Dışarı çıktıklarında hava kararmıştı.
Yenmart geceleri kapanırdı erken; tezgahlar toplanmıştı, sokaklar boşalmıştı, sadece devriyeler kalırdı dışarıda. Ayak sesleri taş kaldırımlara çarpıyor, köşelerden yankılanıyordu. Eryn ve Caen hana yakın dar bir sokakta duruyordu, sırtları duvara yaslanmış, sesi takip ediyorlardı.
"Toprak konuşuyordu," dedi Caen. Adamın söylediğini tekrarlıyordu, sesinde hem şüphe hem de başka bir şey vardı; reddedememe.
"Dorrath da aynı şeyi söyledi." Eryn sokağa baktı. "Toprağı hissederiz dedi. Her şeyi taşır, sesi, ağırlığı, geçmişi."
"İkisi aynı şeyden mi bahsediyor?"
"Bilmiyorum. Ama nesne titredi."
Caen sustu. Bu önemliydi; Caen genellikle bir şeyler söylerdi, sustuğunda düşünüyordu demekti. Eryn bekledi.
"O boşluk," dedi Caen sonunda. "Adam yolu tarif etti, yol vardı ama ötesi yoktu. Bu büyü."
"Evet."
"Büyük büyü. Bir insanın yapabileceği değil."
Eryn ona baktı. "Korvael'in yapabileceği?"
Caen cevap vermedi ama gözleri cevap verdi.
Doğu kapısının dışındaki han küçüktü ve kötü kokuyordu.
Dorrath ve iki yoldaşı avlunun köşesinde oturuyordu, ateş yoktu, ışık yoktu, üçü de karanlıkta sessizce bekliyordu. Eryn onları görünce bir an duraksadı; bu kadar hareketsiz oturabilmek tuhaftı, insan böyle bekleyemezdi.
Dorrath başını kaldırdı. "Buldunuz."
Soru değildi.
"Evet." Eryn yanına oturdu, taşlar soğuktu ama önemli değildi. Adamın anlattıklarını aktardı; kafile, yol, boşluk, sesler. Hiçbir şey çıkarmadı, hiçbir şey eklemedi.
Dorrath dinledi. Yüzü kımıldamadı ama gözleri kımıldadı; içinde bir şeyler işliyordu, hesap yapıyor gibiydi.
"Sınır," dedi bitince.
"Ne sınırı?"
"Korvael'in sınırı." Dorrath elini yere koydu, avucunu taşlara yasladı. "Dorrath halkının eski metinlerinde geçer. Korvael büyücüleri toprak büyüsü kullanırdı; kökleri görür, kökler aracılığıyla şekil verirlerdi. En güçlü olanlar sınır çizebilirdi." Parmakları taşları sıkıştırdı. "Bir bölgenin etrafına görünmez bir duvar örülürdü. İçerisi ayrı bir gerçeklik olurdu, dışarısından bakınca boşluk görünürdü."
Caen öne eğildi. "Dört yüz yıl önce yok edildiler. Sınır o zamandan beri mi duruyor?"
"Hayır." Dorrath elini kaldırdı, avucuna baktı. "Sınır yeniydi. En fazla birkaç ay."
Sessizlik çöktü.
Birkaç ay. Korvael dört yüz yıl önce bitmişti. Ama sınır yeniydi.
Eryn pelerinin cebine elini götürdü, nesneye dokundu. Soğuktu, her zaman soğuktu, ama titremi yoktu artık. Durgundu, bekliyordu.
"Birisi sınır çizdi," dedi Eryn. "Korvael gitti ama büyüsü kalmadı mı?"
"Büyü kalmaz," dedi Dorrath. "Ama bilgi kalır. Yanlış ellere geçen bilgi..."
Cümleyi bitirmedi. Bitirmesine gerek yoktu.
Gece ilerleyince avluda sadece Eryn ve Dorrath kaldı.
Caen içeri girmişti, diğer Taşçılar da. Rüzgar çıkmıştı, soğuk ve ısrarcıydı, duvarların üzerinden atlıyordu.
"Sana bir şey soracağım," dedi Eryn.
Dorrath bekledi.
"Dorrath halkı Korvael'i tanıyor muydu? Gerçekten tanıyor muydu, metinlerden değil, bizzat?"
Dorrath uzun süre cevap vermedi. Avlunun taş döşemesine baktı, sonra gökyüzüne, sonra tekrar döşemeye.
"Dorrath halkı uzun yaşar," dedi sonunda. "Çok uzun."
Eryn anladı. "Ne kadar uzun?"
"Benim büyükannem Korvael'in son yıllarını hatırlıyor." Sesi düzdü ama içinde ağır bir şey taşıyordu. "Yakım'ı hatırlıyor. Büyük ateşi, yıkılan şehirleri, kaçanları."
Eryn nefesini tuttu.
"Büyükannen hâlâ hayatta mı?"
"Evet."
"Ve nerede?"
Dorrath ona baktı. O büyük siyah gözler, karanlıkta bile net, düz, açık.
"Doğu'da," dedi. "Sınırın içinde."
Rüzgar geçti, avlunun üzerinden, soğuk ve keskin.
Eryn bir şey söylemedi. Söylenecek fazla bir şey yoktu zaten; parçalar birbirine oturuyordu, tek tek değil toplu olarak, ve o tablo ağırdı.
Dorrath neden Doğu'ya gidiyordu.
Büyükannesini almaya.
Ve sınırın içinde ne vardı, kim vardı, ne oluyordu; bunlar hâlâ cevaplanmamıştı.
Ama sabah yola çıkacaklardı. Hep birlikte.
Ve yol, her gün biraz daha az bilinir hale geliyordu.