Bir saat on iki dakika süren motosiklet yolculuğunun ardından eve ulaşmıştım. Motosikletten henüz inmemişken aynasından rahatça görebildiğim akmış maskaram ve kızarmış burnum ağladığımı açık seçik ortaya seriyordu. Çok üşüyordum çünkü çıkarken kürkümü almayı unutmuştum ve nerede olduğunu da bilmiyordum. Kaskımı çıkartıp saçlarımı düzelttim.

Motosikletin anahtarını bahçe kapısında dikilen Bahadır'a bırakıp park etmesini söyledim. Eve girdiğimde çantamı ve ayakkabılarımı yere bıraktım. Yavaş adımlarla yukarı odama çıktım. Normal şartlarda şuan duşa girmem gerekirdi, şayet berbat bir haldeydim ancak şuan kesinlikle normal şartlarda değildik.

Elbisemi tek hamlede çıkartıp yere bıraktım üzerime bej rengi, saten, elbise geceliğimi giydim. Saçlarımı açtım ve dağıttım. Aynaya baktığımda gözümün altına bulaşan rimel sanki canımı yakmıştı.

Mutfağa inip içki dolabından dört şişe viski çıkarıp kafama diktim. Ayaklarıma bir terlik geçirdim ve verandaya çıktım bir sigara yaktım ve içtim. Bir tane daha ve bir tane daha...

Kaç tane sigara içtiğimi saymamıştım ancak viski şişesinde bir damla birşey kalmamıştı. Yenisini almak için mutfağa yöneldiğimde üzerime sinen sigara kokusundan rahatsız olduğumu fark ettim. Yukarı çıkıp Michael Kors sexy sunset parfümümü sıktım. Bu kokuyu seviyordum. Zil sesini duyduğumda şaşırmıştım çünkü evime gelecek herkes şuan İzmir'de Yeşim'i aramakla meşguldü. Kimse böyle bir durumda benim halimi hatırımı sormak için gelmezdi.

Elimdeki boş viski şişesiyle aşağıya inip kapıya yöneldim. Bir yandan da yerde duran çantamın içindeki telefonum çalıyordu. Kapıyı biraz araladığım anda üzerimde saten gecelikten başka birşey olmadığı için soğuk hava yeniden vücudumu esir almıştı. Kapıyı tamamen açtığımda ise elinde benim kürkümü tutan Serkan tam karşımda duruyordu.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

13. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.