İçeriğe geç

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 35 · 3 dk okuma

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 35

BÖLÜM 35: HESAPLAŞMA MASASI VE KURU AYAZ

Gece 01.30’da Harekât Merkezi’nin kapıları ikinci kez kırmızı kilit protokolüyle kapandı.

Dışarıda ekim ayının kuru ayazı kışlanın beton zeminini buzla kaplarken, masanın üzerindeki haritada artık Kartaltepe değil; sınırın sıfır noktasındaki sarp, uçurumlu ve hiçbir bitki örtüsünün barınamadığı Cehennem Vadisi seriliydi.

Devin haritanın başında kollarını masaya dayamıştı. Saçları ensesinde sımsıkı toplanmış, bakışları vadinin kör kanyonlarına saplanmıştı. Demir hemen sağında duruyordu; elindeki kırmızı mürekkepli pergel, Karasu’nun istihbarat raporlarında belirlenen ana lojistik sığınağının üzerine kilitlenmişti.

"Karasu bir mağara faresi gibi yerin yirmi metre altına girmiş," dedi Demir, sesindeki demir tınıyla. "Tek bir giriş ve çıkış hattı var: Kanyonun kuzey ağzı. Arkası iki bin sekiz yüz metrelik kör uçurum. Kaçış imkanı sıfır."

"Kaçmayacak," dedi Devin, başını kaldırmadan. Sesi fısıltı kadar alçak ama bir o kadar buz gibiydi. "Sencer’in tutuklandığını biliyor. Çemberin daraldığının farkında. Buraya saklanmaya değil, son bir kanlı darbe vurup dikkat dağıtarak güneye kaçmaya çalışacak."

Kerem ve Barış haritanın diğer ucunda bekliyordu. Yanlarında Civan vardı; elinde telsiz bataryaları ve mühimmat sandıklarının ağırlık çizelgesini tutuyordu.

"Plana göre," diye devam etti Devin, pergelin ucunu kanyonun güney girişine kaydırarak. "Üçüncü Tabur kanyonun ağzını üç kademeli çapraz ateşle kapatacak. Demir... Özel Kuvvetler timi tepe sırtından iple kanyona inecek. Eğer bizi kanyon ağzında karşılamayı denerlerse, yukarıdan doğrudan sığınağın havalandırma bacasına ve ana kapısına baskın vereceksiniz."

Demir başını salladı, gözlerini Devin’e dikti. "Kanyonun içi tam bir yankı odası Karahan. Tek bir patlama bütün kanyonda iletişim hatlarını felç edebilir. Telsizler susarsa kendi taktik inisiyatifimizle hareket edeceğiz."

"Biliyorum," dedi Devin. Bakışları Demir’in kehribar gözleriyle buluştu. "O yüzden sen ve ben... Kanyonun göbeğinde buluşana kadar kimse geri çekilmeyecek."

Kerem bir adım öne çıktı. "Komutanım, ağır makineli ve Bixi timlerinin mevzi noktalarını ben bizzat yerleştireceğim. Civan'la konuştuk, sırt çantalarına çift şerit aldık. Mühimmat sıkıntısı çekmeyeceğiz."

Devin Kerem’e baktı, ardından Civan’ın yüzündeki o sarsılmaz kararlılığı süzdü. "Civan."

"Emredin komutanım!"

"Gülce’ye verdiğin sözü unutma. Dağa çıkarken aklın arkada kalmayacak ama canını da sokakta bulmuş gibi öne atmayacaksın. Yanımdasın, adımlarıma uyacaksın."

"Emredersiniz komutanım. Canım da kanım da bu vatana feda ama sizin emrinizden bir milim çıkmam."

Barış boğazını temizledi, elindeki hafif makineli tüfeğin askısını omzuna yerleştirirken ilk defa o sakar çocuk gibi değil, olgun bir asker gibi fısıldadı: "Komutanım... Tavuklar yandı ama bu sefer kanyondaki farelerin tamamını fırına vereceğiz. Söz."

Odadaki gergin hava bir anlığına hafif bir tebessümle dağıldı. Demir, Barış’ın omzuna tok bir yumruk vurdu: "O fırının kapağını bu kez sıkı tut Asteğmen. Tek bir kıvılcım kaçmayacak."

Toplantı bittiğinde timler son teçhizat kontrolü için hangarlara dağıldı. Harekât merkezinde yine Devin ve Demir baş başa kaldı.

Masanın üzerindeki haritalar rüzgardan hafifçe havalanırken Demir, Devin’in yanına yürüdü. Sol elini uzatıp Devin’in masaya dayalı elinin üzerine koydu; parmakları birbirine kenetlendi. Devin başını kaldırıp Demir’e baktı.

"Karasu’yu gördüğünde," dedi Demir usulca, gözlerini Devin’in yüzündeki tek bir çizgiden dahi ayırmadan. "O tetiği Eren’in intikamı için değil, adaletin kılıcı için çekeceksin. Biliyorum. Çünkü sen bir katil değilsin Devin. Sen bu ordunun namususun."

Devin titrek ama derin bir nefes aldı. Demir’in elini sıktı; avuçlarındaki o tanıdık sıcaklık, içindeki o son intikam kıvılcımını da saf bir vazife bilincine dönüştürdü.

"Ben askerim Demir," dedi Devin, dudaklarında hafif, vakur bir tebessümle. "Adaleti kurşunla değil, kanunla getireceğim. Ama o dağdan onu ellerimle indireceğim."

Demir başını eğdi, alnını Devin’in alnına usulca dokundurdu. İki subayın nefesi Harekât Merkezi’nin soğuk havasında birbirine karıştı.

"Şafakla birlikte havalanıyoruz Buz Kraliçesi," diye fısıldadı Demir. "Ve dönüşte o sofrayı kendi ellerimle kuracağım."

"Söz mü Binbaşım?"

"Namus sözü Yüzbaşım."

Hangarların kapıları açıldığında kışlanın sirenleri Cehennem Vadisi için çalmaya başladı; intikam değil, hesaplaşma şafağı söküyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.