İçeriğe geç

Klinik Rüyalar

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Klinik Rüyalar

Bölüm 1

1.Bölüm

Gözlerimi açtığımda her zamanki odamla karşılaşacağımı umuyordum. Mor duvarlar, küçük bir cam ve boy aynam. Ama görüntü tamamen farklıydı. Bembeyaz bir duvara bakıyordum. Burada ne işim olduğunu merak ederek etrafımı kontrol ettim. Sağ elim bileğimden yatağa bağlanmıştı. Yatağımın yanında bir yatak daha vardı. Oturur pozisyondaki bir kız gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Boğazımın kuruduğunu fark ettim ve istemeden de olsa ''Su...'' diye seslendim. Kız gülümsedi ve ''Hoş geldin.'' diye ilk konuşmayı başlattı. Başımla bağlı elimi gösterirken ''Pek de hoş değil.'' cevabını verdim. Kız gözlerini kısıp beni baştan aşağı süzdü. Kendisi en fazla 14-15 yaşlarında gözüküyordu.

Tekrar başımı dik tuttum ve bembeyaz duvarları izledim. Burası neresiydi? Kolum neden bağlıydı? Hiçbirini bilmiyordum. Sorular içinde boğuşuyordum. İçimde nedenini bilmediğim büyük bir öfke vardı. Sinirle yumruğumu sıktım ve yanımdaki kıza ''Burası neresi?'' sorusunu sordum. Kız aynı gülümsemeyle ''Hastanedesin. Merak etme güvendesin.'' diye cevap verdi. Güvende olmak benim için neydi bilmiyorum ama kesinlikle bağlanmak olmadığını biliyorum. Tam yeni sorularımı sormak adına kıza dönmüştüm ki kapı açıldı ve içeri birileri girmeye başladı. Kız kenara çekildi ve onun olduğu yere içeri girenler oturdu. Yüzlerinde aynı gülümseme vardı. Tek bir farkla; kızın gülümsemesi samimiydi.

''İyi misin?'' sorusunu sordu en başta duran kır saçlı adam. İçimden hiçbir cevap vermek gelmedi, bu yüzden sadece aynı samimiyetsiz gülüşle onlara baktım. ''Hastanedesin.'' diyerek az önceki kızı doğruladı. ''Neden?'' sorusunu soramadan kır saçlı adam devam etti. ''Ben doktorunum. Bir süre ailenin isteği üzerine ve durumunun geliştirdiği nedenler yüzünden misafirimiz olacaksın. Hemşireler sana detayları anlatır. Asistan doktorumuzda sizinle yakından ilgilenecek. Şu an kafanın karışık olması çok normal ama zamanla hepsi yerli yerine gelecek.''

Nefesimi tutmuş doktorum olduğunu söyleyen kişiyi izliyordum. Gözlerimle bileğimdeki bağlanmayı gösterdim. Doktor ''Şimdi çıkartacaklar. Geldiğindeki durum nedeniyle böyle bir önlem alma zorunda kaldık.'' dedi. Doktor, asistan, hemşire hepsi dışarı çıktı ve odada gördüğüm ilk kız yanımda kaldı. Asistan olduğunu söyleyen kadın bileğimdeki bağlanmayı çözmüştü giderken. O yüzden o gittikten sonra oturur pozisyona geçtim. Her yer fazla beyazdı. FAZLA BEYAZ.

''Adın ne?'' diye sordum muhtemel oda arkadaşıma. Belki ondan burayla ilgili daha detaylı bilgi alabilir, hatta belki neden burada olduğumu tam olarak öğrenebilirdim. Soruma karşılık olarak sadece ''Sen ne olmasını istersin?'' cevabını verdi ve sanki çok komik bir şey demiş gibi kahkaha attı. İçimden keşke benim de kahkaha atacak gücüm olsa diye düşündüm. Kendimi yorgun, bitkin ve hafıza bakımından zayıf hissediyordum. Savunmasızdım. Kimseye güvenmemem gereken sesler kulağımdan gitmiyordu. Belki de bunların hepsi bir oyundu. Kim bilebilirdi ki?

Kıza dönüp ''Lütfen benimle oynama. Adını sordum sadece...'' dedim. Kızın gülümsemesi ilk kez kesildi. Bana baktı ve gözünden akan yaşı sildi. Neden bu kadar duygulandığını anlamasam da onun için üzüldüm. Yanlış bir şey yaptığımı düşündüm. Bu yüzden ismini bir daha hiç sormadım. Ta ki gerçeği öğrenene kadar.

------------------------------------------------------------------------------------

''Kaç gündür buradasın, hatırlıyor musun?'' sorusuyla düşüncelerimden sıyrılıp etrafıma baktım. Küçük bir odada -tabi ki yine beyaz- karşımda bilgisayarının karşısında oturan bir kadın vardı. ''Adını hatırlıyor musun?'' sorusuyla diğer sorularına yeni birini ekledi. Hiç cevap verme isteğim olmadığı için kafamı ''hayır'' anlamında sallamakla yetindim. Ama bir yandan da hafızamı zorluyordum. Buraya nasıl gelmiştim ki? Asıl en büyük sorun; ben kimdim? Buranın hastane olduğunu bana DEFALARCA hatırlattıkları için artık biliyordum. Ama neden dışarı çıkamadığımı varsa ailemle neden kalamadığımı anlayamıyordum. Belki bu kadına güvenip bütün bu soruları sorabilirdim.

Lakin burada güvendiğim tek kişi oda arkadaşımdı. Her ne kadar şu an adını bilmesem de bana hep yardımcı oluyordu. Kimsenin olmadığı zamanlar dertleşiyor, gün değerlendirmesi yapıyorduk. Ne konuştuğumuzu detaylı olarak hatırlamıyorum. O yüzden de kaç gündür buradayım bilemiyorum.

Doktor olduğunu öğrendiğim kadına sonunda cesaret edip ''Daha ne kadar burada kalacağım?'' diye sordum. Kadın bilgisayarına baktı sonra bana döndü ve ''Bir süre daha misafirimizsin.'' cevabını verdi. Ne kadar sinirlensem de belli etmeden odaya gelen hasta bakıcının koluna girip odama doğru gittik.

Burada ne kadardır kalıyorum biliyordum evet ama bana yaptıkları hep aklımda. Sabah/öğle/akşam düzenli olarak iğne, günde 4 kez hapla ilaç tedavisi yapıyorlardı. Eğer içmek istemezsem güvenlik ile zorla içirip daha sonra dil altını ağzını ilacı yuttun mu diye kontrol ediyorlardı.

İşte bu zamana kadar -ne kadar BİLMİYORUM- günlerim sadece odamda geçti. İğneler o kadar çok uyku yapıyordu ki genel toplanma alanına hiç girememiştim. Sadece isimsiz arkadaşımla sohbet ediyordum. Yemekler odama geliyordu. Dikkatimi çeken en büyük şey ise isimsiz arkadaşımın hiçbir zaman yemek yememesiydi ya da belki ben görmemiştim. Sonuçta ben uyurken istediği kadar yiyebilirdi. Hem yemek yemese ne olurdu ki beni anlayan, dinleyen, sorgusuz sualsiz yanımda olan tek kişi oydu.

Ertesi gün uyanmamızı işaret eden müziğin sesiyle uyandım. Yanımdaki isimsiz arkadaşımı bugün ilk kez yatağında yoktu. Sanki hiç kimse yatmamış gibi yatağı yapılmıştı. İçimi büyük bir korku kapladı. Benimle vedalaşmadan gitmiş olabilir miydi? Tam bunları düşünürken kapı çaldı ve içeri genç sarı saçlı bir kadın kafasını uzattı. ''Bugün bize katılmak ister misin?'' diye sordu.

Düşündüm. Hatta biraz fazla düşündüm. Ben geldiğimden beri hiçbir şekilde içeriye çağırılmamıştım o yüzden çekiniyordum. Ama ne olabilir en fazla düşüncesiyle kabul ettim ve kadının peşinden ortak salona doğru ilerledim.

Salon kocamandı ve kadın-erkek karışık yuvarlak oluşturup oturmuşlardı. Kimi sallanıyor, kimi tek bir noktaya sabitlenmiş bakıyor, kimi ise kendi kendine bir şeyler konuşuyordu. Birkaçını tuvalete giderken ya da odamın kapısı açıkken önünden geçerken görmüştüm. Ama hiçbirine dikkatli bakmamıştım. Çoğu benimle aynı yaşlarda sadece bir iki tanesi yaşlı 14 kişi vardı.

Benim için ayırdıklarını düşündüğüm sandalyeye oturdum. Beni çağıran uzun sarı saçlı genç kadın ortaya geçip dönerek konuşmaya başladı. Hepimizle göz teması kurmaya çalışıyordu ve nedense şimdiden oraya geldiğime pişman olmuştum. Kadın kendisinin psikolog olduğunu ve bundan sonra hafta sonu hariç her gün sabahları ''GÜNAYDIN TOPLANTISI'' yapacağımızı, rahatsızlıkla alakalı bir durum olmadığı sürece katılımın zorunlu olduğundan bahsetti. Daha sonra 3-4 cümleyle kendimizi tanıtmamızı istedi.

Herkes kendini tanıtmaya; ismini, yaşını, işini, hastalığını söylemeye başladı. Açıkçası aklımda hiçbiri kalmadı. Her şey sanki rüya gibi geliyordu. Gerçekle hayali ayırt edemeyecek durumdaydım. O an biri bana sen kedisin dese kabul eder miyavlardım -evet abartmıyorum o derece- Sıra bana geldi ve derin bir nefes alıp ''Keşke sizlere söyleyebileceğim bir şey olsa. Ama ben gördüğünüz kişiden başka bir şey değilim.'' dedim. Sonunda ağlamayı bile düşündüm ama abartı kaçacağını düşünerek gözyaşlarıma engel oldum.

Normalde böyle ortamlarda yakışıklı, çekici bir erkek olur; genç kızımız ona ilk gıcık olur ama sonra aşık olup beraber yaşlanırlar. Ama ben de öyle bir şey yoktu. Psikoloğumun anlattığına göre burası bir akıl hastanesiydi. Giriş-çıkış yoktu. Ailelerimiz doktorlar izin verene kadar görüşe gelemiyordu.

İçimden bağırıp çığırmak bizi hapsettikleri için onlardan hesap sormak geliyordu ama hiçbirini yapmadım. Sessizce hastaların kendini tanıtmasını dinledim. Sonunda bitti ve sandalyesinden ilk kalkıp odasına kaçan ben oldum. Odama girince isimsiz arkadaşımı yatakta oturur pozisyonda buldum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.