Burkay...
Bu ödev işi hiç hoşuma gitmemişti. Belçin bunu bilinçli yapmıştı biliyordum. Belkide bizim tekrar barışıp eskisi gibi olacağımızı düşünmüştü ama bu asla olmıyacaktı. Laçin ile yollarımız hiç birleşmemiş bile olsa tamamen ayrılmıştı. Laçin'e kırılmıştım ama söylediklerinde haklıydı. Ben bencillik edip sadece kendimi düşünmüştüm. Onun rahatsız olmasını umursamamıştım ama acı bir şekilde de olsa onun ne kadar rahatsız olduğunu anlamıştım. Bu yüzden o gece kendime bir söz verdim. Bu defteri bir daha açılmamak üzere tamamen kapatmıştım. Okul çıkışı eve dönmem gerekiyordu. Annem bu gün erken gelmem konusunda uyarmıştı. Bu yüzden Laçin'i de davet etmek zorunda kalmıştım. Ev yaşantım belkide hiç hoşuna gitmiyecekti ama artık umrumda da değildi.
Diğer araçların hepsi dolu olunca mecburen kızların arabası ile gitmek zorunda kalmıştık. Laçin evin yolunu bilmediği için sürücü koltuğuna ben geçmiştim. Laçin'de ön koltukta yerini aldıktan sonra aracı çalıştırdım. Yola çıktıktan sonra bir süre ikimizde konuşmadık. Uzun süren sessizliği bozan taraf Laçin olmuştu.
- Evin nerde?
- Fazla uzak değil. Varmış oluruz birazdan.
Laçin anladığını belli eden bir baş hareketi ile karşılık vermişti. Bakışlarını üzerimde hissediyordum ama yönümü ona dönmek istemiyordum. Herkes ona karşı olan tavırlarımı küslük olarak algılasada işin aslı böyle değildi. Ondan uzak duruyordum çünkü kendimi buna alıştırmam gerekiyordu. Bunu başka bir şekilde yapamıyacağım için bu yolu tercih etmiştim.
- Annen ve babanın haberi var mı? Rahatsız olmasınlar.
- Yok.
- Haber ver o zaman belkide hoşlarına gitmez.
- Gerek yok.
Histen yoksun ve soğuk sesim yüzünden olacak ki Laçin tekrar bir şey söylemedi. Bir süre daha yol gittikten sonra evin önüne gelmiştik. Ailem fazla gelire sahip olmadığı için ara sokakta bir apartman dairesinde oturuyorduk. Arabayı park ettikten sonra Laçin'in arabadan inmesini bekledim. Yanıma geldiğinde konuşmadan içeri girdim. İki kat çıktıktan sonra kapının önüne geldik. Zile bastıktan birkaç saniye sonra kapı açıldı.
- Abiii! Hoşgeldin.
Kız kardeşim her gün yaptığı karşılamayı bu günde yapmıştı. Neşe ile kucağıma atladıktan sonra gözleri Laçin'in üzerinde takılı kaldı. Evimize asla misafir gelmezdi. Bu yüzden olacak ki fazlasıyla şaşırmıştı. Daha fazla kapıda beklemeden içeri girdik. Laçin oldukça çekingen bir şekilde salona geçip oturduktan sonra bende geçip bir koltuğa oturdum. Laçin gülümseyerek kız kardeşime bakıyordu. Kardeşim ise onu merakla izliyordu.
- İsmini öğrenebilirmiyim?
- Çilay.
- Memnun oldum. Bende Laçin.
Kız kardeşim utangaç bir şekilde gülümsedikten sonra meraklı sorularını sormaya başlamıştı.
- Sen kimsin?
- Abinin arkadaşıyım.
Çilay yine utanarak kıkırdamıştı. Çilay on bir yaşındaydı. Aşina eğitimi almak için daha bir yılı vardı. Bu yılda normâl okuluna devam ediyordu. Çocuk yaşına rağmen evin bir çok işini o yapıyordu. Evde oturmaktan canı sıkıldığı içinse benim eve gelmemi dört gözle bekliyordu. Onu yatılı okula yazdırmayı düşünüyordum ama bana evde çok yardımcı oluyordu. Benim işlerimin olduğu zamanlarda anneme arkadaş oluyordu. Bu yüzden yatılı okul meselesini askıya almaya karar vermiştim.
- Abi, annem odasında seni bekliyordu.
Çilay'ın cümlesi ile düşüncelerimden sıyrılmıştım. Normâlde gelir gelmez annemin yanına giderdim ama Laçin'e ayıp olmaması için bu gün gitmemiştim.
- Tamam.
Çilay cevabımdan sonra odasına gitmişti. Bende yönümü Laçin'e dönerek konuşmaya başladım.
- Sende gelmek istermisin?
Laçin başını olumlu anlamda salladıktan sonra yerinden kalkarak yanıma geldi. Salondan çıkıp koridorun en sonunda olan annemin odasına gittik. Kapıyı tıklattıktan sonra içeriden cılız bir şekilde gelen "gel" komutundan sonra kapıyı yavaşça açıp içeri girdim. Laçin'de beklemeden hemen ardımdan içeri girmişti. Annem her zamanki pozisyonunda yatağında yatıyordu. Hemen yanında çalışan kalp cihazı ile hayata tutunmaya çalışıyordu. Ağzına takılı olan solunum cihazını çıkartıp gülümseyerek bana baktı. Ardından gözleri Laçin'e kaydı. O da ilk defa benim bir arkadaşım ile tanışıyordu. Tunga ve Boysan'ı çok eskiden beri bildiği için onları saymıyordum. Yavaşça yanına ilerleyip yatağının bir köşesine oturdum. Boşta kalan sandalyeyi de Laçin'in oturması için yanıma çektim. Ürkek hareketler ile yaklaşıp yanıma oturdu. Şaşkın bir şekilde anneme bakıyordu. Ona bu zamana kadar ailemden hiç bahsetmemiştim. Ne bir kız kardeşim olduğunu biliyordu ne de annemin rahatsızlığını. Annem sol elinde tuttuğu solunum cihazını arada bir burnuna tutup nefes alıp ardından geri çekiyordu. Laçin ile tanıştıktan sonra kuşku dolu gözler ile bana bakıp konuşmaya başladı.
- Oğlum baban kaç gündür ortalıkta görünmüyor. Bir arayıp soruştursan. İyice merak ettim.
- İlk defa kaybolmuyor anne. Alışkınız nasıl olsa illaki çıkar bir yerden. Merak etme.
Babam hiçbir zaman eve gelmezdi. Ne annemi nede bizi asla önemsemiyordu. Annem bu duruma çok üzülüyordu. Çoğu zaman sırf annem merak etmesin diye babamı bir yerden bulup zorla eve getiriyordum. Annem olmasa umrumda bile olmazdı oysaki. Annem bilerek gelmediğini bildiği halde yinede telaşlanıyordu.
- Olsun oğlum yinede çıkıp bak. Başına birşey gelmesin.
Reddedipte annemi kırmak istemediğim için istemeyerekte olsa başım ile onayladım. Biz babamsız daha mutluyduk ama annem ısrarla onuda ailede tutmaya çalışıyordu. İsteksiz bir şekilde yerimden kalkarak yönümü Laçin'e döndüm.
- Sen annemin yanında kalabilirmisin?
- Kalırım.
- Tamam. En geç yarım saate dönerim.
Laçin başı ile onayladıktan sonra hızla dışarı çıkıp arabaya bindim. Nerede olduğunu zerre bilmiyordum. Sadece daha önce bulduğum bir kaç yere bakıp bulamazsam hemen geri dönecektim. Babamın nerde ne yaptığı zerre umrumda değildi ama annemin fazla vakti kalmamıştı. Bunu biliyordum. Annem daha fazla üzülmesin diye babam umrumdaymış gibi yapıyordum sadece. Bu günde bu rolü devam ettirmek zorundaydım.
***
Laçin...
Burkay evden ayrıldıktan sonra ne yapacağımı bilemeyerek sesszice beklemeye başladım. Annesinin rahatsızlığından haberim yoktu. Daha doğrusu ailesi ile ilgili hiçbir şeyden haberim yoktu. Aile içi sorunlarını bana hiç yansıtmamıştı. Burkay bana hep umursamaz görünmüştü. Yüzüne adeta görünmez bir maske takmıştı ama şuan omuzlarındaki yükün farkına varmıştım. Annesi konuşamıyacak kadar yorgun ve hastaydı. Bu yüzden bende konuşup onu daha fazla yormak istemiyordum. Yaklaşık bir saat kadar sonra kapı çaldı. Hızla gidip kapıyı açtığımda gelenin Burkay olduğunu
gördüm. Tek başına gelmişti. Sanırım babasını bulamamıştı.
- Annem nasıl?
- İyi. Seni bekliyor.
Burkay beklemeden annesinin yanına gitti. Bende ne yapacağımı bilemeyerek onu takip ettim. Burkay içeri girerken annesi heyecan ile solunum cihazını çıkarttıktan sonra sordu.
- Buldun mu?
- Buldum anne.
- Nerdeymiş? Niye gelmedi?
- Gayet iyi merak etme. Gelmek istemiyormuş. Hadi uyu artık sen.
Burkay annesinin başına bir öpücük kondurduktan sonra solunum cihazını geri takıp çıkışa yöneldi. Annesi hayal kırıklığı ve üzüntü ile gözlerini kırpıştırmıştı. Bende Burkay'ın peşinden hemen odadan çıktım. Burkay salona geçip oturdu. Yüzüme bakmıyordu. Düşünceli bir şekilde gözlerini halıya dikmiş öylece duruyordu. Bir süre böyle durduktan sonra gözlerini halıdan kaldırmadan konuşmaya başladı.
- Kusura bakma. Ödevi bugün yapamıyacağız anlaşılan. Ben seni evine bırakayım.
- Burkay! Biraz konuşabilirmiyiz?
- Konuşacak bir şey yok. Gördüğün gibi işim başımdan aşkın.
Farkındaydım belkide hiç uygun bir zaman değildi ama bugün konuşmazsam bir daha konuşamazdım. Ne yapıp edip Burkay ile aramız düzeltmeliydim. Belki artık istemiyordu ama en azından bir özür dilemeliydim. Hemen gidip yanına oturdum. Konuşmaya nerden başlasam bilmiyordum. Bu yüzden aklıma gelen ilk şeyi söyledim.
- Özür dilerim.
- Asıl ben özür dilerim.
Burkay'ın özür dilemesi beni çok şaşırtmıştı. O bana birşey yapmamıştı oysaki. Kafa karışıklığımı gidermek için sordum.
- Sen neden özür diliyorsun?
- Bencillik ettim. Bunca zaman sadece kendi duygularımı düşündüm. Senin ne kadar rahatsız olduğunu fark edemedim.
- Burkay rahatsız olduğum falan yok.
- Belkide başkası vardı hayatında. Benim yüzümden olmadı. Ben sadece kendimi düşünerek senin mutluluğuna engel oldum.
- Burkay!
Burkay bana aldırış etmeden konuşuyordu. Söylediklerimi dinlemiyordu bile.
- Ama artık emin olabilirsin. Hayatından temelli çıktım. Bu ödev de bittikten sonra mecbur olmadıkça seninle muhatap olmıcam.
- Burkay! Susup beni dinliyecekmisin artık?
Burkay gözlerini halıdan çekmeden sessiz kaldı. Bu hareketini olumlu bir cevap olarak algılayarak konuşmaya başladım.
- Burkay, benim kafam çok karışıktı. Senin duygularının geçici olduğunu düşünüyordum.
- Sekiz sene oldu Laçin. Düşündüğün gibi olsaydı sencede çoktan bırakmazmıydım peşini?
- Haklısın. Her şeyi düşündüm ama bunu düşünemedim işte. Ben hep sorumluluk ile büyütüldüm Burkay. Annem ve babam görev insanlarıydı ve benimde böyle olmam için çok baskı yaptılar. Ben senin gibi sorumluluklarımın arasında eğlenmeyi bilmediğim için seni yanlış anladım ama artık eğlenmeyi denemek istiyorum.
- Yani?
- Yani, ben o çocuk oyunu başkasıyla oynamanı istemiyorum.
Burkay cümlem bittikten sonra başını bir anda halıdan kaldırıp kaşlarını çatarak beni izlemeye başladı. Bakışlarından söylediğim cümleyi algılayamadığını anlamıştım. Onu daha fazla bekletmemek için tekrar konuştum.
- Ben artık bu işin sonunu düşünmek istemiyorum. Sadece yaşamak istiyorum. Bana bir şans verirmisin?
Burkay ifadesini bozmadan sadece yüzüme bakıyordu. Gözlerini dahi kırpmıyordu. Yüzünde adeta bir şok ifadesi vardı. Heyecanla cevap bekliyordum. Uzun bir süre geçmesine rağmen Burkay halâ hareket etmemiş birşey söyliyememişti. Yüzüne ondan cevap beklediğimi belli etmek adına daha dikkatli bakmaya başladım. Birkaç saniye daha izledikten sonra Burkay'ın gözünden bir damla yaş düştünü gördüm. Bu durum benim içimi parçalamıştı. Yok yere onun kalbini kırmıştım. Onun bu kadar üzülmesine neden olmuştum. Bunları düşününce dayanamadım. Bir damla yaşta benden aktı. Daha fazla uzatmak istemediğim için Burkay'ın boynuna kollarımı doladım. Birkaç saniye sonra Burkay'da sarılmama karşılık vermişti. Kendimi uzun zaman sonra ilk kez mutlu hissediyordum. Burkay'a hep karşılık vermek istemiştim ama mantığım buna engel olmuştu. Bundan sonra ne olacağını düşünmek istemiyordum. Yaşayıp öğrenmek daha güzel olacaktı. Burkay bana daha önce defalarca söylemişti ama ben hiç söylememiştim. Mağdem artık her şey karşılıklıydı bu cümleyide söylemem gerekiyordu.
- Seni çok seviyorum.
Halâ sarılıyorduk bu durum daha güzeldi çünkü yüzüne baksaydım utanabilirdim. Söylediğim cümle ile Burkay'ın vücudunun kasıldığını hissediyordum. Sanırım benden böyle bir cümle duymayı beklemiyordu. Başını biraz oynatarak dudaklarını kulağıma getirdi. Ardından kısık sesle fısıldadı.
- Bende seni çok seviyorum.
Kendimi hafiflemiş hissediyordum. Kimseye anlatmasamda Burkay ile aramda olan durum uzun süredir canımı sıkıyordu. Ona karşılık vermek istiyordum ama kalbimin kırılmasından korkuyordum. Onu uzak tutmaya çalışıncada üzülüyordum. Bu belirsizliğe bir son vermek beni oldukça mutlu etmişti. Sonu ne olursa olsun asla pişmanlık duymıyacaktım.
Kendimizi toparladıktan sonra Burkay annesine bakıp sonrada kız kardeşine gideceğini söylemişti. Ardından tekrar salona gelip ceketini aldı. Bende eşyalarımı aldıktan sonra evden ayrılıp yola koyulduk. Burkay ile ailesi hakkında konuşmak istiyordum ama bunu bugün yapmıyacaktım. Mutluluğunun bölünmesini istemiyordum. Hem belkide anlatmaktan hoşlanmıyacaktı. O hazır olana kadar bu konuyu boşvermeliydim. Bu yüzden Sesimi çıkartmadan yolu izlemeye başladım.