Sabah camdan sızıp gözlerimi kör etmeye çalışan güneşle güne başlamıştım. Telefonumdan daha çalmasına beş dakika kalmış olan alarmı kapatarak odamdan çıkıp banyoya girdim. Yazın sıcağı yüzünden erirken hemen duşa girip suyu ılığa ayarladım. Çilekli şampuanımı kalçalarıma kadar uzamış olan kızıl saçlarıma boca ettim. Yani en azında çalıştım...
Biten şampuana bir küfür mırıldanıp hemen içine su katıp çalkaladım ve içindeki köpürmüş suyu saçlarıma sıktım. Daha fazla oyalanmadan önce saçlarımı yıkayıp bitirdim ardından vücudumu. Bornozumu giyinip saçıma da bir havlu doladım. Duşa kabinden çıkıp musluğa giderek dişlerimi fırçaladım ardından küfürler ederek uzun saçlarımı kurutup taradım. Tabi bunu yaparken fırçaya takılıp çekilien saçlarım yüzünden ağlama kıvamına gelmiştim.
Daha sonrasında bir kahve yaptım ve içerek yatak odama girdim. Gardrobumun karşısına geçip kapaklarını açarak içine şöyle bir göz attım. Sonunda seçtiğim kıyafetleri alıp giydim. Asker yeşili gömleğimi krem rengi bol kumaş pantolonumun içine sıkıştırmış belini de açık kahverengi bir kemerle tutturmuştum. Fincanın dibinde kalan kahveyi de kafama diktikten sonra kenara bırakıp aynanın karşısına geçtim. Saçlarımı maşalayıp yüzüme hafif bir makyaj yaptım. Makyaj masamın çekmecesinden aldığım pembe parfüm şişesine bakıp gülümsedim. Çilek ve karpuz aromalı oldukça tatlı bir kokuydu.
Tıpkı onun sevdiği gibi.
Son olarak elimdeki parfümü de bolca sıkıp, çantamı da alarak topuklularımı giyinip çıktım evden. Kapımı kilitledikten sonra karşı dairenin kapısının önüne geldim. Kalbim hızlanırken derin bir nefes alıp zili çaldım. Bir süre sonra kapı açıldığında karşımda gördüğüm kişiyle kalbim daha da hızlanırken yüzümde benden bağımsız bir gülümseme oluştu.
"Günaydın Akın bey." O da gülümseyerek kibarca karşılık verdi.
"Günaydın Mavi hanım." O beklentiyle suratıma bakarken anlık olarak söyleyeceğim şeyleri unutmuştum. Kafamı çaktırmadan iki yana salladım. Kendime gelmeliydim, Akın'a rezil olursam hemen şurdan sekizinci kattan aşağı atlardım.
"Menekşe, evet rica etsem Menekşe'yi çağırır mısınız?" Dedikten sonra hemen büyükçe gülümsedim. "Geç kalıyoruz da."
"Tabi, gidip bakayım bir hazır mı?! En son gözlerini açamadığı için banyo kapısına kafa atdı da." Dedi bir eliyle ensesini kaşıyıp gülerken. Bende gülerek kafamı onaylar anlamda salladım. Bir süre sonra abi kardeş atışarak gelmişlerdi. Akın silahını kemerine taktığı kılıfa yerleştirirken Menekşe ayakabılarını giymeye çalışıyordu. Akın'da hazır olduğunda şimdi ikimizde Menekşe'nin uyuşuk haraketlerini izliyorduk.
Yüzümdeki gülümsemeyi korumaya çalışarak dişlerimi sıktım. Dua etsindi Akın buradaydı, yoksa onu sürükleyerek evden çıkarır sekiz katı indirirdim. Ama şimdi hanımefendiliğimi bozup yanımda duran adamı ürkütemezdim.
Sonunda hazır olan kızla asansöre ilerleyip çağırdık. Katta duran asansörle içine bindik. Akın tuşlardan giriş kata bastı. Tam kapılar kapanacakken Menekşe kendini dışarı attı.
"Ben bir şeyi unuttum şeyi alıp geliyorum..." diye bağırırken kapılar kapanmış son dediğini anlamamıştım.
Ama hiç bir şey unutmadığına emindim. Akın'la beni yalnız bırakmak istemişti ve ben bu daracık alanda iri cüssesi ile yerimi daha da kısıtlayan ve karizması ile aklımı başımdan alan adam yüzünden fazlasıyla gergindim.
Derin sessizliğin içinde duyulan şey bir birine karışan nefes seslerimizdi. Birden yanımda konuşan adamla hafifçe irkildim.
"Parfümün, güzel kokuyor." Duyduğum sözlerle heyecanımı gizlemeye çalışarak gülümsedim.
"Teşekkür ederim." Sözlerimi bitirdiğim an kapılar açılmıştı. Bir elini kaldırıp çıkışı işaret etti. Bu ' Bayanlar önden ' teriminin sessiz versiyonuydu. Bende teşekkür mahiyetinde tebessüm ettim. Otobarka indiğimizde ben arabımın yanında Menekşe'yi beklerken Akın'da arabasına binmeden öylece kapıya yaslanıp durmuştu. Bir süre sonra koşarak gelen menekşeyi gördüm. Önce abisinin yanına gidip uzun boyundan dolayı zıplayarak yanağına bir öpücük kondurmuştu.
"Dikkat et kendine abi." Dediğinde Akın kardeşinin saçlarından öpmüş ve sende demişti. Ben onları izlemeye dalıp gitmişken kolumun dürtülmesiyle yanımda pişmiş kelle gibi sırıtan kıza baktım.
"Merak etme yakında sende öperek uğurlarsın abimi." Dediğinde tam arabasına binmek üzere olan Akın arkasını dönünce birden yüreğimin ağzıma geldiğini sandım.
"Menekşe ben akşam geç geleceğim, haberin olsun." Sözleriyle birlikte ikimiz de rahat bir nefes verdik. Anlık ruhumu teslim etmiştim çünki.
"Salak, ya duysaydı." Diye sinirle söylenerek arabaya yürüyüp bimdim. Menekşe de hemen ardımdan binmişti.
"Duysun ya duysun, hatta gidip kendin söyle." Dediğinde arabanı çalıştırırken yan bir bakışla ona baktım.
"Saçmalama." Dedim otoparktan ayrılıp yola çıkarken.
"Ne olacak sanki ya? En fazla redd edilirsin." Dedi dalgaya vururken.
"Menekşe seni arabadan atmamı ister misin?" Tehdidvari sesimi duyduğunda boğazını temizleyerek oturuşunu düzeltti.
"Tamam sustum."
"Aferin." Dedim sinirle. Ardından Menekşe'nin dediği şey aklıma gelince gülümsedim. Bende bir gün onu öperek işe uğurlaya bilecek miydim? Zihnimde canlanan görüntülerle gülümsemem büyüdü.
"Menekşe." Seslenmemle ilgilendiği telefondan bakışlarını çekip bana baktı merakla.
"Efendim."
"Abin asansörde..." daha lafımı bitiremeden heyecanla araya girdi.
"Öptü seni değil mi?" Diye bağırdı birden.
"Evet, hatta çocuk bile yaptık biliyor musun, dokuz ay sonra yeğenin kucağında." Diye yüzümdeki yalancı gülümsemeyle hızla konuştum.
"Tch, sizin çocuğu bu kadar kısa sürede yapacağınızı sanmıyorum, bilisin hani sen, abim..." Dediğinde yola bakan gözlerim kocaman olmuştu.
"Tamam, sus artık." İçime kaçan sesimle konuştum. Hayır Mavi sakın, sakın düşünme.
"Sadece kokuma iltifat etti diyecektim, yani parfümün kokusuna." Dediğimde kendinden emin bir şekilde saçlarını savurdu.
"Tabi eder neden çünki bu bilgiyi sana ben verdim." Diye kendine pay çıkardığında gözlerimi devirdim. Bu sırada çalıştığımız şirkete gelmiştik. Arabayı park ettikten sonra indik.
Binaya girdiğimizde selam verenlere karşılık vererek asansöre ilerliyorduk. Bir cilt bakım ürünleri üreten şirkette pazarlama müdürüydüm. Menekşe de aynı departmanda çalışıyordu. Asansör altıncı kata çıktığında durmuştu. İndiğimizde ben ofisime giderken Menekşe gereken dosyaları ve kahve almak için yanımdan ayrılmıştı. Odama girdiğim gibi çantamı bırakarak deri koltuğa oturdum.
Uzun saçlarımı ensemde topuz yaparak bileğimdeki tokayla tutturdum. Daha sonrasında Menekşe dosyalar ve kahvelerle gelmişti. Neredeyse öğlene kadar hiç durmadan çalışmıştık.
"Yeter bu kadar ya, nolur." Diye isyan eden arkadaşımla ona hak verdim. "Kafam patlayacak bir azdan." O söylenmeye devam ederken hafifçe gerindim. Sırtım tutulmuştu.
Bakışlarım duvardaki saate kaydı.
"Yemeğe çıkalım mı? Çok acıktım ben." Dediğimde gözleri parlamıştı.
"Valla bende, harika olur." Karar verdiğimiz gibi çantalarımızı alıp şirketten ayrılmıştık. Çok uzak olmadığı için arabayı bırakıp yürüyerek yakınlardaki bir restiranta geldik. İçeri geçtiğimizde cam kenarındaki iki kişilik boş masaya geçip oturduk. Bir süre sonra garson gelmişti. Biz siparişlerimizi verirken bakışlarım yan masaya kaydı.
Üç kişilir erkek grubundan birinin bakışları Menekşe'nin üstündeydi. Ona baktığımı farketmeden yanındaki adamlara bir şeyler söyleyince onlarda gülerek buraya baktılar. Sinirlensem de umursamamaya çalışarak bakışlarımı onlardan çekip önüme döndüm.
Ancak bir süre sonra yanımızda hissettiğimiz haraketlilikle oraya döndük. Adamlar kenar masadan iki sandalye çekip yanımıza oturmuşken birisi ayakta dikiliyordu.
"Baktık yalnız oturuyorsunuz, dedik böyle güzel hanımları yalnız bırakmak olmaz." Yanımda oturan adam gevşek gevşek sırıtarak konuşunca sinirle çenemi sıktım.
"Siktirin, gidin." Dediğimde hepsinden bir 'oo' çıkarken biri gülerek konuştu.
"Hiç yakıştımı o güzel ağzına küfür?" Diye tıç'ladıktan sonra devam etti sırıtarak "Aslında ne zaman yakışır biliyor musun? Böyle al..." lafını bitirmesine izin vermeden hızla ayaklandığımda oturduğum sandalye geri düşmüştü. Yanımda ayakta dikilip saçmalayan adam bir iki adım geri çekilmek zorunda kalırken öfkeli bakışlarımı gözlerinden çekmeden yanımdan geçen garsonun elindeki şarap şişesini aldığım gibi adamın kafasına geçirdim.
Kenar masalardan gelen irkilme nidalarıyla karşımdaki adam yeri boylamıştı. Ardından çok geçmeden Menekşe ve garsonların olaya dahil olmasıyla kavga daha da büyümüştü. Sonrasındaysa zaten kendimize geldiğimizde nezarethanedeydik.
"Abim beni öldürecek." Kafamı kaldırıp demir parmaklıklardan tutunmuş alnını yaslayarak dert yanan kıza baktım.
"Bizim ne suçumuz var? Taciz edildik resmen farkında mısın? Ne yapsaydık sussamıydık?" Sinirle konuştuğumda arkasını dönüp bana baktı.
"Haklısın ellerimize sağlık." Diyerek gelip yanıma oturdu ve kafasını omuzuma yasladı. Biz öyle sessizce oturmuşken kapı açılıp kapanma sesi duyduk. Menekşe kafasını omuzumdan çektiğinde ben de doğruldum. Ardından görüş açıma öfkeyle soluyan bir Akın başkomiser girdi. Yanındaki polis parmaklıkların kilidini açtığında içeri girdi. Menekşe arkama saklanmaya çalıştığında kenara çekilmeye çalıştım.
Karşımdaki adamın bakışlarından korktuğum için değildi bu hamlem, lütfen yanlış anlaşılmasın. Abi kardeş arasına girilmezdi. Ama Menekşe'nin gömleğimden can simidi tutarcasına tutması hiç yardımcı olmuyordu.
"Akın bey bakın." Elini kaldırıp susturduğunda beni öylece yüzüne bakakalmıştım.
"Aferin, iyi yapmışsınız." Dediğinde dalga geçtiğini düşünecektim ki hem devam etti. "Ciddiyim. Ancak neden müdürümün kafasında da şişe kırdığınızı sorabilir miyim?" Dediğinde anlamsızca suratına baktım.
"Şu kısa boylu, nemrut suratlı, kel olan adam mı?" diye tarif ettiğim adamla ondan da yanında bekleyen polis memurundan da bir gülüş çıkmıştı.
"Aynen o adam." Diye beni onayladığında bir elim saçlarımı buldu ve mahçubiyetle kaşıdım. "Adam sadece yemek yemek istemiş, kafasını yarmışsınız."
"O kim vurduya gitti ya." Dediğimde gülmüş ama bir şey dememişti. Çıkarken duyduğumuza göre adamları bir turda Akın dövmüştü. Bu yüzden şikayetlerini geri çekip koşarak burdan gitmişlerdi.
Sonunda eve geldiğimde yüzümde silemediğim bir tebessüm vardı.
Akın'a çok aşıktım ya.