İçeriğe geç

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 50 · 10 dk okuma

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 50

Kam'ın Ziyareti

Kendime inanamıyordum. Uzun süredir uğraşıp, çaba göstermiştim ama bir türlü başaramamıştım. Mutluluktan ağlamak istiyordum. Nihayet başarmıştım. Dönüşmüştüm. Etrafımı daha detaylı ve iyi görüyordum. Vücudumu çok acayip hissediyordum. Bacaklarıma baktığımda kızıl tüylerimin tüm vücudumu kapladığını anlamıştım. Başımı kaldırıp baktığımda adamların etrafımı sardığını görmüştüm. Fakat eskisi gibi kendilerinden emin değillerdi. Yüzlerindeki korku ve endişeyi görebiliyordum. Benden korkuyorlardı. Bu duruma oldukça memnun olaraka yönümü Safir'e döndüm. Huysuzlanmayı bırakmıştı. Benden birkaç adım uzaklaşmış ve önümde saygı ile eğilmişti. Sanırım Sarkan'ın söyledikleri doğruydu. Bir alfa kurt bütün hayvanların saygınlığına sahip olabiliyordu. İçgüdülerime hakim olamıyordum. Mutluluğumu dağa, taşa, kurda, kuşa... herkese haykırmak istiyordum. İçimden gelen dürtüye hakim olamayarak oldukça gür bir sesle uludum. Sesim ormandaki sessizliği adeta delip geçmişti. Ulumama başka kurt ulumalarıda eklenmişti. Bana karşı olan itaatleri ve sadakatlerini dile getiriyorlardı. Bu durumdan oldukça memnun olarak bakışlarımı etrafımı saran adamlara çevirdim. Bana saldırmalarını bekliyordum ama saldırmak yerine öylece bekliyorlardı. Şaşkınlıklarını yüzlerinden okuyabiliyordum. Sanırım kızıl kurt efsanesini onlarda biliyordu. Daha fazla sabredemiyordum. Bir an önce hepsini öldürmek istiyordum. Karşımda dikilen uzun saçlı adama hırlayarak üzerine ilerlemeye başladım. Onu kışkırtmak ve hareketlendirmek istiyordum ama o saldırmak yerine geri geri ilerliyordu. Daha fazla sabredemeyerek üzerine saldırdım. Birkaç saniye içinde kafasını kopartmıştım. Saldırımla beraber diğerleride üzerime atlamıştı. Bana zarar vermeye çalışıyorlardı ama hiçbir faydası olmuyordu. Teker teker hepsini öldürmüştüm. Kanlarının tadını alabiliyordum. Kokuları gerçekten çok iğrençti ama bu beni etkilemiyordu. Nihayet hepsi öldüğünde geriye sadece bir tanesi kalmıştı. Korku ile bana bakıyordu. Tam üzerine saldırmak için hamle yapacaktım ki koşarak sınırı geçti. Sınırı geçmesi ile birlikte görünüşü anında değişmişti. İnsan suretinden çıkıp bir yaratık suretine bürünmüştü. İki ayak üzerinde olmasına rağmen yinede neredeyse aynı boydaydık. Sınırı geçtikten sonra yönünü bana dönerek köpek ve sırtlan karışımı sesler çıkartmaya başladı. Beni kışkırtmaya ve sınırı geçirmeye çalışıyordu ve bunu başarıyorduda. Ziraa içimdeki dürtüyü durduramıyordum. Sınırı geçip onu öldürmek istiyordum. Sınırı geçmek için hazırlanıyordum ki Abçar'ın gür sesi ortamda yankılandı.

- Belçin sakın!

Yönümü sesin geldiği yöne çevirdim. Abçar ve Sarkan oldukça uzakta beni izliyorlardı. Abçar'ın vücudu yara bere içindeydi. Sarkan ise oldukça solgun görünüyordu. Sanırım itbaraklar ile dövüşürken oldukça fazla enerji harcamıştı. Onların iyi olması beni oldukça mutlu etmişti. Abçar'ı her zaman dinlerdim ama bugün istediği olmayacaktı. Kendimi durdurmak istemiyordum. Abçar bunun için bana fena halde kızacaktı belki ama yinede bildiğimi okumakta kararlıydım. Tekrar sınırı geçmek için hazırlandığımda Abçar'ın sesi tekrar yankılandı.

- Belçin hayır.

Artık çok geçti. Abçar cümlesini tamamlamadan ben çoktan sınırı geçmiştim. Karşımdaki yaratık beklemeden üzerime atlamıştı. Gerçektende insan formuna nazaran daha güçlüydü. Dişlerim ve pençelerim bir türlü derisini delemiyordu. Oldukça uzun süren bir boğuşmanın ardından artık sabrım tükenmişti. Daha fazla bu işi sürdürmek istemiyordum. Var gücüm ile bir pençe savurdum. Göğsü boydan boya yarılmış ve kanı oluk oluk akmaya başlamıştı. Acı içinde feryat ederken beklemeden üzerine atladım. Yere düşen yaratık karşı hamleler yapmaya çalışıyordu ama faydası olmuyordu. Ben çoktan dişlerimi boğazına geçirmiştim. Oldukça güç olmuştu fakat nihayet yaratığın acı çığlıkları arasında başını koparmayı başarmıştım. Daha fazla sınırın diğer tarafında kalmak istemediğim için hemen sınırı geri geçtim. Abçar ve Sarkan yanıma gelmişlerdi. Abçar dolu gözlerle bana bakarken Sarkan şoka girmişti. Abçar'ın neden ağlamak üzere olduğunu anlamamıştım. Uzun bir süre konuşmalarını beklemiştim ama ikisindende ses çıkmamıştı. Konuşmayacklarını anladığımda Abçar'ın yaptığı gibi zihin iletişimi kurmaya karar verdim. Nasıl yapmam gerektiğini bilmiyordum. Zihnimden Sarkan ve Abçar'a seslenmeyi denedim. Uzun bir uğraş sonrasında yapamadığımı düşünerek pes ettim.

- Seni duyuyoruz bücür.

Sarkan bakışlarını üzerimden çekmeden konuşmuştu. Başardığımı bilmek beni sevindirmişti ama neden cevap vermediklerini anlamamıştım. Zihin bağlantısını tekrar kurmaya çalışarak sormaya karar verdim.

- Şaşkınız çünkü bücür. Dönüşmüşsün ve gerçek anlamda bir kızıl kurt olmuşsun.

Sarkan'ın cevabından sonra aklıma gelen düşünce ile merakım daha çok artmıştı. Acaba dışarıdan nasıl görünüyordum Yanımda ayna olmaması canımı çok sıkmıştı fakat kocaman bir ayna olmadığı sürece diğer aynalar zaten yetersiz kalacaktı. Bir anda aklıma Sarkan geldi. Telefonu yanında olmalıydı. Ondan fotoğrafımı çekmesini isteyebilirdim. Zaman kaybetmeden tekrar Sarkan ile iletişime geçtim.

- Söyle bücür.

Sarkan isteğime neyseki olumlu cevap vermişti. Birkaç fotoğrafımı çektikten sonra benimle selfi yapmayıda ihmal etmemişti. Abçar geldiğinden beri konuşmamıştı. Neden konuşmadığına anlam veremiyordum. Yüzüne bakmaya çalışıyordum ama gözlerini benden kaçırıyordu.

- Yaşlı kurdu duygulandırdın bücür. Biraz kendine gelsin konuşur.

Sarkan nihayet durumu izah etmişti. Abçar'ın böyle hissediyor olması benide çok duygulandırmıştı. Şuan koşup ona sarılmak istiyordum ama bu mümkün değildi. Yinede dayanamayarak yanına gittim. Bir süre önünde öylece bekledim. Abçar gözlerini kaçırmasının bir işe yaramayacağını anlamış olmalıki yavaş hareketler ile başını yerden kaldırıp bana baktı. Gözünden akan bir damla yaşın nedenini anlamaya çalışıyordum. Abçar yüzündeki tebessüm ile elini anlıma götürdüğünde anlamıştım. Bunlar mutluluk gözyaşlarıydı. Eğitimleri başarılı olmuş ve bir numaralı çaylağı artık dönüşmüştü. Abçar bir müddet boynumu ve başımı okşadıktan sonra nihayet konuşmuştu.

- Başaracağını biliyordum velet.

Abçar ile bir müddet sessiz bir kutlama yaptık. Artık eve dönmek için hazırlanıyorduk ki Sarkan'ın ikazı ile yönümüzü ona döndük.

- Sınırın diğer tarafında hareketlenme var. Birisi ziyaretimize geliyor dostum.

- Velet kokusunu alabiliyormusun?

Abçar'ın sorusu üzerine etrafı koklamaya başladım ama yerde yatan ölü itbarakların kokusu yüzünden başka bir koku alamıyordum. Sarkan ve Abçar benden bir fayda gelmiyeceğini anladıktan sonra yönlerini tekrar ormana döndüler. Uzun bir süre sonra çalılıkların arasından bir adam çıkıp bize doğru ilerlemeye başladı. Dikkatle kim olduğuna baktım. Gördüğüm kişi ile ufak çaplı bir şok geçirdim. Kam bize doğru yaklaşıyordu. Yaşlı olmasına rağmen oldukça pratik ve sert hareketler ile yürüyordu. Belinin sol tarafına astığı heybede davulunu görebiliyordum. Elinde, yürürken destek almak için kullandığı oldukça uzun bir sopa vardı. Hemen zihin bağlantısını kullanarak neden geldiğini sordum.

- Bilmiyorum velet ama bu hiç iyi olmadı. Sarkan'ın başı büyük dertte.

Ben bu konuyu tamamen unutmuştum. Sarkan sınırı gizli geçmişti. Kam'a onun normâl bir insan olduğunu söyleyebilirdik. Böylece belkide Sarkan güvende olabilirdi.

- O bir Kam bücür. Beni görür görmez anlayacaktır.

Bu durum üzülmeme neden olmuştu. Sarkan hakkında umarım kötü bir karar vermezdi. Merak ve heyecan içinde üçümüzde Kam'ı bekledik. Kam nihayet yanımıza geldiğinde gözlerini bana dikmişti.

- Hoşgeldin Kam ata.

Kam, Abçar'ın sözlerine karşılık vermeden uzun süre bana baktı. Ardından gözlerini Sarkan'a çevirdi. Sarkan başı yerde Kam'ın söyleyeceklerini bekliyordu ama Kam hiçbir şey söylemeden yönünü Abçar'a döndü.

- Tarkat'a haber ver buraya gelsin.

Kam komutunu verdikten sonra bizi geçip yürümeye başladı. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum. Abçar hemen Safir'in dizginlerini eline alarak Kam'ı takip etmeye başladı. Bizde Sarkan ile birlikte onu takip ettik. Uzun bir süre yol gittikten sonra nihayet Abçar'ın evine gelmiştik. Ben hemen koşarak odaya gittim. Uzun bir uğraş sonrası geri insan formuna kavuşmuştum. Kıyafetlerimi giyip tekrar salona diğerlerinin yanına gittim. Kam koltuklara değil yerdeki minderlere oturmuştu. Sanırım özünü benimsiyor ve modern hayatı reddediyordu. Kimseden ses çıkmıyordu. Kimse konuşmuyordu. Birçok şeyi merak ediyordum. İtbarakların beni nasıl bulduğunu, Kam'ın neden geldiğini ve Sarkan'a ne olacağını. Bunların hepsini deli gibi merak ediyordum. Sessiz bir şekilde Sarkan'ın kulağına eğilerek sorumu sordum.

- Neden gelmiş?

- Tarkat gelmeden konuşmaz. Herkese tek tek laf anlatmayı sevmez.

- Peki senin hakkında bir şey dedimi?

Sarkan cevap vermek için dudaklarını aralamıştı ama Kam ondan önce davrandı.

- Sınırı ne zaman geçtin?

Sarkan birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.

- On üç sene önce.

- Yasak olduğunu bilmiyormuydun?

Kam oldukça tok ve net bir şekilde konuşuyordu. Sarkan oldukça kaygılı görünüyordu. Kam'ı fazla bekletmeyerek konuşmaya başladı.

- Biliyordum Kam ata.

- Neden geçtin o zaman?

Sarkan nedenini Kam ata'ya anlattıktan sonra sessiz kaldı. Kam uzun uzun Sarkan ve Abçar'a baktıktan sonra tekrar konuşmaya başladı.

- Normâlde bunun cezası geri dönüp bir daha sınırı geçmemektir. Fakat kızıl için yaptıklarından dolayı seni cezalandırmayacağım. Burada kalıp Abçar'a yardım edeceksin.

- Peki Kam ata.

Sarkan bir anda enerjisini geri kazanmıştı. Bütün yorgunluğu yok olmuş gibiydi. Bu durum benide çok sevindirmişti. Sarkan'ı çok seviyordum ve onun aramızdan ayrılmasını istemiyordum. Uzun bir süre daha herkes sessiz kaldı. Dışarıdan gelen araç sesleri ile hepimiz dışarı çıktık. Kam yerinden kıpırdamamıştı. Sanırım kimin geldiğini biliyordu. Tarkat ve Boysan arabadan inip evin girişine doğru ilerlemeye başladılar. Boysan'ın da gelmiş olmasına çok sevinmiştim. Onu görmek bana iyi gelecekti. Tarkat ve Boysan şaşkın bir şekilde yerde yatan cesetlere bakıyorlardı. Fakat konuşmaya zaman olmadığı için soru sormadan içeri girdiler.

- Bu güzel ziyaretini neye borçluyuz Kam ata?

- Geçin oturun.

Tarkat başı yerde bir şekilde Kam'ın karşısındaki minderlerden birine oturdu. Sarkan ve Abçar'da beklemeden etrafına oturdular. Boysan ve ben de koltuğa oturup onları dinlemeye başladık. Kam birkaç dakika sessiz kaldıktan sonra konuşmaya başladı.

- Eğitimlere başladınızmı?

- Başladık Kam ata. Bütün topluluklara haber verdim. Herkes eğitimlerini tamamlıyor.

- Herkese haber verdiğinden eminmisin?

Kam oldukça duygusuz ve net bir ses tonuyla konuşmuştu. Tarkat beklemeyerek konuşmaya başladı.

- Evet Kam ata. Adalan'ın bile haberi var. Kimse kalmadı.

Tarkat'ın cevabına sesini çıkartmadan bekleyen Kam oldukça duygusuz bir sesle tekrar konuşmaya başladı.

- Kızıl'ın eğitimi ne durumda?

Bu sefer sorusunu Abçar'a bakarak sormuştu.

- Oldukça iyi Kam ata. Artık dönüşebiliyor. Dövüş ve bıçak eğitiminde de çok iyi.

Abçar'ın cevabından sonra Boysan şaşkınlık ile bana bakmaya başladı. Ona dönüştüğümü söylemeye fırsat bulamamıştım. Merakını gidermek için kulağına eğilerek konuştum.

- Bugün, Kam gelmeden önce dönüştüm.

Boysan cevabıma şaşırmıştı. Onunla bu konuyu uzun uzun konuşmak istiyordum ama Kam'ın konuşmaya başlaması bu meseleyi ertelememe neden olmuştu.

- İtbaraklar sınırı geçmiş. Nasıl olduğunu biliyormusunuz?

- Maalesef Kam ata. Uzun süredir bunu araştırıyorum ama bulamadım.

- Artık bir hayvan gibi değil insan gibi yönetiliyorlar. Bu da daha zeki olmalarına neden oluyor.

Kam'ın söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum. Birer hayvanken nasıl insan gibi yönetiliyorlardı. Bu konuyu daha sonra Sarkan'a sormaya karar vererek boşverdim.

- Bu ne demek oluyor Kam ata?

Abçar'da benim gibi ne demek istediğini anlamamış gibi duruyordu. Kam duruşunu bozmadan tekrar konuşmaya başladı.

- Cesetleri gördüm. Kara büyü ile geçmişler sınırı. Albızlar yardım etmiş. Artık eskisinden daha güçlüler. İşiniz çok zor.

- Peki ne yapmamız gerekiyor Kam ata?

Tarkat oldukça endişeli görünüyordu. Onu ilk defa böyle görüyordum. Kam'ın söyledikleri onu korkutmuş gibi duruyordu. Kam bilge bir eda ile tekrar konuşmaya başladı.

- Artık bu savaşı büyü olmadan kazanmanız çok zor.

- Nasıl yani Kam ata? Bizde mi büyü yapacağız?

Abcar şaşkınlık ve merak ile sormuştu sorusunu. Bende oldukça merak etmiştim. Büyüyü nasıl yapacaktık? Hadi yaptık ne işe yarıyacaktı? Kam neyseki beklemeden konuşmaya başladı.

- Bana ejder kanı, Kartal yumurtası, hırtık ve mangus tüyü getireceksiniz.

- Bunlar ne işe yarayacak Kam ata?

- Ejder kanı size büyü işlememesi için, kartal yumurtası zekânızın daha keskin olması için, hırtık tüyü sinsi ve kurnaz olmanız için, mangus tüyü ise dayanıklı ve güçlü olmanız için. Bunların hepsini eksiksiz istiyorum.

- Sen nasıl istersen Kam ata. En kısa zamanda bir birlik hazırlarım.

- Birlik olmaz.

Kam, Tarkat'ın cevabına karşı çıkmıştı. O kadar şeyi birlik dışında nasıl toplayacaktık aklım almamıştı. Kam birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra tekrar konuşmaya başladı.

- Bu savaşı tek başınıza kazanamazsınız. Alfayı sınırın diğer tarafından birtek Adalan biliyor. Diğer topluluklarda öğrenmeli ve sizin saflarınızda savaşmalı.

- Tamam Kam ata birlik diğer toplumlarıda haberdar eder.

- Olmaz. Alfa haricinde kimsenin çağrısına karşılık vermezler. Bu görevi kızıl yapacak.

Duyduklarım ile olduğum yerde kalmıştım. Ben bütün bunları nasıl yapacaktım. Abçar şoka uğramış bir vaziyette yönünü bana dönmüştü. O da en az benim kadar şaşkın görünüyordu.

- O olmaz Kam ata. Zarar görebilir. Birliğin başında ben giderim. Bir şekilde toplumları ikna ederiz. İstediğin şeyleride sana getiririm.

Abçar bütün cümlesini tek nefeste söylemişti. Kam başını Abçar'a çevirerek tekrar konuşmaya başladı.

- Bu bir savaş. Dövüşmeyi bilmek önemli ama daha önemli bir şey var. O da sevdiklerini feda edebilmek. Bu savaşı kazanmak istiyorsan ikinci kızınıda feda etmelisin Abçar.

Kam'ın söylediklerini anlamıyordum. Abçar oldukça mutsuz görünüyordu. Kam'a daha fazla itiraz edemiyeceğini biliyordum. Bu yüzden susmayı tercih etmişti ama oldukça kötü durumda görünüyordu.

- Peki Kam ata alfa yolculuğa nasıl çıkmalı?

Tarkat'ın sorusu ortamdaki sessizliği bozmuştu. Kam bakışlarını Abçar'dan çekip Tarkat'a yönelterek konuşmaya başladı.

- Bu iş gizli tutulmalı. Albızlar sınırı ne için geçtiğimizi bilmemeli. Bu yüzden son yolculuğunuzda olanlar ile tekrar yolculuk yapacak fakat sen ve Avar burada kalıp savaş hazırlıklarına devam edeceksiniz.

Kam'ın söyledikleri kafamı karıştırmıştı. Hiçbirimiz iyi bir eğitime sahip değildik. Sınırın diğer tarafında bütün bunları nasıl yapacaktık?

- Tamam o zamam çocukların yanında bende gideyim.

- Olmaz. Sen burda ateş iyesi ile birlikte Tarkat'a yardım edeceksin. Savaş hazırlıklarını tamamlayacaksınız. Kızıl diğerleri ile birlikte yalnız gidecek.

Herkes sessiz kalmıştı. Boysan şaşkın bir şekilde bana bakıyordu. Kam uzun süren bir sessizliğin ardından tekrar konuşmaya başladı.

- Avar'a haber ver. Oğluna kızına ve yeğenine haber versin. Yolculuğa hazır olsunlar. Sende diğerlerine haber ver onlarda hazırlansın. Oldukça uzun ve tehlikeli bir yolculuk olacak.

Kam sözlerini bitirdikten sonra bir daha konuşmadı. Bu durum beni oldukça korkutmuş ve tedirgin etmişti. Özelliklede Kam'ın istediği şeyleri nasıl alacaktık hiçbir fikrim yoktu. Bende sessiz kalmayı tercih ederek olacakları beklemeye başladım.

________ Devam edecek________

Sevgili okurlar birinci kitabımız burada bitmiştir. İkinci kitapta görüşmek üzere...🐺

Bölüm sonu

1 yorum