Yağmur, şehrin üzerine ağır bir sessizlik bırakmıştı. Islak kaldırımlarda yankılanan ayak seslerinden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Eva, montunun cebine ellerini sokup başını biraz daha eğerek yürümeye devam etti. Son günlerde içinde büyüyen huzursuzluğa bir anlam veremiyordu. Her şey normal görünüyordu ama hiçbir şey normal hissettirmiyordu. Sanki görünmeyen gözler attığı her adımı izliyor, her nefesinde biraz daha yaklaşıyordu.
Bu düşünceyi kafasından atmaya çalışırken arkasından gelen ayak seslerini duydu. Önce dönmedi. Büyük ihtimalle eve yetişmeye çalışan bir başkasıydı. Fakat birkaç saniye sonra sesler onun adımlarına uyum sağlamaya başladı. Eva hızlandıkça onlar da hızlanıyordu. Boğazına oturan korkuyla arkasını çevirdiğinde ise sokak bomboştu. Rüzgâr, kaldırım kenarındaki kuru yaprakları sürüklüyor, yağmur damlaları çatılardan ağır ağır süzülüyordu. Kimse yoktu.
Tam rahat bir nefes alacakken sokak lambalarından biri söndü. Ardından bir diğeri... Sonra bir diğeri... Karanlık, sokağın ucundan başlayarak yavaş yavaş ona doğru ilerliyordu. Eva olduğu yerde donup kaldı. İçgüdüleri kaçmasını söylüyordu ama bacakları sanki yere çakılmıştı. Tam o sırada arkasından gelen sakin ama sert bir ses gecenin sessizliğini deldi.
"Yerinden kıpırdama."
Eva hızla arkasını döndü. Siyah montlu, uzun boylu bir genç birkaç adım arkasında duruyordu. Yağmur saçlarını alnına yapıştırmıştı ama yüzünde tek damla telaş yoktu. Gözleri doğrudan Eva'ya değil, onun arkasındaki karanlığa bakıyordu.
"Sen de kimsin?" diye sordu Eva, sesi korkusunu gizleyemeyecek kadar titriyordu.
Genç, bakışlarını ondan ayırmadan kısa bir nefes verdi. "Adım Kaan," dedi. "Ve eğer bana güvenmezsen, bu gece eve dönemeyeceksin."