İçeriğe geç

Kızılkoy Katili

Bölüm 1 · 12 dk okuma

Kızılkoy Katili

Bölüm 1

Öldürme Arzusu

İnsan ruhunun sapkınlık yeteneğini hafife almayın. Öldürmek için bazen ne kadar ufak bir nedenin yeterli olduğunu tahmin bile edemezsiniz.

Ölümle Randevu~ Mario Mazzanti

♣️

Öldürme Arzusu

Kızılkoy bugün sakindi. Soğuk hava sebebiyle şehrin sakinleri günlerini evde geçirmeyi tercih etmiş olmalı ki sokaklarda dolanan insan sayısı oldukça azdı. Üstelik birazdan hava kararacaktı ve Kızılkoy’ da geceleri kimse dışarıda dolaşmak istemezdi.

İnsanların bu şehirden korumasına sebep olan şey ise ormanlarında dolanan bir seri katilin varlığıydı.

Özellikle kızıl saçlı genç kadınları kurban olarak seçen katil onlara beyaz bir elbise giydiriyor, boyunlarına geçirdiği bir iple Kızılkoy’un ormanlarına götürüp ağaçlara asıyordu. Yıllardır kimse onu yakalamayı başaramamıştı.

Genç adam kalın dudakları arasına sıkıştırdığı sigarasını eline alıp parmakları arasında çevirmeye başladı. Bunu yaparken eli sigaradan dökülen küller nedeniyle yanıyordu fakat o bunu hissetmiyor ya da önemsemiyordu. Sıcak küller teninde hafif bir kızarıklık bıraktıktan hemen sonra yere düşüp yok oluyordu. Adam iştahla içine çektiği bir nefesten sonra içinden ıslık çalmak gelmişti. İçi birazdan yapacaklarını hayal ederken kıpır kıpır oluyor, küçük bir çocuk gibi heyecanlanıyordu.

Siyah gözleri birkaç metre ilerisindeki kıza odaklandığında hisleri artık tamamen kontrolden çıkmıştı. Yapacakları için geç kaldığını hissettiği her saniye ruhunun boğulduğunu hissediyor ve onu vahşi bir yaratığa dönüştürüyordu.

O farklı biriydi. Diğer insanlar gibi düşünmüyordu. Hayalleri ve yapmak istedikleri normal insanlardan oldukça farklıydı.

O öldürmek istiyordu..

Güç kazanmak için kendine gelebilmek için öldürmesi ve zevk alması gerekiyordu. O bunu seviyordu. Nihayet oturduğu banktan kalkmaya karar verdiğinde yüzünü sinsi bir sırıtış kapladı. Adımlarını kararlı ve istekli atıyordu.

Elindeki sigarayı yanındaki çöp kutusuna atarken kızla aralarında az bir mesafe kalmıştı. Genç kızın telefonla konuştuğunu fark edince yavaşlayıp ne konuştuğunu dinlemeye başladı. Ellerini ceplerine sokarken soğuk havadan nasibini almış dudaklarını yaladı.

Kız bu gece evde olmak istediğinden ve yalnız kalmak istediğinden bahsediyordu ve gereksiz birkaç şey daha zırvalıyordu. Hava kararmak üzereydi ve bu gizemli adam için güzel bir fırsattı. Kıza birlikte bir şeyler yapmayı teklif edebilirdi. Ya da onu eve bırakabileceğini söyleyebilirdi. Bu iki ihtimal kızı ikna etmeye yetebilirdi. Kız telefonu kapatıp çantasına attığında adam kızın yanında beliriverdi. Aralarında belki bir belki yarım metre mesafe ancak vardı. Kız arkasında tanımadığı bu adamı gördüğünde irkildi ve kaşlarını çattı.

Kıza karşı oldukça güler yüzlü ve samimi biri gibi görünüyordu genç adam.

Kız karşısındaki adamın samimi gülümsemesine karşı gülümseme ihtiyacı duyduğunda bir tutam saçı kulağının arkasına sıkıştırıp tanışmak maksatlı elini uzatan adamın elini kibarca kavradı. “Merhaba güzel hanım.”

''Merhaba?'' dedi kız bu tanışmaya bir anlam veremediğini ifade eden şaşkın bakışları ile. “Bir şey mi istiyordunuz acaba?”

Adamın dudağının kenarı usulca kıvrıldı. ‘Bir şey istiyorum ve birazdan kesinlikle alacağım.’

Adam içinden fısıldadı. ‘Kural 1: Yabancılara güvenme!’ Sonra usulca dudakları kıvrıldı ve yüzü biraz mahcup bir ifadeye büründü.

''İstemeden konuştuklarınızı duydum. Eve gideceksiniz sanırım hava kararmak üzere isterseniz sizi eve ben bırakabilirim.'' dediğinde elleri birbirinden ayrılmıştı.

Kız başını iki yana sallayıp kibar tavrını sürdürdü. ''Teşekkür ederim bayım fakat taksi ile gidebilirim.''

Genç adamın içi öfke ile doluyordu. Neden kadın tekfilifini kabul etmeyip gecesini güzelleştirmiyordu ki? Yine de kibar, sakin ve olgun görünmeye özen göstererek anlayışla başını salladı. ''Anlıyorum hanımefendi, iyi akşamlar dilerim.'' Gitmek üzereydi ki durdu. “Ancak bilmenizi isterim ki taksiler bu saatlerde buradan çok sık geçmiyorlar.”

Kadın sadece başını sallamakla yetindi. Başı hareket ederken kızıl saçları baş döndürücü bir ahenkle savruluyordu. Batmak üzere olan gün ışığı saç tellerine çarpıyor, göz alıcı bir manzaraya dönüşüyordu. Sanki saçlarının arasından alevler çıkıyor ve adamın ruhunu ateşe veriyordu. 'Tanrım, o saçlara sahip olmak istiyorum.' diye geçirdi adam içinden. O saçlar her yerde bulamayacağı türdendi. Eşsizdi. Onun olmalıydı.

Kızın yanından ayrılmadan önce devetkar bir tebessüm etti. ''Lütfen beni yanlış anlamayın lakin söylemeden edemeyeceğim. Saçlarınız, çok güzel hanımefendi.'' Dedi. Bu iltifat çoğu zaman işe yarardı. Şimdi de yaramasını umuyordu. Çocuksu, fakat bir o kadar da saplantılı bir heyecanla kızın gözlerine bakıyordu. Kız önce şaşırdı, sonra utangaç bir ifade yüzüne yerleşti ve güldü.

''Teşekkür ederim bayım, çok kibarsınız.'' Adam bu girişiminin işe yaradığını hissediyordu. Keyifle güldü. ''Rica ederim. Tekrar iyi akşamlar.'' Arkasına döndü ve yürümeye başladı. Bu sırada içinden sayıyordu.

Bir, şu an kararsız. Taksi çağırmayı düşünüyor.

İki, bana döndü. Dudaklarını ısırıp geri çağırsam kabalık eder miyim? Diye düşünüyor.

Üç, şimdi bana seslenecek.

Ve...

''Hey! Bayım.''

Adam güldü ve durdu. Gülümsemesi bir şeytandan çalınmıştı ancak kimse bunu görmedi. Bu taktik gerçekten işe yaramıştı. Şu kadınların iltifat sevdası onların bazen sonu olabiliyor, diye geçirdi içinden. Yavaşça arkasına döndü ve kıza baktı. ''Bana mı seslendiniz?''

Kızın yüzünde utangaç bir ifade vardı. ''Ah, evet.'' Derken adamın yanına kadar geldi. ''Zahmet olmazsa, beni eve bırakmanızı rica edebilir miyim? Tabii teklifiniz hala geçerliyse.''

Kızın mahcup bakışları adamı keyiflendirirken cebindeki çakıyı keyifle okşadı. ''Ne zahmeti olacak, zevk duyarım.'' Dedi neşeyle.

Aralarında yaşanan ufak bir bakışmanın ardından adam bir şeyi hatırlamış gibi elini alnına vurdu. ''Arabam hemen şurada.'' Eliyle ileride bir köşeyi gösterdi. Ufak bir bakkal dükkanının sol tarafında kalan sokağı işaret ediyordu. Sokağın başında bakımsızlıktan tüyleri dökülmüş ve açlıktan sadece kemikten ibaret görünen siyah bir kedi bekliyordu. Sanki mükemmel görünüyormuş gibi dimdik duruyordu ancak kızı gördüğü an yeşil parlak gözlerini ona dikti ve uyarıcı bir miyavlamanın ardından sokağa girip gözden kayboldu.

Adam eliyle kıza yürümesi için teşvikte bulunurken kız bir anlık kararsızlık yaşadı. Ancak hemen ardından silkinip kendini cesaretlendirdi. Birlikte sokağa doğru ilerlediler.

Bu esnada artık hava kararmıştı. Rüzgâr esiyordu. Arabaya doğru yürürlerken kız paltosuna sıkıca sarıldı. ''İnsan soğuğu nasıl sevebilir ki?'' Diye mırıldandığında adamın gözleri ona kaydı ve onu dikkatle inceledi. Kızın saf mermeri andıran beyaz teni soğuktan dolayı daha da solgun görünüyordu. Ancak kavisli burnunun ucu bir tezat oluşturmak ister gibi kıpkırmızıydı. Dudaklarına sürdüğü hafif pembelik veren krem etkisini yitirse de hafif izleri hala belli oluyordu.

Adam kızın söylediğini duyunca aralarında bir tezatlık oluşturmak istedi. ''Ah, hayır sizinle aynı fikirde değilim. Soğuk insanın zihnini dinç tutar.'' Dedi. Bunu genelde yapardı. Kurbanıyla aynı fikirde olmaktansa bambaşka bir düşünce yapısına bürünmeyi severdi.

Arabaya acele bir şekilde bindiler ve adam vakit kaybetmeden sürmeye başladı. Bu sırada kızın kendini biraz rahat hissetmesi için klimanın sıcak ayarını açmıştı. Biraz sonra kıza baktığında yüzünden silinen rengin geri geldiğini gördü. Kız pembe yanaklarıyla çok daha güzel görünüyordu. “Sıcak size iyi geldi, adeta tekrar canlandınız.” dediğinde adamın gözleri yoldaydı. “Neden nefret ediyorsunuz ki soğuktan?”

Kız buna cevap vermedi. Onun yerine “Yakında kar yağacak, havalar artık iyice soğudu.” Dedi.

Adam sanki kız komik bir şey söylemiş gibi ufak bir kahkaha attı. “Kış güzeldir. Bana melekler yeryüzüne iniyorlarmış gibi hissettiriyor.” Dediğinde doğrudan kızın kehribar rengi gözlerine bakıyordu. “Günahsız, temiz ve kutsal varlıklar, çok güzel değiller mi? Tıpkı sizin gibi.” Adamın bakışlarındaki bir şey kızı bir anlık ürküttü. Adamın gözleri güzel olmaktan uzaktı. Bir şeytan çukurunu anımsatıyordu.

Kız gözlerini kaçırdı. ''İleriden sağa döneceğiz.'' Dedi yolu işaret ederek.

Adam sadece başını salladı. Bunun dışında bir konuşma gerçekleşmedi. Kız tedirgin görünüyordu. İçinden bir ses bu arabaya bitmesinin tamamen yanlış olduğunu fısıldıyordu. Ancak kız kendisini eve bırakacak bir araç bulamadığı için kendini buna mecbur hissetmişti. Göz ucuyla yanında duran adama baktı. Yüzünde iyi hissettirmeyen bir gülümsemesi vardı. Tekrar gözlerini kaçırdı ve ellerini hızla çarpan kalbinin üzerine koydu. Birazdan evinin olduğu yola dönecekler ve rahatlayacaktı.

Bu sırada yağmur şiddetlenmişti, silecekler durmadan çalışıyordu. Ancak adam dönmesi gereken yolu geçti ve hızını arttırdı. Yanındaki kızın korkusu ve telaşı içini huzurla doldurdu. ''Bayım dönmeniz gereken yeri geçtiniz.'' Tedirgince adama bakıyordu. ''Beni burada indirin. Gerisini kendim giderim.''

Adam durmadı.

Öyle bir hızlandı ki saniyeler içinde şehrin merkezinden uzaklaşmışlardı.

''Bakar mısınız? İneceğim dedim. Durdur arabayı!'' Kız artık korkudan deli gibi bağırıyordu. Öleceğini hissediyordu ve arabadan bir an önce kurtulmak istiyordu.

Adam kıza döndü. Yüzünde korkunç bir gülümseme vardı. Şeytani bir gülüştü bu. Beyaz, düzgün sivri dişlerini ortaya çıkarmıştı.

''Bak sana ne diyeceğim.'' Dedi adam elini kızın kızıl ve parlak saçlarına götürürken. ''Seninle bu gece güzel vakit geçirelim. Sonra seni sonsuza dek huzurlu bir uykuya yatırayım.'' Adam kızın cevabını beklerken daha da uzaklaştı şehirden. Bir korku filminden çalınmış gibi duran orman yolunda gökyüzü ışıklarını dünyadan saklamışken arabasını sürmeye devam etti.

Adamın söyledikleriyle kızın gözleri korkudan kocaman açıldı. Saçlarına dolanmış parmaklardan kurtulmak istedi fakat başaramadı. Adam kızın saçını çekip başını aşağı eğdiğinde ise öfkeyle bağırdı. ''Bana sakın karşı gelmeye kalkma. Aptal.''

''Lütfen bırak beni.''

Kızın ağlamaklı sesi her zerresinde korku ve pişmanlık barındırıyordu. Nasıl bu kadar aptal olup tanımadığı bir adamın arabasına binmişti. Buradan kurtulsa bile kimse ona hak vermeyecekti. Suçlanan o olacaktı.

O saatte orada ne işi vardı? Diye konuşacaklardı.

Kız yalvararak adamın saçlarındaki eline sarıldı. Elleri nasıl da soğuktu öyle. Kızın içini titretmişti.

''Yalvarırım ne istersen yaparım, para bile veririm. Ama beni lütfen bırak.''

“Sence, güzel tatlı melek benim derdim para mı?”

Adamın kalın ve tok kahkahası korkunç bir nida gibi kızın kulaklarında yankılanırken araba durdu. Arabanın farları olmasa zifiri bir karanlığın içinde hapsolmuş gibi hissedeceklerdi. Orman karanlıktı ve uzun ağaçlar gökyüzünü görmeyi bile engellemek ister gibi dallarını birbirine dolamıştı. İleride bir bekçi kulübesi vardı. Bacası tütmüyor ve ışıkları yanmıyordu. Ama adam orada bekçinin bazı geceler kaldığını biliyordu. Öldürmek için bekçinin olmayacağı geceleri seçiyordu. Yağmurun camlara çarparken çıkardığı sesler dışında hiçbir ses yoktu. Biraz sonra bir kurt uluması duyuldu. Kız korkuyla sıçradı. Adam kahkahalarla güldü.

''Korkman gereken bir ton şey varken bir kurt uluması mı seni sıçratıyor?'' Adam bunu hayretle sormuştu. Kızın kendisinden öyle çok korkmasını istiyordu ki. Kurtulmak için deli gibi yalvarmasını ona bir tanrı gibi tapmasını bekliyordu. Kıza dönerken cebindeki çakıyı çıkardı. Kızsa ona bakmıyordu. Gözleri sımsıkı kapalıydı ve hıçkırarak ağlıyordu.

Adam öfkelenirken, ''Bana bak!'' diye bağırdı.

Kız başını yavaşça kaldırdı, gözlerini açmakta zorlanıyordu. Katiliyle göz göze gelmekten korkuyordu. Büyükler her zaman doğru söylerdi.

Yabancılara güven olmaz.

Adam tekrar bağırdığında kız ona baktı. Adamın elindeki çakıyı görmesine rağmen görmemiş gibi yaptı. Bir kurtuluş yolu düşünmeye çalışıyordu.

Adamın simsiyah gözleri vardı, bir şeytan gibi bakıyordu adeta. Sonra saçları, saçları da simsiyah ve dağınıktı. Bu onu kat kat ürkütücü gösteriyordu.

''Lütfen beni bırak,'' dedi kız tekrardan. Bu esnada adam elindeki çakıyı kızın boğazına değdiriyordu. İleri geri sürtüyor küçük çizikler bırakıyordu. Bazı çizikler kanıyordu ve adam dilini kanın üzerinde gezdirmemek için zor tutuyordu kendini. Boynuna yapışmak istiyordu. Sonra dilini aşağılara doğru kaydırmak ve onu hissetmek istiyordu. Bir meleğe sahip olmak istiyordu. Kızın hıçkırıklarını tekrar duymaya başladığında dalmış olduğunu fark etti ve silkindi.

''Üniversiteyi yeni kazandım, ailemle yaşıyorum. Bakmam gereken yaşlı bir babam var. Annem de hasta. Çok zor bir çocukluk geçirdim, fakirdik. Bazı günler yiyecek ekmek bulamazdık.'' Kız bunları söylerken katilinin gözlerine bir acıma, empati duygusu hissetmek istemişti. Ama yoktu.

Simsiyah şeytani bakışlar.

Kızın gözlerini esir alan koca bir karanlık.

Zaman, hiç durmadan akıyordu.

Tik tak.

Tik tak.

Adam birden çakıyı kızın boğazından çekti ve kucağına bıraktı. Kız o ana kadar nefesini tuttuğunu fark etmemişti. Adamın gözlerine baktı tekrar. Ona acımasını ve hayatını ona bağışlamasını istiyordu.

Adam, elini kızın yaralarının üzerinde gezdirmeye başladığında kız geri çekilmek istedi ama sırtı kapıya yaslıydı. Adamın dokunuşumdan tiksiniyordu. Midesi deli gibi çalkalanıyordu.

Ağlamaya başladı.

Büyük eller kızın boğazında, kollarında, göğüslerinde gezindi. Ve en sonunda ateş kızılı saçlarında... Adam büyük bir tutkuyla kıza yaklaşıp parmaklarına doladığı saçını kokladı. Çiçek gibi kokuyordu. Bir çiçeğin hak etti şey ise topraktı.

Adam zevkten başının döndüğünü hissetti.

Eli hala kızın saçlarında oynaşırken, ''Seni özgür bıraktığımda beni unutacak mısın peki?'' diye sordu. Sesi sakin fakat bir o kadar da tehditkar ve ürkütücüydü.

Kız heyecanla başını salladı. ''Unutacağım, seni asla görmemiş gibi yapacağım. Sen hiç var olmamışsın gibi davranacağım.''

Adam kızın söylediklerine kahkahayla güldü. Kız ancak bu şekilde onunla alay ettiğini anlamıştı.

Tüm yaşama umutlarının tükendiğini anladığında ellerini yüzüne kapadı. Şoka girmişti. ''Yabancılara güven olmaz.'' diye sayıklıyordu.

Adamsa bu durumdan artık sıkılmıştı. 'Kızın sesini bir an önce kesmeliyim.' diye düşündü ve bu düşünce gülmesine sebep oldu.

Kucağındaki çakıyı alıp kızın bacağına sapladığında kulaklarına ulaşan korkunç çığlık keyfini yerine getirmişti.

Kız acıyla ağlarken arabadan indi ve kızın kapısını açtı. Kapıya yaslı olan kız yere düşmüştü. Hâlâ deli gibi ağlıyor ve adama yalvarıyordu. Bacağı yanıyordu ve oraya dokunmaya korkuyordu. Pantolonunda geniş bir yırtık vardı. Beyaz teninin içinden çıkan yoğun kan usulca yayılıyor sıcaklığı kızın başını döndürüyordu.

Adam kızı yerden kaldırıp kucağına aldı ve saçlarını koklarken ilerideki ıssız bekçi kulübesine doğru yürümeye başladı. Kız o kadar da ağır değildi, kilosu ve fiziği tam yerindeydi. Fakat adamı en tahrik eden nokta ise saçları ve ince beli olmuştu.

Adam tekrar başının döndüğünü hissetti. Şimdi kucağında bir bebek gibi ağlayan bu güzel kızı telkin etmek istiyordu. Onun canını acıttığı için üzgün olduğunu söylemek ve onu öpmek istiyordu.

Kızın kulağına eğildiğinde saçlarından yayılan çiçek kokusu burnuna dolmuştu. ''Çok güzel kokuyorsun,'' diye fısıldadı kulağına. Kız daha çok ağladı. '' İnan bana canını hiç acıtmayacağım.''

Kız adamın kollarından kurtulmak için çırpındığında adam buna izin vermedi kızın bacağındaki yaraya bastırdı. Kız önce acı dolu bir çığlık attı, ağaç dallarındaki kargalar uçtu. Ardından canı çekilmiş gibi kendinden geçti.

Kızın kafası geriye düştüğünde adam boynunu öptü. Dudaklarına kan bulaştığında dilini dudaklarında gezdirdi. Kanın kekremsi bir tadı vardı. Sonra tekrar eğildi ve dilini yaraların üzerinde gezdirdi. Gök gürültüsünün keskin sesi duyulduğunda sanki kız onu duyacakmış gibi fısıldadı. “Özür dilerim. Bu dünya için fazla güzelsin. Hem melekler artık birleşmeli ve gerçekleşecek olan gerçekleşmeli.”

Kulübeye girdiklerinde onları çürük ahşap kokusu karşıladı. Adam bu kokudan rahatsız olmadı. Duvarın dibinde duran yatağa gitti ve kucağındaki kızı yatırdı. Ellerini karnının üzerine yerleştirip arkasını döndü ve kapıyı kapattı.

Kulübede bir tane pencere vardı, gitti ve perdesini çekti. İçerisi karanlığa gömüldü. Adam tekrar kızın yanına gittiğinde kız hala baygındı. Yatağın altına eğildi ve kurbanı için diktiği beyaz elbiseyi kutusundan çıkardı.

''Elbise çok yakışacak.'' diye mırıldanırken kızın üzerindekileri çıkarmaya başladı. Kazağını çıkarttığında kızın içine atlet giymemiş olduğunu gördü. Gülümsedi. Elleri kızın teninde gezindi.

''Çok harikasın.''

Kızın pantolonuna uzandı. Fermuarı çekti ve pantolonu bacaklarından sıyırdı. Uzun ve güzel bacakları vardı. Kız sadece iç çamaşırlarıyla yatakta uzanırken adam yatağın altına eğildi tekrar. Büyük bir kutu çıkardı ve kızın yanına koydu. Kutunun içi bıçaklarla, bantlarla ve iplerle doluydu.

Önce ne yapacağına karar veremese de kararsızlığı uzun sürmedi. Kızın saçından ince bir örgü örüp bağladı ve kesip cebine koydu. Bunu daha sonra koleksiyonuna ekleyecekti.

Ardından kızın bedenini incelemeye başladı. Göğsünün üzerinde ve kasığında morarmış ısırık izleri olduğunu gördü. Buna kahkaha atarken parmaklarını izlerin üzerinde gezdirdi. ''Sandığım kadar masum değilsin.''

Elini izlerin üzerinden çekti ve kutudan bir ip çıkardı. İpi kızın boğazına geçirdi. Sonra birden durdu. Kıza canını acıtmayacağına söz vermişti. Sözünü tutmak istediğini fark ettiğinde kutudan eter sprey alıp kızın yüzüne sıktı. Şimdi canı yanmayacak diye düşündü ve kızın boğazındaki ipi sıkmaya başladı. Kız bir an uyanacak gibi olsa da tekrar bayıldı ve kısa bir süre sonra bedeni tamamen cansız kaldı.

Adam öldürdüğü kızın kulağına eğildiğinde ''Söz verdiğim gibi canını yakmadım değil mi?'' diye sordu.

Sonra bu dediğine güldü.

''Artık konuşamayacağını unutmuşum.''

Adam kızın iç çamaşırlarını üzerinden çıkardı. Elbiseyi aldı ve kıza giydirdi. Tam olmuştu.

Kız gerçekten harika görünüyor diye düşündü. Hastalıklı bir kahkaha attı ve kızı tekrar kucağına aldı.

Şimdi çiçeği toprakla buluşturma vaktiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.