Bu dehşet verici görüntü korkutucuydu lakin hayatta kalabilmek için hızlı bir karar vermek zorundaydım. Ne yapacağım konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Sadece bu yavruların annesinin Abra olmamasıydı. Çünkü Abra yaratıkları en zor öldürülen ve en güçlü yaratıklardır. Hele ki dişi olanlar tam bir annedir. Yavrularını 10 metre öteden yaklaşırsan anlarlar. Tabii bazı istisnalar vardır.
En son Yare araya girdi. “Binbaşı ne yapacağız. Lanet olası nereye düştük.”
Oğuz Binbaşı: 8 kat var. Oraya ulaşmamız imkansız gibi bir şeydir. Bu yavruların annesi her an burda olabilir belki de burada bilemiyorum. Mete buraya gelirken pencereden geldiklerini söyledi. Ahmet ise gelirken yol kapandı. Labirent canlı bir varlık sanki. Sadece kendi çapında oyunları var. Bizde bu oyunu oynayacağız. Mete buraya nasıl geldiniz detaylıca anlatın.
Mete Ayel: Açıkçası bunu Bahara sorun.
Bahar: Efendim açıkçası tuhaf bir olay yaşadık. Buraya gelme sebebimiz bile değişik. Mete çok istedi ama bizimde buraya gelme sebebimiz. Yare Binbaşının bulduğu kitap yüzündendir. Siz harekete başladığınız anda… Ne diyeyim? Güneş sembolü parlamaya başladı. Bende sayfaları karıştırmaya başladım. Ama içi bomboştu. Sonra 253 sayfasında sizleri gördük. MADSÖ’den çıkıyordunuz. Ayrıca sizlerin yanınızda bizde vardık. Elimizde silahlar ile operasyona destek veriyorduk. Bunun üzerine sizin peşinizi takıldık. Sonra karaya çıkıp tapınağa geldik. Ama giriş yoktu. Mete duvarı tekmelemeye başladı. Sıkıntı şu ki ben kitabı üstte bıraktım ne olur olmaz diye. Bu yüzden bundan sonra ne yapacağımızı bilemedik. Mete en son “ Lanet olası bina açılsana güneş pofuduğu” dedi. Ne olduysa oldu bir yarık yani pencere gibi bir şey açıldı ve atla….
Hrrrrrr
Oğuzhan: Anlaşıldı. Kaçma zamanı geldi. İkinci merdivene doğru koşun. Koruma ateşi taktik 3.1 uygula.
Korktuğum gibi oldu. Bu bir Abraydı. Her yana ateş fırlatıyordu. Allahtan arkadan saldırmıştı. Kaçmaya fırsat bulduk. Dörderli bir şekilde arkamıza ateş açıyorduk. Ama hiçbir şey ifade etmiyordu. Mesafeyi kapatmaya başlamıştı. Merdiven ile aramızda 5-10 metre kalmıştı. Oraya yetişebilsek yeterdi. Aklımda bir şey vardı. Ama beklenmedik bir şey gerçekleşti. Yutpa yavrusu yumurtadan çıktı. Abradan nasıl Yutpa yumurtası çıkıyor hiç sormayın. Zaten size ufak bir özet geçmeliyim. Yaşarsam özeti yapayım. O da yiyecek niyetine koşuyordu. Bu canlıların anatomisine şimdi girmeyeceğim lakin Yutpa yaratıkları çok hızlı, kafa yapıları sert baya bir sert diyebilirim. Genellikleri ile bir boğa misali saldırıya geçerler ve kafaları ile ezmeyi severler. Şu anlık bunu bilseniz yeter.
Koşmaya devam ediyorduk. 10 metre nasıl olduysa bize 50 metre gelmeye başladı. Sanki koşmamız boşunaydı. Galiba tapınağın bir oyunuydu. Yavru sayısı 1’den 10’a çıktı. Dişi Abradan daha hızlı koşmaya başladılar. Yetişkin bir Yutpa saatte 250 km hıza bile çıkabilir. Yavrulardan en çok saatte 20 km’ye çıkabilirler. Lakin ben kilometre değil de metre cinsinden koşarlar diye düşünüyordum. Lakin yavrular arayı kapattılar. Tek tek bizi avlamaya başladılar. Zayiat vermeye başladık. Yarenin ekibinden 6 kişi kaybettik. Özellikle Ceylin’i kaybettik. O doktordu ve işimize çok yarayacaktı. Bende ekibimden 4 kişi kaybetmiştim. Ama şuanda yas tutma fırsatım yoktu. Bizde ölebilirdik. Ayrıca elimizde bu kadar bilgi birikim varken ölmek savaşı kaybetmeye bile sebep olabilirdi.
Merdivenlere 1 metre ya kaldı ya kalmamıştı. Ulaşabildik…
---------------------Patlama olur-----------------------
Mete: Al bakalım evrenler arası kaçaklar. Kıçınız da patlatacak çok bombam var bekleyin.
Açıkçası Mete’nin böyle bir şey yapacağını düşünmezdim. Ama bize çok zaman kazandırdı. Binada bir çizik bile yoktu. Yavrular ölmüştü. Abra ise büyük bir hasar yediği ortadaydı. Geriye dönmüş uzaklaşıyordu. Maalesef Yutpalar dostlarımızı parçalamıştı. Bazıları ise hala bilici açıktı. Yare kurtarmak için bir adım atmıştı. Lakin diğer yavrular yumurtadan birer birer çıkmaya başladı. Bende Yare’yi tuttum ve gitmesini engelledim.
Yare: Bırak beni! Lanet olası bırak!
Oğuz: Yapamam. Sakin ol sakin ol…
Yare: Ne diyorsun be! Arkadaşlarımız, dostlarımız, kardeşimiz onlar! Nasıl böyle davranabiliyorsun?(Yare’nin o derya gözlerinden yaşlar süzülüyordu.)
Oğuz: Anlamıyormusun yapamam. Onlar öldü. Maalesef ki kaybettik Yare. Anla şunu! Buradan çıkıp üsse bilgileri götürmeliyiz. Dışardaki durumu da bilmi…
Yare: Hayır, onlar ölmedi! Hayır hayır…
