İçeriğe geç

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 44 · 12 dk okuma

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 44

Takipçi

Boysan'ın karşısına geldiğimde ilerlememi durdurdum. Boysan ifadesiz bir şekilde bana bakıyordu. Bunu sık sık yapardı. Yine ne düşündüğünü anlamak mümkün olmuyordu. Konuşmaya nerden başlıyacağımı bilemediğim için susmayı tercih ettim. Bir süre ikimizde sessiz kalıp birbirimizi izledikten sonra konuşan taraf Boysan oldu.

- Abçar'la ne işin vardı?

- Eğitimim vardı.

- Yalan söyleme Belçin. Eğitimler sadece cumartesi günleri.

- Eğer arayıp sorma gereği duysaydın eğitimimin her gün olduğunuda öğrenirdin ama pardon özür dilerim ne gereği var sonuçta demi. Şimdi müsadenle yorgunum. Eve gitmek istiyorum.

Boysan'ın cevap vermesini beklemeden eve doğru bir adım attım ama Boysan'ın söyliyecek bir şeyleri olacaktı ki kolumdan tutup beni durdurdu.

- Özür dilerim.

- Hangi biri için.

Boysan cevabım ile afallamıştı. Anlamadığı her halinden belliydi. Daha fazla beklemeden cümleme devam ettim.

- İlgisizliğin içinmi özür diliyorsun? Yoksa bana karşı bir yabancı gibi davrandığın içinmi? Sürekli kalbimi kırdığın içinmi yoksa bütün hatalarına rağmen karşıma dikilip bana hesap sorduğun içinmi? Hangi biri için Boysan?

Boysan uzun süre cevap veremedi. Yüzü yine ifadesizdi. Ne düşündüğünü anlıyamıyordum. O cevap verene kadar konuşmamaya karar vererek beklemeye başladım. Uzun süren bir sessizliğin ardından Boysan oldukça kısık çıkan bir ses ile konuştu.

- Her şey için. Özür dilerim. Benim sorunum ne bilmiyorum.

- Ben biliyorum.

Boysan konuşmaya devam ederken söylemiştim cümlemi. Boysan şaşkınlık ile bana bakıyordu. Hemen açıklamaya başladım.

- Senin sorunun ne çok iyi biliyorum. Sen ne istediğini bilmiyorsun Boysan.

- Hayır Belçin. Biliyorum.

- Öylemi? Ne istiyorsun?

Bir umut gözlerinin içine bakarak bekledim. Belki güzel bir şey söyler, aramızdaki sorunu çözer ve hatalarının farkına varır diye ama Boysan hiçbir şey söylemiyordu. Sanki şoka uğramış gibi öylece bana bakıyordu. Beklediğim cevabı alamıyacağımı anladım. Bu tartışmaya bir son vermek isteyerek konuşmaya başladım.

- Ben hayatım boyunca hep ne istediğini bilen birisi oldum Boysan ve ben böyle bir ilişki istemiyorum.

- Ne demek istiyorsun?

- Bir süre uzak kalalım. Bizim için en iyisi böyle. Belkide sen bu süreçte ne istediğini anlarsın ve bana net bir cevap verirsin.

Daha fazla karşısında durmak istemiyordum. Konuşacaklarım bitmişti artık. Boysan'a bakmadan ilerlemeye başladım ama Boysan yine durdurmuştu beni. Bir şey söylemeden onu izlemeye başladım. Bu sefer yüzündeki ifadeyi okuyabiliyordum. Üzüntü ve pişmanlık vardı. Bu duyguları ne yüzünden hissediyordu bilmiyordum, merakta etmiyordum. Boysan nihayet konuşmaya başlamıştı.

- Ayrılıyormusun benden?

- Hayır sadece biraz birbirimizden uzak kalmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu ikimizede iyi gelecek.

Boysan hiçbir şey söylemeden öylece olduğu yerde kaldı. Bende daha fazla beklemek istemediğim için eve doğru ilerledim. Boysan'a dönüp bakmadım. Ne durumdaydı bilmiyordum. Belkide gitmişti. Bunları daha fazla düşünmeden kapıyı açıp eve girdim. Ev zifiri karanlıktı. Kızlar dışarı çıktığı için kimse yoktu. Bu durumdan oldukça memnun kalarak geçip salona oturdum. Yalnız kalmak daha iyi gelecekti. Konuşmaya mecalim yoktu. Gözlerimi kapatıp düşüncelerimden kurtulmaya çalışıyordumki kapıdan bir kilit sesi geldi. Kafamı karıştıran kilit sesinin dışarıdan değil içeriden gelmiş olmasıydı. Kilidi çeviren kızlar değildi peki o zaman kimdi? Işığı açmadığıma pişman olarak yerimden kalktım. Ağır adımlar ile kapıyı görecek şekilde ilerledim. Dikkatle kapıyı izlemeye başladım. Çok karanlıktı ama kapının önündeki hareketleri seçebiliyordum.

- Bike! Senmisin?

Bike belkide kızlarla gitmemiştir diye düşünmüştüm. Pars'ın yanından yeni dönüyor olabilirdi ama karşı taraftan ses gelmedi. Korkmaya başlamıştım. Kapının arkasındaki her kimse tanımadığım birisi olduğu kesindi ve iyi niyetlide görünmüyordu. Birkaç adım gerileyerek dikkatle kapıya baktım. Hareketlenme artmıştı. Kapının arkasındaki her kimse bana karşı bir adım atmıştı. Ben geriledikçe o bana yaklaşıyordu. Kapı arkasından çıkıp salon boşluğuna gelince nihayet suretini seçebilmiştim. Gördüğüm yüz ile olduğum yerde kalmıştım. Bu beni takip eden kel adamdı. Kim olduğunu anlamam ile ağzımdan bir çığlık çıktı. Ben daha kaçamadan eli ağzıma kapandı. Bu hareketi ile çırpınmaya başladım. Fakat bir yararı olmadı çok güçlüydü. Elini ağzımdan çekmeden beni üst kata doğru sürklemeye çalıştı. Nihayet fırsatını bularak bir tekme savurdum. Elinden kurtulduğum anda önünde bulunduğumuz mutfağa girdim. Mutfağa koşarken Boysan'ın sesini duydum. Bana bağırıyor ve kapıyı kırmaya çalışıyordu. Sanırım daha gitmemişti ve çığlığımı duymuştu. Sesini duyduktan sonra kapıya değilde mutfağa koştuğum için pişman olmuştum. Mutfağa girer girmez hemen tezgahın üzerinde duran bıçaklıktan bir tane bıçak aldım. Kel adamda hemen peşimden mutfağa girmişti. Elimde bıçağı gördükten sonra bir süre duraksadı ama bu onu durdurmaya yetmemişti. Çevik bir hareket ile tekrar üstüme atladı. Başka çaremin olmadığını düşünerek bıçağı adamın göğsüne sapladım. Adam eli ile bıçağı tutarken mutfaktan çıkıp kapıya koştum. Kapıyı açmaya çalıştım ama kilidi kırılmıştı. Kapı açılmıyordu. Salona koşup pencereyi açmaya çalıştım. Camlar kırılmaz cam olduğu için kırılamazdı. Bu yüzden camı açmam gerekiyordu. Pencereye daha ulaşamamıştımki adam saçlarımdan tutarak beni geriye çekti. Canımın acısı ile yere savrulurken tekrar bir çığlık attım. Adam üzerime çöküp boğazımı sıkmaya başladı. Gözümün ucu ile Boysan'ı görebiliyordum pencereye gelmiş camı kırmaya çalışıyordu ama cam kırılmıyordu. Artık öleceğimi düşünmeye başlamıştım. Son bir güç ile, boğuşma yüzünden yere düşerek kırılan vazo kırıklarından bir parça alarak adamın boğazını kestim. Boğazından kanlar fışkırırken göğsündeki kanamada halâ durmamıştı. Adam acı ile boğazını tutarken kalkarak yukarı koşmaya başladım. Nefessiz kaldığım için başım dönüyor ve hızlı hareket edemiyordum. Öksürmeme engel olamıyordum. Bu durum işimi oldukça zorlaştırıyordu. Nihayet merdivenleri çıkmıştım. Hızla odama girip kapıyı kilitledim. Adam kapıyı kırmaya çalışırken hızla koşup pencereyi açtım. Atlamak istiyordum ama çok yüksekti ve yüksekten çok korkardım. Bir anda aklıma Boysan geldi. Belkide beni aşağıdan tutabilirdi. Hemen olağanca sesimle bağırdım. Bir kaç saniye sonra Boysan pencerenin önüne geldi.

- Belçin atla çabuk.

- Tut beni.

- Tamam hadi.

Boysan aşağıda kollarını açarak beklerken. Kapı bir anda kırdı. Panik ile bacağımın birisini dışarı attım ama adam saçlarımı kavrayarak beni tekrar içeri çekti. Yere düşmem ile beni kaldırıp karşı duvara fırlatması bir olmuştu. Acı ile yerde kıvranırken cebinden bir bıçak çıkartarak boğazıma dayadı. Korkum iyice artmıştı. Adam boğazımı kesmek yerine beni yine saçlarımdan tutarak bu seferde aşağı indirmeye çalışıyordu. Burdan aşağı inmemem gerektiğini biliyordum. Bu yüzden Abçar'ın öğretmiş olduğu hareketlerden birini yapmaya karar verdim. Boğazımdaki bıçağı uzaklaştırarak adamın boğazına yumruk attım. Yumruğum ile kısa süreliğinede olsa nefesi kesilmişti. Bunu fırsat bilerek hemen elinden kurtulup tekrar pencerenin önüne gitmiştim ama Boysan ortalıkta yoktu. Seside kesilmişti. Ona ne olduğunu merak etmeye başlamıştım. Beni asla bırakıpta gitmezdi. Kesin başına bir şey gelmişti. Burdan kurtulmaktaki tek umudum Boysan'dı ve şimdi ona da bir şey olmuştu. Boysan olmadan atlamaya karar vererek kendimi camdan aşağı fırlattım ama adam beni ceketimin yakasından yakalamıştı. Bırakması için çırpınıyordum ama o beni çoktan geri içeri çekmişti. Suratına bir tane tekme atarak yatağıma yöneldim. Yastığımın altında her zaman bir tane sustalı bulundururdum. Hemen onu alarak bıçağı açtım. Üzerime atlayan adamın her yerine savurmaya başladım. Neresine geldiğine dikkat etmeden her yerine sapladım bıçağı ama adama hiçbir şey olmuyordu. En sonunda bıçağı boynuna saplayarak banyoya koştum ve kapıyı kilitledim. Adam bu seferde banyo kapısını açmaya çalışıyordu. Panik ile ne yapacağımı düşünürken aklıma telefonum geldi. Hemen cebimden çıkarıp acmaya çalıştım. Ekranı kırıklar ile doluydu ama neyseki halâ çalışıyordu. Hemen Abçar'ı aramaya karar verdim. Telefon çalmaya başladı ama açılmadı. Adam halâ kapıyı zorluyordu. Hiç konuşmuyor olması dikkatimi çekmişti. Sadece hırlamaya benzer sesler çıkartıyordu. Kapı gitgide daha çok esniyordu kırılmak üzereydi. Panik ile tekrar Abçar'ı aradım neyseki bu sefer telefon açılmıştı.

- Söyle velet.

- Abçar yetiş saldırıya uğradım.

- Nerde?

- Evde. O adam burda lütfen hızlı ol. Boysan'a birşey yaptılar. Sanırım yalnız değil lütfen hızlı ol.

Abçar'ın cevabını duyamamıştımki kapı birden kırıldı. Korku ile çığlık attım. Abçar'ın telefondan adımı haykırmasını duyabiliyordum ama cevap veremiyordum. Telefon elimden düşmüştü. Adam beni kollarımdan tutarak ayağa kaldırıp duşa kabine fırlattı. Sert bir şekilde çarptığım için duşakabinin büyük camları komple paramparça olmuştu. Cam parçaları vücuduma saplanmıştı. Acısını ve vücudumdan sızan kanları hissedebiliyordum. Ben daha yerimden kalkamadan adam beni tekrar kaldırıp bu seferde duvardaki aynaya firlatmıştı. Bütün kemiklerim acıyordu. Ayakta durmaya mecalim yoktu ama direnmem gerekiyordu. Yerimden kalkamadan adam beni tekrar kaldırmaya çalışıyorduki bir anda ağırlı üzerimden kalkmıştı. Ben daha ne olduğunu anlamamıştımki adam bir anda banyonun diğer tarafına savrulmuştu. Başımı kaldırıp baktığımda Boysan'ı buldum karşımda. Ona birşey olmaması beni mutlu etmişti ama görüntüsü beni korkutmuştu. Her yerinden kanlar sızıyordu. Bana aldırış etmeden tekrar adamın üstüne atıldı. Aynı zamanda da konuşmaya başladı.

- Belçin kaç çabuk. Başkalarıda gelmek üzeredir. İzini kaybettir hemen hadi.

- Seni öldürürler.

- Bırak şimdi beni çabuk söylediğimi yap hadi.

Boysan adeta kükremişti. Ağlamaya başlamıştım. Onu burda bırakmak istemiyordum. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Bir anda aklıma ejder bıçağı geldi. Yolculuktan döndüğümüzde kılıfına koyup dolabıma saklamıştım. Hızla yerimden kalkıp dolabıma gittim. Bıçakların olduğu çantanın fermuarını açmıştımki birisi arkamdan beni tutup sürüklemeye başladı. Hızla yönümü döndüğümde başka bir adam buldum karşımda. Her yeri kanlar içindeydi. Sanırım Boysan ile boğuşmuştu. Vücudumda adrenalin patlaması yaşanıyordu adeta. Hiçbir acıyı hissetmemeye başlamıştım ve vücudum güç kazanmıştı. Daha fazla kaçarak dövüşemezdim bu yüzden karşımdakinden kurtulana kadar kaçmamaya karar verdim. Yumruğumu sıkıp var gücümle yüzüne bir tane yumruk attım. Darbe ile afallayan adamın bu seferde üzerine atlayarak yere düşürdüm. Boğazını sıkmaya başladım ama gücüm yetmiyordu. Adam ellerimi tutarak boğazından çekmişti. Kendimi çok zorluyordum.Bir anda ne olduğu anlamamıştım ama ellerim yanmaya başlamıştı. Bir süre sonra tırnaklarım büyüdü ve ellerim birer pencereye dönüştü. Dönüştüğümü düşünerek heyecanlanmıştım ama sadece pençelerim vardı. Bu kadarı bile beni mutlu etmişti. Var gücüm ile adamın yüzüne bir tane pençe attım. Asla sesini duymadığım adam birden acı ile bağırmıştı. Sanırım pençe bıçaktan daha çok acı veriyordu. Adamın afallamasını firsat bilerek dolabın önünde duran çantadan ejder bıçağını çıkarttım. Birden arkama dönerek üzerime atlamaya çalışan adamın göğsüne sapladım. Adam acı ile haykırırken bıçağı çıkartıp bu seferde boğazına sapladım. Adam bağırmaya bile firsat bulamadan yere yığıldı. Sanırım ölmüştü. Bir anda açık olan camdan içeri iki adam daha girdi. Nerden geldiklerini ve daha kaç tane olduklarını merak etmeye başlamıştım. Adamlar bana ulaşmadan hemen banyoya koştum ama içeri giremeden birisi bacağımdan beni yakalamıştı. Yere düşerken ejder bıçağı elimden kayıp yerde boğuşan Boysan'ın yanına sürüklendi. Neyseki şans bizden yanaydı. Benimde amacım bıçağı Boysan'a ulaştırmaktı.

- Boysan.

Boysan gözlerini bana çevirdiğinde yerde duran bıçağıda görmüştü. Beni bacağımdan yakalayan adam dışarı sürüklerken Boysan bıçağı almış ve üstündeki adamın boğazına saplamıştı. Acı dolu bir çığlıkta kel adamın ağzından dökülmüştü. İki adam beni sürüklerken Boysan adamlardan birinin üzerine atlayıp öldürmeye çalıştı ama adam direniyordu. Ben bacağımdaki elden kurtulmaya çalışırken odanın kırık kapısından iki adam daha gelmişti. Artık ümitlerim tamamen sönüyordu. Tek temennim Boysan'a zarar gelmemesiydi. Üç adama birden direnemeyerek merdivenlerden aşağı indirilmeye başlamıştım. Son gücümle direniyordum ama fayda vermiyordu. Bir anda kulağım büyük bir gürültü ve uluma ile doldu. Başımı birden kırılan kapıya çevirdiğimde ne olduğunu bile anlamamıştım. Büyük siyah bir kurt üzerimize atlayarak adamlara saldırıyordu. Mutluluktan ağlamak istiyordum. Abçar nihayet yetişmişti. O iki adamla boğuşurken birisi halâ beni sürüklemeye uğraşıyordu. Ben daha bir şey yapamadan Boysan koşarak gelip adamı üzerimden almıştı. Abçar adamlardan birini çoktan boğmuş ve kafasını koparmıştı. Diğerini öldürmeye çalışırken Boysan'da ejder bıçağını karşısındaki adamın boynuna saplamıştı. Adam acı ile yere yığılırken Abçar sağ kalan son adamında kafasını kopardı.

Bacaklarım artık beni taşımıyordu. Adrenalin bittiğinde bütün acılarım ve korkum günyüzüne çıkmıştı. Boysan yanıma gelip beni koltuğa kadar yürüttü. Kendimi koltuğa attıktan sonra boşluğa bakmaya başladım. Konuşmak istiyordum ama sanırım şoka girmiştim. Dilim tutulmuştu kelimeler ağzımdan çıkmıyordu. Boysan Abçar'a dönüp konuşmaya başladı.

- Sen burada Belçin'le kal ben sana arabadan kıyafet getiriyim.

Ardından bana bakıp birkaç saniye öylece kaldı. Halâ konuşamıyordum. Boysan daha fazla beklemeyerek kırık kapıdan dışarı çıktı. Birkaç dakika sonra elinde spor bir çanta ile geri geldi. Abçar çantayı çenesine kıstırıp mutfağa gitti. Boysan tekrar yanıma gelip oturdu.

- İyimisin?

Halâ konuşamıyordum ama duygularımı yavaş yavaş tekrar kazanmaya başlamıştım. Kendimi tutamayarak ağlamaya başladım. Boysan kollarını bana sararak bir şey söylemeden bekledi. Ağlamam gitgide daha çok artıyordu. Hıçkırıklarıma engel olamıyordum. Birkaç dakika sonra Abçar'ın sesi ile Boysan'dan ayrılıp dikkatimi ona verdim.

- Alo Tarkat! Ben Abçar... Boysan'ın telefonundan aramak zorunda kaldım. Belçin saldırıya uğradı çabuk kızların evine gel... evet iyi biraz yaralanmış ama neyseki Boysan yanındaymış. Tamam bekliyorum.

Abçar konuşmasını bitirdikten sonra ışığı açıp yönünü bana döndü. Sert bakıyordu ama bakışlarındaki hüznü görebiliyordum. Neyseki anlayış gösterip konuşmamıştı. Birkaç dakika içinde kapıda duyduğum ses ile bakışlarımı kapıya çevirdim.

- Abi burada ne oldu böyle?

Tunga şaşkınlık ile içeri girerken peşinden Burkay ve Pars'ta girmişti. Hemen arkalarındanda kızlar gelmişti. Hepsi dehşete kapılmış bir şekilde evin içindeki harabeye bakıyordu. Mayda'nın gözleri beni bulduğunda koşarak yanıma geldi.

- Belçin iyimisin? Ne oldu sana böyle.

Mayda'dan sonra Laçin ve Bike'de hızla yanıma geldiler. Boysan yanımdan kalkıp yerini kızlara bırakmıştı. Herkes şoka girmiş bir şekilde beni izliyordu. Sanırım berbat görünüyordum.

- İyiyim.

Nihayet şoktan çıkmıştım. Dilim çözülmüştü. Tunga yine merak ile konuşmaya başladı.

- Ne oldu burda?

Sorusunu ortaya atmıştı. Ben cevap veremeyerek bakışlarımı Boysan'a çevirdim. Bakışlarımdan anlamış olacak ki konuşmaya başladı.

- Belçin'e saldırdılar.

- Kim saldırdı?

- İtbaraklar.

Bu sefer cevap Abçar'dan gelmişti. Tahmin ettiğim gibi onlar itbaraktı.

- Ama ölüler insan. Bu nasıl oluyor?

- Bir yolunu bulup sınırı geçmişler. Bununlada kalmayıp insan suretine kavuşmanın da bir yolunu bulmuşlar.

Abçar aramızdaki en bilgili ve tecrübeli kişi olarak konuşuyordu.

- Peki ama itbarak olduklarından nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?

Bu sefer soru soran kişi Burkay'dı. Kafası karışmış görünüyordu.

- Kanlarının tadından.

Abçar daha konuşmadan Pars cevap vermişti. Herkes ona merak ile bakıyordu. Pars daha fazla kimseyi bekletmeden konuşmaya başladı.

- Daha önce itbarak öldürdüğü için kanlarının tadına ve kokusuna âşinâ.

- Yani kanlarınımı içmiş?

Burkay sessizce Pars'ın kulağına eğilerek sormuştu sorusunu. Abçar'dan korktukları kesindi bu yüzden istedikleri gibi konuşamıyorlardı. Abçar sorusunu duymuştu ama sesini çıkartmadı. Pars aynı sessizlik ile cevap verdi.

- Hayır tabikide Burkay. Kurt formunda öldürmüş onları. Ağzı ile yani.

Burkay geçte olsa anlamıştı. Abçar kısık gözler ile Pars'ı izliyordu. Daha fazla beklemeden konuşmaya başladı.

- Sen nerden biliyorsun bunları?

- Ölüleri inceledim. İkisi bir kurt tarafından boğulmuş.

Abçar kısık gözler ile bir süre daha Pars'ı inceledi. Kesin onu gözüne kestirmişti. Kafasındaki düşünceleri anlamıyordum ama yakında öğrenirdim. Birkaç saniye içinde kapıdan Tarkat ve Ülgen girdi. Tarkat hemen ölü adamların yanına giderken Ülgen Boysan'ı incelemeye başladı.

- İyimisin oğlum?

- İyiyim.

Ülgen Boysan'dan cevap aldıktan sonra yönünü hemen bana döndü. Mayda yerinden kalkıp Ülgen'in oturması için yer açtı. Ülgen dolu gözler ile beni izledikten sonra hiçbir şey sormadı. Sadece sıkı sıkı sarıldı. Ülgen'i seviyordum. Her zamanda sevmiştim. Bana iyi geliyordu. Tarkat ölü incelemesini bitirdikten sonra yanımıza gelerek konuşmaya başladı.

- Ne oldu? En başından tane tane anlatın.

Boysan anlatmaya başladı benim anlattığım takip olaylarını ve yukarda yaşadıklarını. Evin arkasındaki ormanlık alanda adam ile yaşadığı boğuşmayıda anlatmıştı. Tarkat herşeyi dinledikten sonra yönünü bana dönerek tekrar konuşmaya başladı.

- Boysan yokken içeride ne oldu?

Enerjimi toplayarak bende herşeyi anlattım. Ülgen ikimizide dehşetle dinlemişti. Kızlarda öyle. Burkay ve Tunga ise yetişemedikleri için talihlerine kızıyorlardı. Tarkat herşeyi dinledikten sonra konuşmaya başladı.

- Buraya gelirken gözüme birkaç kişi takıldı. Bu sokaktalar ve halâ Belçin'i gözetliyorlar. Düşündüğümüzden daha kalabalıklar.

- Ne yapıcaz peki?

Boysan herkesin adına sormuştu. Cevap veren taraf Abçar oldu.

- Belçin'i kimseye farkettirmeden ortadan yok edicez.

- Nasıl?

- Benim bir planım var.

Abçar yine kendi bildiğini okuyacak gibi duruyordu ama ona güveniyordum. Herkes ona imrenerek bakmakta haklıydı. O tam bir görev askeriydi.

Bölüm sonu

4 yorum