İçeriğe geç

KIZIL LEYDİ

Bölüm 1 · 8 dk okuma

KIZIL LEYDİ

Bölüm 1

GİRİŞ

İnsanlar, değişik canlılardır. Öyle ki yeri gelir saf, masum bir canlıya; yeri gelir iblisten bir şeytana dönüşürler.

Nasıl böyle olmayı becerdikleri hakkında insanın hiç bir fikri olamazdı. Belki insan iyi rol yapardı, belki de sadece safa yatardı. Kimse bilemezdi.

Bir acı, bin bir acıya vebadır der insanlar. Haklılar mıydı? Öyle miydi sahiden? Anlayamazlardı. Ne biz, ne de diğer insanlar, hiçbirimiz gözümüzün önündeki geçekleri göremezdik. Oysa gerçekler her zaman can yakmaz mıydı? Benim canımı çok yakmıştı. Veba mıydı bu bana? Bir tek bana mıydı bu hayatın acımasızlığı? Sanırım öyleydi. Bu da değişmeyen bir diğer gerçekti.

Ben, Selen. Selen Soyder.

İsminin anlamı; müjde, bolluk ve sel gibi coşkunluk olan Selen.

Yirmi altı yaşındayım. Kendimden bahsedecek olursam; anne ve babamı on dört yaşımda, silahlı bir saldırıda kurban verdim. Onlar; benim ve kardeşim için, evlatları için bir avuç toprağa muhtaç kalan annem ve babamdı..

Kardeşim, Mine Soyder. Henüz yirmi üç yaşında, üniversiteden yeni mezun olmuş ve şu an staj yılında olan kardeşim; dört yıllık arkeoloji bölümünü bitirdikten sonra arkeolog olmak için staj yapıyordu. Ben ise psikoloji bölümü mezunuydum.

Evet, bir psikolog'dum. Tıp okumayı her zaman istemiştim fakat ergenlik dönemimde tıp istediğim için büyüyünce bu fikrimden vazgeçmiş ve yine bir tıp bölümü sayılan psikoloji okumuştum.

İnsan istediği mesleği yapmalıydı. Eğer herkes kendi istediğini olursa, kimse zorluk yaşamazdı.

Annem ve babam benim hep büyüyünce şirketin başına geçmemi istiyorlardı.

Fakat ben onların istediği değil, kendi istediğim mesleği seçmiş, okumuş ve olmuştum. Anne ve babamın vefat etmesi bir şey değiştirmezdi. Evet, her anne baba çocuklarının bir şey olmasını isterdi. Onlara ne yakıştırırlarsa, onu olmalarını isteyebilirler di.

Fakat insan, kimseye kulak asmamalıydı. Küçüklükten beri tıbbi terimleri öğrenmek istemişimdir. Her zaman onlara karşı bir merakım olmuştu.

Bilgi edinebiliyordum. Araştırma yapıp, onları yakından inceleyebiliyordum. Bu, benim gibi hayalleri olan bir kadın için çok gururlu bir andı.

Fakat bazen olur ya, acı çekersin ama aslında acı çektiğini hissetmezsin.

Ya da hissetmek istemezsin...

Her ikisi de aynı şey sayılırdı. Ya acı çekerdin, ya da çektiğini hissetmezdin. Ama çekerdin işte. Hayat böyleydi, bir nakış gibi işlerdi insanın ruhuna acılar...

Ne acı bir gündü, arkadaşımız Selim'in ölüm haberi az önce ulaşmıştı elimize. Benim çok yakın arkadaşım olmasa da en yakın arkadaşım Defne'nin yakın bir arkadaşıydı. Yaklaşık yarım saat önce cenaze töreninden çıkmış ve şuan bir gece kulübüne gidiyorduk. Kafa dağıtmaya ihtiyacımız vardı, ve bunu içerek yapmak istiyorduk. Selim'in ölümü söylenilenlere göre bir trafik kazası sonucu olmuştu. Arabası yolun kenarında ters takla attığı için parçalanmış ve ters durmuş bir şekilde bulunmuştu.

Gözlerim yanımda telefon ile erkek kardeşine olanları anlatan Defne'ye döndü. On dakikaya yakın bir süredir telefonla konuşuyor, kardeşine olan biteni anlatıyordu. Ağlaması geçmiş, yerine durgun bakışları kalmıştı. Tekrar önüme dönerken dikkatine bir araba çarpmıştı. Siyah bir Range Rover'dı, araba bir yerden tanıdık geliyor gibiydi.

Hayır, bu arabadan her yerde bulabilirdik zaten, fakat yan tarafında Yakar yazan bir Range Rover bulmamız imkansız gibi bir şeydi. Bu araba, Yakar soyuna ait bir arabaydı. Onlardan başka kimse, onların soy adına özel araba tasarlattıramazdı.

Bu, ölüm demekti.

Yakar soyundan biri bu mekandaydı. Fakat kim di? Herkesin bildiği Yakar'lar Türkiye olmak üzere, neredeyse yurtdışındaki çoğu, hatta belki tüm ülke ve şehirlerin bildiği ve onlardan delicesine korktukları bir soydu. Aslında, mafya soyu demek daha doğru olurdu. Yakar soyunun en büyüğü, babası öldükten sonra, onun liderliğini alan Koran Yakar'dı.

Koran Yakar'dan bir yaş küçük kardeşi Saygın Yakar'dı. Ondan sonra gelen kardeşi, Demirkan Yakar'dı. Bir tane de en küçükleri olan, henüz yirmi dört yaşında bir kız kardeşleri vardı. Yakarlar soyu, acımasızlıkları ile bilinirlerdi. İhanete asla tenezzül etmez, kendi soylarından birinin bile bu hataya düşmesine müsaade etmezlerdi.

Yakarlar soyundan gelen bir diğer kişi; Aydın Yakar, Koran Yakar'dan sadece bir buçuk ay küçük olan yeğeniydi. Aydın Yakar, Koran Yakar kadar acımasız olmasada o da sakinliği ile insanları tedirgin etmeyi başaran bir tipti. Yaklaşık üç ay önce evlenmişti. Magazin haberlerinde karısı Eslem Gürsoy ile gündemi süslemişlerdi. Oldukça yakışan ve ün salmış genç bir çiftlerdi. Her ne kadar Aydın Yakar karanlık işlerin adamı olsa da, karısı Eslem Gürsoy, yeni soy adıyla Eslem Gürsoy Yakar, gülen yüzü ve neşesiyle magazin normalleşiyordu.

Gerçekten kadınlar olmasa bu erkekler ne yapardı acaba!

Kadını yakından tanımayı çok isterdim fakat bu mümkün değildi, çünkü Yakar soy adını taşıyan biri asla ve asla düşmanı ile arkadaşlık kurmazdı.

Amcam, yani Akif Soyder bölge liderlerinden biriydi. Babam öldükten sonra yerine kardeşi geçmişti. Amcam liderliği bıraktığında ise, liderlik bana geçecekti çünkü babamın vasiyeti bu yöndeydi. Kısa bir süreliğine liderliği amcam yapacaktı, sonra ise bölge liderliği ilk kez bir kadına, yani bana verilecekti.

Ben Soyder soyunun ilk kadın varisiydim. Bir erkek kardeşimiz olmadığı için, liderlik bana tahsis edilecekti.Her ne kadar o insanların karanlık dünyalarında olmak istemesemde, buna mecburdum.

Liderlik, basit bir mevki olarak kabul edilemezdi. Bölge liderliği demek bölgeyi yönetmek demek değildi. O bölgenin tek lideri, ve mafya lideri olmak demekti. O bölgede çevrilen tüm karanlık işler, senin elinde demekti. İstanbul kocaman bir şehirdi ve hepimiz bu şehirde farklı bölgelere sahiptik

Her bir soy, diğer soylara düşmandır, bunu dünya üzerinde bilmeyen kimse yoktur. Biz, yani Soyder soyu zekamızla, Yakar soyu acımasızlıklarıyla, Arkan soyu ise kurnazlıklarıyla bilinirlerdi. Arkan soyundaki lider, Derman Arkan ve Koran Yakar bizden daha düşmanlardı.

Onların düşmanlıkları'nın bir sebebi yoktu. Her ne kadar düşman da olsak Derman Arkan benim abim gibiydi. O kadar yakın olmasakta o beni kardeşi, ben onu abim olarak görürdüm. 32 yaşındaydı Derman abi. Evli, ve bir oğlu vardı. Gelecekteki tahtının tek vârisi, ve lideriydi.Koran Yakar ise 30 yaşındaydı.Nişanlısı olan Sanem Ünsal ile yaklaşık beş aydır birliktelikleri vardı. Sanem Ünsal her ne kadar Koran Yakar'ı seviyor gibi olsada, Koran Yakar için aynı şeyi söyleyemezdik. Bakışları ile her şeyi belli ediyordu zaten. Sanem Ünsal bir oyuncuydu, her ne kadar insanlar tarafından sevilse de sevgili nişanlısı tarafından pek sevildiği söylenemezdi. Fakat bu kimseyi ilgilendirmez di. Sadece insanlarda merak konusu olan bir detaydı.

Defne ile mekana girdiğimiz zaman ben spot ışıklı, ter kokan ve deli gibi dans eden insanlar görmeyi beklemiştim fakat öyle olmamıştı. Oldukça sakin, ter yerine her yerin parfüm gibi koktuğu garsonların durmadan servis yaptığı güzel hoş ve sade bir mekandı. Bu mekan bildiğim kadarıyla kimsenin değildi. Yani sıradan bir insanındı. Soydan gelen insanlar genelde Türkiye'de değil, yurtdışında işletme yerleri açarlardı.

Soy önemliydi. Fakat erkek veya kız ayrımı yoktu. Eğer kız vârisin varsa, onada liderliğini devredebilirdin, aynı babamın bana yaptığı gibi. Bugüne kadar hiç bir kadın lider olmamıştı. Çünkü liderlik erkeklere daha uygun görülüyordu, bu sebepten kimse kızlarına liderliklerini devretmezlerdi. Liderlik zeka ve güç isterdi. Bu, herkeste yoktu. Fakat Soyder soyu, zekası ile bilindiği için ben ilk kadın bölge lideri olacaktım.

Kurula girmek istemiyordum fakat dediğim gibi, soyum önemliydi.

Soyun bitmesi demek, liderliğin elden gitmesiyle aynı şey demekti. Soy kanından ve vârisi olmayan hiç kimse lider olamazdı. Soylara göre güç demek ihtişam demekti.

Yakarların ilk gelini Eslem Yakardı, bir kaç ay sonra ikinci Yakar soy adını alacak ilk kadın Sanem Ünsal olacaktı. Yakarların soyundan olan tek kadın, en küçük kız kardeşleri Eylül Yakar'dı. Onun dışında başka bir Yakar soyundan bir kadın yoktu. Yakar soy adını soydan olmayan ama soy adlarına sahip olan iki kadın vardı. Eslem Gürsoy Yakar ve Sanem Ünsal. Sanem Ünsal henüz Koran Yakar ile nişanlı olduğu için Yakar soy adına sahip değildi. Ne zaman ki Koran Yakar'ın karısı olurdu, işte o zaman ikinci Yakar soy adını alan kadın olurdu.

Mekana girdiğimizde boş bir masaya oturduk ve garsonu çağırdık. İki kadeh viski söyledikten sonra garson gitmişti. Gözlerim Defne'yi bulduğunda boş bakışlarla önündeki masayı incelediğini gördüm. En yakın arkadaşını kaybetmişti ve haliyle üzgündü. Gözlerim Defne'den ayrılıp mekanı taramaya başlayınca bir çift göz dikkatimi çekti. Gri ve siyah karışımı bir çift göz. Bu göz Koran Yakar'dan başkasına ait değildi. Sert bakışlarıyla olduğumuz masayı incelerken bir hayli dikkatli görünüyordu. Açık kumral, alnına dökülen saçları özenle taranmıştı.

Üzerinde siyah jilet gibi bir takım elbise vardı. Gömleğinden, ceketine ve kravatına kadar baştan aşağı siyahtan oluşuyordu. Tek açık renk saçları olabilirdi. Kaşları çatılmıştı ve olduğumuz masayı inceliyordu.

Sanki burada ne işimiz olduğunu anlamaya çalışır gibiydi.

Kocaman yuvarlak bir masada, iş adamlarıyla beraber oturuyordu. Sağ tarafındaki sandalyede hem en yakın arkadaşı hem de en iyi ve sadık adamı olan Yavuz oturuyordu. Koran kadar iri yapılı bir vücuda ve onun kadar uzun bir boya sahipti. Mekanda çalan zarif bir şarkı ile şık elbiselerle dans eden çiftler vardı.Koran Yakar'ın yanında nişanlısı yoktu.Anlaşılan Koran Yakar,nişanlısını karanlık dünyasından uzak tutmak istemişti.

Her bir soyun farklı ama güçlü düşmanları olurdu. Hemde sayılamayacak kadar. Bu sebepten ötürü hiçbir soyun ailesinin güvenliği yoktu. Ve ben, şuan Soyder soyunun bir kaç ay sonraki ilk kadın bölge lideri, fakat şuanlık bölge lideri olan amcasının yeğeni olarak buradaydım.

Canım tehlikede miydi, hayır. Kimse bir bölge liderinin ailesinden birine kısaca hiçbir soyun ailesine bulaşmaya cürret edemezdi. Çünkü karşılığını misliyle alacaklarını biliyorlardı. Ama yine de cürret edebilenler vardı, işte onlardan kaçınmak gerekiyordu.

Ne demişler; tehlike her daim senin yanındadır, sadece senin haberin yoktur.

Yoksa ölüm, her insanın başucundadır. Özellikle de bizim için.

Koran Yakar,saniyeler sonra karşısında oturan bir adamın söylediği şey ile, gözlerini gözlerimden çekip sert bakışlarını karşısındaki adama yöneltmişti. Koran Yakar sert yüz hatları, sert bakışları ve sert çehresi ile her zaman düşmanlarına korku salan bir liderdi.

Onun tabiatı sert biri olmaktı,bu yüzden kimse ondan gülmesini bekleyemezdi. Saatler dakikaları, dakikalar saniyeleri kovalarken ben dördüncü viski bardağıma geçmiştim bile. Defne ile bir kaç kelimeden başka bir şey konuşmamıştık çünkü bu gece, onun benden daha fazla içmeye ihtiyacı var gibiydi.

Koran Yakar ile bu saatler arasında dört beş kez göz göze gelmiştik, her seferinde gözlerini kaçıran olmadığı için bu aramızdaki bakışma dakikaları bulabiliyordu. Bir ara yanına sarışın,zarif ve güzel bir kadın gelmiş ve onunla kısaca sohbet etmişti. Saatlerdir kaskatı duran yüzü kadınla konuşunca dağılmış yerine güzel bir gülümseme katmıştı.

Beşinci viski bardağımı içerken bir yandan içimden çalan zarif şarkının melodisine eşlik ediyordum.

Bazen insan sebepsizce üzülebilir veya ağlayabilirdi, buna bir çare yoktu. Sanki öyle bir andaymış gibi hissediyordum. Üzerime bir kırgınlık çökmüş gibiydi. Neden bilmiyorum ama bu gece buraya gelmek hata gibiydi.

Oysa henüz hiçbir şey bilmiyordum.

Mesela buradan çıktıktan sonra hayatımın nasıl değişeceğini bilmiyordum. Ya da hayatıma kimlerin dahil olacağını, kimler tarafından üzüleceğimi ve yeni tramvalar yaşayacağımı da şu anlık bilmiyordum. Kimleri kendime düşman edineceğimden habersizdim. Ya da başıma gelecek bir beladan haberim bile yoktu.

İnsan kadere karşı koyamazdı. Kaderinde varsa bir şey, onu yaşardın. Ya da,kaderinde varsa biri, onunla tanışırdın. İyi ya da kötü, farketmez.

İnsan neler yaşayacağını bilemezdi sonuçta...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.