Apartmanın üçüncü kat sahanlığı, Genelkurmay Brifing Salonu ciddiyetiyle bir kriz masasına dönüştürülmüştü.
4 numaranın kapısı ardına kadar açıktı. Salonda Kerem, üzerinde lacivert bir gömlek ve kumaş pantolonla ayna karşısında dikilmiş, kravatının düğümünü boğulma tehlikesi geçirecek kadar sıkmıştı. Terden alnına yapışan saçlarıyla yüzü kıpkırmızıydı.
Barış ise koltuğun tepesine tünemiş, elindeki sarı çizgili bloknota kurşun kalemle taktik krokiler çiziyordu.
"Oğlum Kerem, dinle beni," dedi Barış, kalemin arkasıyla havayı işaret ederek. "Kadın edebiyat öğretmeni. Öyle 'Merhaba Elif Hanım, bir çay içelim mi?' dersen dağ ayısı muamelesi görürsün. Sanatsal derinlik lazım. Gidiyorsun okul çıkışına, elinde tek bir kırmızı gül... Gözlerini kısıp 'Ruhumun karanlık siperlerine düşen bir aydınlatma fişeğisin' diyorsun."
Kerem aynadaki aksine dehşetle baktı: "Barış, saçmalama lan! Kadına 'aydınlatma fişeğisin' mi denir? Sis bombası mıyım ben?!"
"Metafor bu oğlum, metafor! Romantizmde hedef şaşırtmaca şart!"
Tam o sırada kapı eşiğinde beliren iki gölge, odadaki oksijeni bir anda askeri nizam seviyesine çekti.
Devin kollarını göğsünde kavuşturmuş, kapı pervazına yaslanmıştı. Üzerinde yumuşak gri kazağı, ayağında emektar tavşanlı terlikleri vardı ama bakışları doğrudan askeri mahkeme başkanı soğukluğundaydı. Hemen arkasında dikilen Demir ise elindeki anahtarlığı parmağında çevirerek içeriye doğru bir adım attı.
"Kimin siperine fişek düşüyor Asteğmen?" dedi Demir, sesindeki o hafif ve ölümcül tınıyla.
Barış koltuğun üzerinden patates çuvalı gibi yere yuvarlandı, son anda hazır ola geçip ayağa fırladı: "Komutanım! Aşk harekâtı hazırlık safhası, teftişe arz ederim!"
Devin ağır adımlarla Kerem’in yanına yürüdü. Çocuğun boğazını sıkan kravatı tek bir parmak hamlesiyle gevşetti. "Kerem, bu kravatla kıza evlenme teklifi değil, ancak nefes darlığı raporu sunarsın. Çöz şunu."
Kerem nefes alarak rahatladı, yüzündeki o çaresizlikle Devin’e baktı: "Binbaşım... Vallahi elim ayağım birbirine dolandı. Dağda Bixi mermisinin önüne atlarım ama bu Elif Hanım’ın karşısına çıkınca dilim tutuluyor."
Demir masaya yaklaştı, Barış’ın elindeki krokili not defterini alıp göz gezdirdi. Tek kaşını kaldırıp defteri Kerem’in göğsüne vurdu:
"Birincisi: Barış’ın verdiği taktikleri uygularsan kız seni ya Merkez Komutanlığı’na ya da doğrudan akıl hastanesine şikayet eder. Şiir okumaya kalkışma. İkincisi: Elinde gülle okul kapısında pusu kurma, veliler seni terörist zanneder."
Barış araya girdi: "Ama Binbaşım, taktiksel yaklaşım—"
Demir gözlerini Barış’a dikti: "Barış, sana ceza olarak bu akşam apartmanın bütün çöplerini tek başına çıkarma görevi veriyorum. Tek bir kelime daha edersen, çöpleri sırtında kışlaya kadar taşıtırsın."
Barış anında ağzına görünmez bir fermuar çekti.
Devin, Kerem’in gömleğinin yakasını iki eliyle düzeltti. Bakışlarındaki o koruyucu, anaç sıcaklık odayı doldurdu. "Bana bak Kerem," dedi usulca. "Kendin olacaksın. O kız senin dağda ne kadar cesur bir subay olduğunu değil, göğsündeki o temiz kalbi görecek. Okuldan çıkınca yanına git, 'Elif Hanım, mahallenin pastanesinde size bir sahlep ısmarlamak isterim, vaktiniz varsa' de. Bu kadar. Ne bir eksik, ne bir fazla."
Kerem yutkundu, gözleri Devin’in gözlerindeki o sarsılmaz güvene tutundu: "Kabul eder mi komutanım?"
Demir arkadan Devin’in omzuna elini koydu, Kerem’e bakıp gülümsedi: "Bizim gibi dağ kaçıklarına bile katlanan kadınlar varken Kerem... Senin gibi dürüst bir teğmene 'hayır' diyecek kadın tanımıyorum. Yürü şimdi, hedef okul kapısı."
Kerem derin bir nefes alıp sırtını dikleştirdi: "Emredersiniz komutanım!"
Yarım saat sonra, mahallenin küçük köşebaşı pastanesinin tam karşısındaki kaldırımda park etmiş arazi aracının içinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en seçkin iki personeli ile bir çılgın teğmeni sivil gözetleme yapıyordu.
Ön koltukta Demir ve Devin, arka koltukta ise camın kenarına dürbün dayamış Barış oturuyordu.
"Hedef temas sağladı!" diye fısıldadı Barış heyecanla. "Kerem okulun kapısından çıkan Elif Hanım’a doğru yürüyor! Adımları nizami... Ama sağ bacağı hafif seğiriyor, kesin kramp girdi çocuğa!"
Devin öne doğru eğildi, gözlerini pastanenin önüne dikti: "Çiçeği arkasında saklıyor... Aferin, sakin görünüyor."
Demir başını hafifçe Devin’e doğru eğdi. Devin’in arabanın içinde bir anne telaşıyla Kerem’i izleyişine bakarken dudaklarında sıcacık bir tebessüm vardı. Devin’in elini vites kolunun üzerinden usulca kavradı; parmaklarını parmaklarına kenetledi.
"Bizim ilk operasyon brifingimizi hatırlıyor musun?" dedi Demir fısıltıyla. "Bana 'Bu plan intihar olur' diye kafa tuttuğun o günü."
Devin başını çevirip Demir’in kehribar gözlerine baktı. Elinin sıcaklığı bütün bedenine yayıldı. "O gün intihar gibiydi gerçekten... Ama şimdi bakıyorum da Karaca, hayatımın en doğru pususuymuş."
"Arkada hedef düşüyor komutanlarım, romantizmi kesin!" diye ciyakladı Barış arka koltuktan. "Elif Hanım güldü! Vallahi güldü! Pastaneye doğru yürüyorlar, Kerem kapıyı açtı!"
Devin ve Demir aynı anda pencereden baktılar. Kerem, mahcup bir tebessümle pastanenin kapısını tutmuş, genç kadın ise gülümseyerek içeri giriyordu. İki genç insanın o saf heyecanı, sokağın ikindi güneşinde pırıl pırıl parlıyordu.
Devin derin, huzurlu bir nefes verdi. Sırtını koltuğa yaslayıp Demir’in elini sıktı.
"Operasyon başarılı Binbaşım," dedi Devin gülümseyerek.
Demir vitesi geriye takarken başını Devin’e doğru çevirdi, gözlerinde hayatın bütün fırtınalarını dindirecek o sarsılmaz aşk parladı:
"Sıra bizim operasyonda Karahan. Bu akşam sahlep sırası bizde."