İçeriğe geç

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 22 · 3 dk okuma

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 22

BÖLÜM 22: ÇELİK KANATLAR VE YEMİNİN MÜHRÜ

Harekât sabahı karargah, motorların gürültüsü ve barut kokan soğuk bir sisle uyandı.

Pistin beton zemininde bekleyen iki adet Sikorsky helikopterinin devasa pallerinden yükselen o tok, ritmik uğultu yeri göğü titretiyordu. Pervanelerin yarattığı rüzgar fırtınası, yerdeki çakıl taşlarını savuruyor, kamuflajların eteklerini kırbaç gibi dalgalandırıyordu.

Mühimmat hangarlarında son kontroller yapılmıştı.

Devin, hücum yeleğinin kilitlerini tek tek kontrol ederken başında miğferi, yüzünde siyah kamuflaj boyası ve boynunda operasyonel telsiz kulaklığı vardı. Sol omzundaki yelek askısı bu kez Demir’in parkurda uyardığı gibi milimetrik ayarlanmıştı; tüfeğin dipçiği tam yerine kilitleniyordu. Göğüs cebinin en dip köşesinde ise iki küçük emanet saklıydı: Leyla’nın çizdiği sarı kanatlı asker resmi ve Gülce’nin abisine ulaştırması için verdiği küçük bir nazar boncuğu.

Sıranın önünde duran Üçüncü Tabur çakı gibiydi.

Kerem ve Barış, yüzlerindeki boyaların ardından ciddiyetlerini bir zırh gibi kuşanmışlardı; dün akşamki sofrada gülmekten gözlerinden yaş gelen o iki genç adam gitmiş, yerini gözlerinde tek bir tereddüt kırıntısı dahi olmayan iki savaşçıya bırakmıştı. Yanlarında duran Civan’ın gözlerinde ise tel örgüleri delen o delişmen öfke değil, vatanına ve kardeşine olan sarsılmaz borcun vakarı parlıyordu. Murat ise göğsündeki mühimmat ceplerini son kez sıkılayıp Devin’e baktı; gözlerindeki o minnet dolu ışık bir kalkan gibiydi.

Devin taburun önünde durdu. Pervanelerin sağır edici gürültüsüne rağmen sesi bir kırbaç gibi şakladı:

"Üçüncü Tabur!"

"Sağ ol!" nidaları pistin betonunda yankılandı.

"Kartaltepe Sırtları bizi bekler! Çizdiğimiz hattın dışına tek bir adım atmak yok! Panik yok, tereddüt yok! Yanınızdaki adamın nefesi sizin nefesinizdir. Bu dağdan eksiksiz, tek vücut döneceğiz! Söz mü?!"

Yüzlerce boğazdan aynı anda göğü yırtan tek bir haykırış yükseldi:

"NAMUS SÖZÜ KOMUTANIM!"

Tam o sırada hangarın gölgesinden Özel Kuvvetler timi belirdi. En önde yürüyen Binbaşı Demir Karaca; siyah operasyon kaskı, balistik yeleği ve heybetli adımlarıyla rüzgara meydan okuyarak yaklaştı. Timini birinci helikoptere sevk ettikten sonra rotasını doğrudan Devin’e çevirdi.

Pervanelerin kopardığı rüzgar ikisinin arasındaki havayı kasıp kavururken, Demir Devin’in tam karşısında durdu.

İki çift göz buluştu.

Kelamların bittiği, rütbelerin sustuğu, yalnızca iki yüreğin birbirine mühürlendiği o kutsal eşikteydiler. Devin’in gözlerindeki o çelik mavisi kararlılık, Demir’in kehribar gözlerindeki derin inançla kenetlendi. Dün gece o mutfak masasında fısıldanan yemin, helikopterlerin fırtınasında sessizce tekrarlandı.

Demir eldivenli sağ elini kaldırıp Devin’in hücum yeleğinin üzerindeki kan grubunu ve rütbesini örten cırt cırtlı yamaya sertçe vurdu; ardından elini Devin’in sol omzuna koyup sıktı. O dokunuş, binlerce kelimeden daha ağırdı.

"Kapanı kur Karahan," dedi Demir, dudaklarının arasından çıkan ses pervanelerin gürültüsünü delip doğrudan Devin’in kulağına ulaştı. "Batı sırtında gözüm üstünde olacak. O masaya tekrar oturacağız."

Devin başını dikleştirdi, gözlerini bir an bile kırpmadı. Dudaklarında o nadir, ölüme meydan okuyan mağrur tebessüm belirdi:

"Çayı demlemeyi unutma Binbaşım. Geç kalırsan hepsini ben içerim."

Demir hafifçe gülümsedi, ardından topuklarını vurup ilk helikoptere doğru yöneldi ve bir hamlede içeri atladı.

Devin arkasını döndü, sağ kolunu havaya kaldırıp ileriye işaret etti: "Üçüncü Tabur, bin!"

Askerler nizami bir disiplinle ikinci Sikorsky’nin açık kargo kapağına aktı. Kerem, Barış, Civan ve Murat içeri süzülürken Devin en son bindi. Kapı eşiğinde durup kışlanın geride kalan binalarına, ardından gökyüzüne baktı. Rüzgar yüzündeki boyaları kuruturken elini kaldırıp helikopter teknisyenine "Hazırız" işaretini verdi.

Kargo kapıları kapandı. Motorların sesi bir çığlığa dönüştü ve dev çelik kanatlar pistten havalandı.

İki helikopter, karlı dağ sıralarının üzerinden güneye, sınırın sıfır noktasına doğru süzülürken kabinin loş kırmızı ışığı altında Devin gözlerini kapattı. Göğsündeki kalbin atışı, helikopterin ritmik titreşimiyle birleşmişti.

Artık geri dönüş yoktu. Kartaltepe’nin karlı kayalıkları, kurulan o kurt kapanı ve hepsinden önemlisi kaderlerini birbirine bağlayan o büyük sınav başlamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.