Yine her zamanki gibi motoruma atladım ,bana gönderilen adrese gitmek için yola koyuldum. Neyin nasıl olucağını bilmiyordum ama ben her şekilde hallederim.
Sonunda adrese gelmiştim. Şükürler olsun kata gelebilmiştim. Kapıyı çalmadan önce içeriden tanıdık bir ses geliyordu. Kapıyı çalmamla açılmıştı zaten. Karşımda
1.81 boylarında, kolu dövmeli bir çocuk vardı. Sanki çok yakın arkadaşmışız gibi bana gülümsüyordu. İşini görücem ya güler tabi. Anlaşılan konuşucak gibi bir hali yok iş başa düşmüştü.
"Beni içeri almayı düşünüyor musun?"
"Aa-a doğru, gel içeri"
Hele şükür aklı çalıştı.
Aslında ev güzeldi uzun ferah bir hol, tablolarla doluydu.
Bu nasıl bir salaklıktır bunlara para veriyor birde. Sanat işte ne anlarım ki zaten.
Tam içeri adımımı atmıştım ki holun sonunda birisini gördüm. İlerledikçe o kişinin girdiği yerin mutfak karşısının da oturma odası olduğunu gördüm. Tek sorun bu mutfakta sırtı bana dönük olan adamı gözümün bir yerden ısırmasıydı. DUR BİR DAKİKA BU SIRTINDAKİ DÖVMEDEN ABİMDE DE VAR.
Allahım onca kişi arasından lütfen abim olmasın, lütfen!
Aklımdan bunları geçirirken mutfakta olan kişi "Efe, kim geldi bro" diye seslendi.
Evet, dualarım hiçbir zaman tutmamıştı ve şuanda da tutmadı. O kişi abimdi.
Beni görmemesi gerekiyordu, hemen arkamı dönüp çıkışa doğru yürüdüm. İsminin Efe olduğunu yeni öğrendiğim çocuk bana "nereye gidiyorsun?" dedi.
Yalan uydurup otoparkta bir şeyimi unuttum diyerekten evden ayaklarımı bir taraflarıma vura vura çıktım. Son duyduğum şey abimin "kız nereye gidiyor?" diyişiydi.