İçeriğe geç

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 11 · 3 dk okuma

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 11

BÖLÜM 11: ZIRHTAKİ İLK YAŞ VE YABANCI BAKIŞLAR

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kışlanın nizamiyesinden süzülen siyah arazi aracı, ziyaretçi otoparkında durdu.

Devin, araçtan indiğinde üzerinde yine kusursuz jilet gibi kamuflajı ve başındaki beresi vardı. Ancak bu kez yalnız değildi; arkasından inen Gülce, üzerinde Devin’in ona hediye ettiği temiz montuyla ürkekçe etrafına bakınıyordu. Sabah işlemler tamamlanmış, sosyal hizmetler ve kaymakamlıkla güvenli öğrenci yurdu protokolü imzalanmıştı. Ama Devin, kızı yurda yerleştirmeden önce tek bir şeyi yerine getirmek istemişti: İki kardeşin birbirinin nefesini hissetmesini sağlamak.

"Korkma," dedi Devin, sesindeki o gizli şefkatle. "Hadi, takip et beni."

Karargah binasının arkasındaki küçük kamelyaya geldiklerinde, uzaktan koşan adımların sesi duyuldu.

Civan, içtima alanından izin alıp soluk soluğa bahçeye fırlamıştı. Üniformasıyla, kasketi elinde, kan ter içinde durdu. Kamelyanın önünde bekleyen kardeşini gördüğü an, o deli fişek askerin adımları bir anda kesildi. Gözleri doldu, boğazından boğuk bir inilti koptu.

"Gülce..."

"Abi!"

Gülce çığlık atarak Civan’a doğru koştu. İki kardeş, çakıl taşlı yolun ortasında birbirine öyle bir sarıldı ki, sanki dünya batsa birbirlerini bırakmayacaklardı. Civan dizlerinin üstüne çökmüş, kız kardeşinin saçlarını kokluyor, yüzünü ellerinin arasına alıp hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. "İyisin değil mi? Korkuttular mı seni? Canını yaktılar mı?" diye sayıklıyor; Gülce ise "İyiyim abi, Devin abla beni kurtardı, çok iyiyim!" diyerek abisinin omzuna başını gömüyordu.

Biraz uzakta, eski bir çam ağacının gölgesinde tek başına duran Devin, ellerini arkasında bağlamış vaziyette onları izliyordu.

Gözlerinin önündeki bu kavuşma, kalbindeki en derin, en kilitli kapıyı zorladı. Yıllar önce o pusuda can veren o gencecik silah arkadaşını, onun geride kalan ve tabutunun başında diz çöken kardeşini hatırladı. Bir canı kurtaramamıştı ama bugün... bugün bir yuvayı ayakta tutmuştu.

Devin’in çelikten zırhı o saniyede tamamen çözüldü. Boğazına koca bir yumru oturdu. Gözleri buğulandı ve o kışlada kimsenin görmediği, kimsenin varlığına bile inanmayacağı o mucize gerçekleşti:

Devin Karahan’ın sol gözünden tek bir damla yaş süzüldü.

O damla, elmacık kemiğinin üzerinden ağır ağır kayıp yanağına doğru inerken Devin ne elini kaldırıp sildi ne de başını eğdi. Sadece iki kardeşin sarılışındaki o mucizeye bakarak içindeki yangını o tek damlayla soğutmaya çalıştı.

Fakat yalnız değildi.

Nizamiye yolunun diğer tarafından, toza toprağa batmış kamuflajı, omzundaki operasyon çantası ve haftalardır dağda sınır ötesi özel görevde olduğunu haykıran yorgun adımlarıyla Binbaşı Demir Karaca kışlaya adım atmıştı.

Demir Binbaşı; karargahta en az Devin kadar sertliğiyle, tavizsiz operasyonel zekasıyla ve kimseye eyvallahı olmayan duruşuyla bilinen bir efsaneydi. Rapor vermek için karargaha yürürken, kamelyanın ilerisindeki o tanıdık silüeti fark edip adımlarını yavaşlattı.

Yüzbaşı Devin Karahan.

Karargahın "Buz Kraliçesi". Herkesin korktuğu, duygusuz sandığı o geçilmez kale.

Demir durdu. Gözlerini kıstı. Ağacın gölgesinde dikilen Devin’in yanağından süzülen o tek damla gözyaşını ve yüzündeki o tarifsiz, derin hüznü gördü. Demir gibi bir kadının, bir askerin kardeşiyle sarılışına bakarken bu kadar savunmasız, bu kadar sahici ve bu kadar paramparça olduğunu görmek, Demir’in göğsünde açıklayamadığı bir sarsıntı yarattı.

Yıllardır onu sadece raporlarda, tatbikatlarda ve soğuk bakışmalarla tanıyan Demir; o saniyede, ilk defa o granit maskenin altındaki kadını, o kadının taşıdığı görünmez yaraları gördü.

Devin derin bir nefes alıp başını hafifçe yana çevirdiğinde, yolun kenarında dikilmiş, gözlerini ayırmadan kendisine bakan Demir Karaca ile göz göze geldi.

Zaman bir anlığına dondu.

Devin hızla elinin tersiyle yanağındaki ıslaklığı sildi, çenesini kilitledi ve omurgasını bir yay gibi gerdi. Demir ise bakışlarını kaçırmadı; gözlerinde ne bir alay ne de bir küçümseme vardı. Sadece derin, sarsıcı ve o zırhın ardını bütünüyle okuyan bir anlayışla Devin’e bakıyordu.

Buz Kraliçesi ilk defa açık vermişti; ve onu gören kişi, kışlanın en tehlikeli, en keskin kurdunun ta kendisiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.