İçeriğe geç

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 26 · 8 dk okuma

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 26

Bozkurt

Sabah yine erkenden uyandık. Çadırları ve eşyalarımızı toplayıp, konservelerimizi yedikten sonra tekrar yola çıktık. Kızlara dün gece olanları anlatmaya karar verdim. Önce Yalım ile olan konuşmamdan başladım.

- Yılışık şey yaaa. Hemen yanlış anlamış.

- Bence yanlış anlamamış bilerek yapmış.

Mayda'nın yorumuna Bike'de kendi yorumunu eklemişti. İkisininde yorumları oldukça doğruydu.

- Hata sende Belçin. Yılışığın teki olduğunu biliyorsun böyle bir cümle kurmamalıydın.

Laçin'in beni suçlu bulması canımı sıksada haklıydı. Sanırım Yalım'a karşı konuşmalarımda daha dikkatli olmam gerekiyordu. Bu konuyu kapattıktan sonra Boysan ile olan konuyu anlattım. Çünkü kafam çok karışmıştı. Ne demek istediğini tam olarak anlayamamıştım. Kızların yorumuna ihtiyacım vardı.

- Doğru söylemişsin. Gerçektende ayı. Gelip hislerini doğru düzgün konuşmak yerine böyle kıro gibi davranması çok yanlış.

Mayda'nın cümlesi gerçekten doğruydu. Neden gelip benimle doğru düzgün konuşmuyordu?

- Belkide bir şey hissetmiyordur.

- Hissetmeseydi kıskanmazdı.

- Belkide amacı sadece Yalım'ın yoluna taş koymak.

- Öyle olsaydı Pars'tan da kıskanmazdı. Attan indirirken nerdeyse dövecekti çocuğu.

- Bir şeyler hissetseydi açık açık konuşurdu Mayda.

Laçin ve Mayda'nın tartışması kafamı daha çok karıştırmıştı. Mayda'nın yorumlarına inanmak istesemde Laçin oldukça mantıklı konuşmuştu. Belkide tek amacı Yalım'ın yoluna taş koymaktı. Beni sadece kullanıyordu.

- Herkes aynı değildir Laçin. Burkay her şeyi açık açık konuşuyor olabilir ama bu Boysan'ın da böyle olması gerektiği anlamına gelmez. Belkide çekiniyordur.

Bike'nin yorumu herkesin sessizleşmesine neden oldu. Bende anlattığıma pişman oldum. Çünkü kafam daha çok karışmıştı. Susarak konuyu kapatmaya karar verdim. Su iye'sini gördüğüm göle çok az kalmıştı. İçimi bir heyecan kaplamıştı. Acaba gerçekten bana yardım edebilecekmiydi. Biraz daha ilerleyince artık durmamız gerektiğini anlayarak Tarkat'ın yanına gittim.

- Efendim benim göle gitmem gerekiyor.

- Neden?

- Kam'ın da haberi vardı. Su iyesi ile konuşmam lâzım.

- Tamam ama yanına birilerinide al tek başına gitme biz sizi burada bekliyeceğiz.

Konuşmamızın ardından diğerlerine mola emrini verdi. Bende yanıma kızları almayı düşündüm ama Burkay, Laçin'in yanındaydı. Mayda ise Tunga'nın eğer onlara haber verirsem diğerleride gelecekti ve ben hepsine halâ küstüm. Boysan yalnızdı ama onunlada gitmek istemiyordum. Akay ise Aybar ile sohbet ediyordu. Aklıma Bike geldi olayı anlattığımda göremediği için çok üzülmüştü. Hemen yanına koştum.

- Bike benimle göle gelirmisin? Su iye'si ile konuşmam lâzım.

Bike heyecanla ellerini birbirine vurarak cevap verdi.

- Tabikide gelirim ama sadece ikimizmi gidicez?

- Evet diğerleri gelsin istemiyorum.

- Ama orman çok tehlikeli Belçin. İkimizin gitmesi riskli olur. Hem yoluda bilmiyoruzki. Geçen gün gölü Tunga bulmuştu.

- Bizde oradaydık Bike beraber döndük gölden hatırlasana.

- Ben yolu hatırlamıyorum ama sen hatırlıyormusun?

- Bende hatırlamıyorum.

- Napıcaz peki?

Uzun bir süre düşündükten sonra Boysan'a sormaya karar verdim ama kesin o da gelmek istiyecekti. Biraz daha düşündükten sonra gözüm Pars'a takıldı. Her zaman ki gibi yine yalnız başına oturuyordu.

- Gel benimle.

- Nereye?

Bike'nin kolundan çekiştirerek Pars'ın yanına doğru ilerledim. Pars kaşlarını çatarak bizi izlemeye başladı. Sanırım neden geldiğimizi merak ediyordu. Bike utançtan kıpkırmızı olmuştu. Neden bu kadar utandığını halâ anlıyamıyor olsamda boş verip asıl konuya döndüm.

- Sen buraya uzun yıllar sürekli gidip geldin. Buralarda bir göl olması lâzım. Nerde olduğunu biliyormusun?

Pars bir kaç saniye çatık kaşlarla bizi izledikten sonra cevap verdi.

- Evet. Neden sordunuz?

- Bizim o göle gitmemiz lâzım yolunu tarif edermisin?

Pars halâ kuşku dolu gözlerle bizi izliyordu.

- Ne için gideceksiniz?

- Su iyesi ile konuşmam lâzım. Kam söylemişti hani sende ordaydın.

Pars anladığını belli eden bir baş hareketinden sonra yönünü ormanın iç kısımlarına dönüp yolu tarif etmeye başladı. Uzun süre yolu tarif ettikten sonra ekledi.

- Anladınızmı?

Bike'de bende anlamadığımız halde anlamış gibi yaptık. Ziraa rezil olmak istemiyorduk ama Pars anlamadığımızı hemen fark etmişti.

- Sadece ikinizmi gideceksiniz?

- Evet.

Pars yerinden kalkarak yürümeye başladı. Ne yaptığını anlamamıştık. Bir süre ilerledikten sonra arkasını dönerek konuştu.

- E hadi takip edinsene.

Pars'ta mı bizimle gelecekti? Bu kararına çok şaşırmıştım ama bir o kadar da sevinmiştim. Her ne kadar Bike'ye söylemesemde bende korkuyordum. Yanımızda birisinin daha olması iyi olacaktı.

- Ah Pars! Üzümlü kekim.

Bike cümlesini bitirdikten sonra adeta yanımdan fırlamıştı. Bu tabirine kahkahalarla gülmüştüm. Bende hemen peşlerinden gittim ama onlara yetişemeden bir el beni kolumdan tutarak durdurmuştu.

- Nereye?

- Sanane.

- Belçinnn! Nereye dedim?

Boysan kıro hareketlerine devam ediyordu. Cevap vermeden bırakmayacağını anladığım için pes ederek söylemeye karar verdim.

- Göle.

- Tamam. Bende geliyorum.

- İstemez.

- Sana istermisin diye sormadım Belçin. Bende geliyorum.

- Gerek yok yaa. Pars ve benim gibi grupsuz insanlarla yolculuk yapmak senin soylu ve asil kişiliğini rencide edebilir. Biz hallederiz.

Boysan'ın konuşmasına fırsat vermeden hızla yanından uzaklaştım. Çok güzel bir cevap verdiğim için kendimle bir kez daha gurur duydum. Pars ve Bike beni bekliyorlardı. Hemen yanlarına gittim. Zaman kaybetmeden yola koyulduk. Yolculuk boyunca hiç konuşmadık. Bike utandığı için konuşmamıştı. Ben ise konuşmuştum ama ikisindende cevap alamamıştım. Nihayet göle gelmiştik.

- Eee nasıl çağıracağız? İsmiyle falanmı?

Bike'nin sorusu kafamı karıştırmıştı. Gerçekten ismi varmıydı acaba? Sormak hiç aklıma gelmemişti.

- Suya eğilip yüzünü göster ben gelirim demişti.

-E hadi o zaman.

Bike'nin komutuyla suya eğilip beklemeye başladım. Benimle beraber Bike ve Pars'ta suya eğilmişlerdi. Suyun yansımasında bu sefer kendimi görüyordum. Birkaç dakika bekledik ama su iyesi ortalıkta görünmüyordu.

- Neden gelmedi acaba?

- Su iyeleri çekingendir. Kendilerini herkese göstermezler. Bizim yüzümüzden gelmiyor olabilir.

Pars'ın cümlesi beni biraz düşündürmüştü.

- Ama geçen günde başkaları vardı o zaman neden gösterdi kendini?

Pars bilmediğini belli eden bir şekilde dudak büzdükten sonra bakışlarını yine suya çevirdi. Bir süre daha bekledik ama suda hiçbir farklılık olmadı.

- Acaba birde yalnızmı denesem? Siz biraz uzaklaşsanız.

- Tamam ama bir şey olursa hemen seslen. Tamam mı?

- Tamam.

Bike ve Pars gözden kaybolana kadar arkalarından baktım. Ardından yönümü tekrar göle çevirdiğimde korkuyla birden irkildim. Suyun yüzeyinde iki tane su iyesi vardı. Ufak tefek olan birkaç gün önce konuştuğum su iyesiydi. Diğeri ise bedenen ve yaşça daha büyük görünüyordu. Oldukça ciddi bir yüz ifadesi ile beni izliyordu.

- Kusura bakma arkadaşların gitmeden yanına gelemedik.

- Geçen gün gelmiştin ama.

- Önceki karşılaşmamızda ben yalnızdım.

Yanındaki su iyesi yüzünden gelemediğini anlamıştım. Acaba kimdi?

- O bizim liderimiz. Daha doğrusu sadece bu suda yaşayanların lideri. Seninle konuşmak için geldi.

Yönümü ikinci su iyesine çevirdiğimde beni izlemeyi bırakıp konuşmaya başladı.

- Ben Aça. Halkım ve ben uzun süredir seni bekliyorduk. Birkaç gün önce Dalya gelip seni gördüğünü söyledi.

Demek ismi Dalya idi. Keşke bunu daha önceden sorup kabalık etmeseydim ama artık olan olmuştu.

- Sorunundan da bahsetti. Bu konuyla ilgili birkaç araştırma yaptım. Sorunun fiziksel değil ruhsal.

Anlamayarak sordum.

- Nasıl yani?

- Kendini normâl bir insan gibi değil bir kurt gibi hisset. Böyle yaşa. İçinde bastırılmış olan ikinci beden kendini göstericektir.

Aça konuşması bittikten sonra hiçbir şey söylemeden suyun derinliklerinde kaybolmuştu. Kafam karışmıştı ne demek istemişti?

- Eğitim al demek istiyor. Bir kurt gibi.

Dalya anlamadığımı fark edip açıklamıştı. Bu durumda canımı sıkmıştı. Çok heves etmiştim ama elle tutulur bir çözüm yolu bulamamıştım. Beklemekten başka çarem yoktu.

- Sen bana ismini söylemedin.

Oldukça uzun süre düşünmüş olmalıyımki Dalya dikkat çekmek için konuşmaya başlamıştı.

- Belçin.

Cevabıma kocaman bir gülümseme ile karşılık verdi.

- Artık gitmem gerekiyor Belçin. Umarım tekrar görüşebiliriz.

Onunla oturup sohbet etmek istiyordum ama benimde gitmem gerekiyordu.

- Umarım.

Cevabımdan sonra tekrar gülümsedi. Ardından suyun içinde kayboldu. Omuzlarım düşük bir halde yürümeye başladım. Pars ve Bike görünürde yoktu. Geldiğimiz yöne doğru ilerlemeye devam ettim. Arkamdan gelen tuhaf sesler ile arkamı döndüğümde korku ile çığlık attım.

Yaklaşık on iki tane çakal hırlayarak bana doğru yaklaşıyordu. Çakal olduğundanda oldukça şüpheliydim. Çünkü normâl bir çakala göre oldukça büyüklerdi. Korkudan ne yapacağımı bilemez bir halde titremeye başladım. Birden ortamı Boysan'ın gür sesi kapladı.

- Sakın hareket etme!

Boysan'ı göremiyordum ama ayak seslerini duyabiliyordum. Çakallarda dikkatleri dağılmış bir şekilde odaklarını benden çekmişlerdi. Birkaç saniye içinde kulağımı bir kükreme doldurdu ve tam önümde kocaman bir bozkurt belirdi. Korkuyla kendimi yere atmıştım. Ben daha ne olduğunu anlamadan başka bir kükreme daha duyuldu. Görüş alanıma kahverengi bir kurt girdi. Onlar çakallar ile uğraşırken neler olduğunu anlamamıştım. Bir el beni kolumda tutup kaldırmaya çalıştı. Kim olduğunu görmek için başımı kaldırdığımda Bike ile karşılaştım. Sanırım diğer kurtta Pars'tı. Çakallar yaralı bir şekilde kaçarken bende şoktan çıkıp hızla ayağa kalktım.

- İyimisin? Sana bir şey yapmadılar değilmi?

- Yok iyiyim.

Bike endişe ile sormuştu sorusunu. İyi olduğumu duyduğunda rahatlamış gibi bir hali vardı. Gözlerim Boysan'ın üzerindeydi. Kurdu neredeyse benim boyumdaydı. Pars'ın da aynı boyutlarda olduğunu gördüğümde normâl bir kurttan oldukça büyük olduğumuzu anlamış oldum. Daha önce Akay'ı görmüştüm ama bayıldığım için ne olduğunu anlamamıştım. Şimdi daha yakından inceleme firsatım olmuşu. Kendimi tutamayarak ağır adımlarla Boysan'ın yanına gidip elimi vücudunda gezdirmeye başladım. Hareket etmeden beni izliyordu. Onu inceledikçe daha çok hayran kalıyordum. Gözlerine baktığımda göz bebeklerinin değiştiğini fark ettim ama bakışları halâ aynıydı. Soğuk ama bir o kadar da derin. Yavaşça ellerimi başına

götürdüğümde tepki vermedi. Pars'ın hırlaması dikkatimi dağıtmıştı.

- Artık gitmemiz gerek.

Bike'nin uyarısı ile başımı olumlu anlamda salladım. Yürümeye başladığımızda Boysan ve Pars halâ insan formuna dönüşmemişti.

- Neden dönüşmüyorlar?

- Yanımızda yedek kıyafet yokki nasıl dönüşsünler?

Ben bunu neden düşünememiştim? Bir anda kendimi tutamayarak gülmeye başladım. Bir süre sonra Bike'de bana katıldı. Kurt formunda olmasına rağmen Boysan'ın yan bakışlarını görebiliyordum. Bir müddet yürüdükten sonra nihayet mola alanına gelmiştik. Herkes şaşkınlıkla bizi izlerken Boysan ve Pars sırt çantalarını çenelerine kıstırarak ormanın içinde kayboldular. Olan biteni Tarkat ve Avar'a Bike anlattı. Neyseki kızmamışlardı. Bir süre sonra Boysan ve Pars sırt çantalari ile yanımıza geldiler. Molada oldukça

fazla zaman kaybettiğimiz için hemen yola devam ettik.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.