İçeriğe geç

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 1 · 8 dk okuma

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 1

Alfa'nın Doğuşu

Fırat hayatında hiç olmadığı kadar heyecanlıydı. Kalbi göğüs kafesini parçalarcasına çarpıyordu. Heyecan, mutluluk ve korku bütün duyguları aynı anda hissediyordu ama en baskın duygusu korkuydu. Çünkü doğum başlayalı saatler olmuş ama eşi Nur'dan hiç haber alamamıştı. Kimse açıklama yapmıyor onu bilgilendirmiyordu. İçten içe öfkesi kabarmaya başladı. Artık endişe dayanılmaz bir hal almıştı. Nihayet bir hemşire yanına gelerek konuşmaya başladı.

- Eşinizi ve kızınızı odaya aldık. Durumları gayet iyi.

Fırat aldığı haber ile rahatlamıştı. Endişesi ve korkusu yerini sadece mutluluğa bırakmıştı. İçindeki mutluluk ile koşarak eşinin odasına gitti. Kapıyı açıp içeri girdikten sonra hızla eşine sarılıp öperek konuşmaya başladı.

- Nasılsın canım?

Fakat Nur'dan istediği tepkiyi alamadı. Kadın mutlu olmak yerine ağlıyordu. Adam çatık kaşlar ile karısına baktı. Nedenini sordu ama hiçbir cevap alamadı. Nur ağır hareketler ile bebeği işaret ettikten sonra dayanamayarak tekrar ağlamaya başladı. Fırat tedirgin bir şekilde bebeğin yanına gitti. İlk başta ne olduğunu anlamasada bebeğin gözleri dikkatini çekti. Daha önce böyle bir şeyi ne görmüş ne de işitmişti. Tombul yanakları ve yeni doğmuş olmasından dolayı kıpkırmızı olan teninin yanında bebeğin birde gözleri kırmızı idi. Bunun normal olmadığını bilsede umursamadı. Kafasını bebekten kaldırıp yatakta yatan eşine çevirdi. Soran gözler ile kadına bakmaya başladı. Kadın hıçkırıklarını zar zor bastırdıktan sonra konuşmaya başladı.

- Göğsüne bak.

Adam karısının komutu ile bebeğin göğsünü sıyırarak baktı. Gözleri hayretle açıldı. Bebeğin göğsünde bir işaret vardı. İlk başta bunun bir doğum lekesi olduğunu düşündü fakat izin lekeden çok bir dövmeye benziyor olması adamı şüphelendirmişti. Fakat bunuda umursamayarak çatık kaşlar ile yönünü eşine dönüp konuşmaya başladı.

- Ne var yani bunda? Tamam normâl değil ama illaki bir açıklaması vardır. Doktor gelince sorar öğreniriz nedenini.

Kadın ağlamasını yatıştırmaya çalışarak konuşmaya başladı.

- Sorun da o zaten.

- Nasıl yani?

- Doğumdan sonra doktorlar kan aldılar. Laboratuvarda inceleme yaptılar.

- Eee! Devam et.

- Kan sonuçlarından hiçbir şey anlamadılar. Söylediklerine göre insan kanı değilmiş, hatta normâl bir varlık kanıyla bile uyuşmuyormuş.

- Nasıl yani?

- Bilmiyorum. Doktorlar iyice araştırıp bize bilgi vereceklermiş.

Aradan iki gün geçti. Fırat'ta, Nur'da geceleri uyku uyuyamadı. Doktorlar gelip bebekten örnekler aldılar ama kimse bir açıklama yapmadı. Artık taburcu olma vakitleri gelmişti. Nihayet bir doktor açıklama yaptı.

- Aldığımız örnekleri inceledik ama hiçbir sonuca ulaşamadık.

- Anlamadım?

- Yani demek istiyorum ki çocuk insan DNA'ları taşımıyor. Bunun ile birlikte hiçbir canlı varlığın DNA'sını taşımıyor.

- İyi ama bu nasıl mümkün olabilir?

- Bilmiyorum ama artık bu iş bizi aşıyor. Söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Aradan bir hafta geçti. Fırat'ın bebeği götürmediği hastane kalmadı. Yine de hiçbir sonuç elde edemedi. Bu durum hem Fırat'ı hem de Nur'u korkutmuş, bebeğe karşı olan sevgilerini yok etmişti. Bir gece adam karısı ile birlikte bebeği battaniyeye sarıp bir yetimhanenin önüne bıraktı. O geceden sonra ise bir daha bebeğin lafını etmediler.

***

18 yıl sonra...

Yorucu bir günün ardından yine yatığıma uzanmıştım. Yorucu bir gün diyordum ama yine bütün gün yetimhaneden dışarı çıkmamıştım. Günlerden cumartesi idi. Bu sebeple okulada gitmemiştim. Okulu oldum olası hiç sevmemiştim ama yetimhaneden uzaklaşıyor olmak beni biraz olsun rahatlatıyordu bu yüzden hafta içlerini dört gözle bekliyordum.

Hayatımın her anında olduğu gibi odada da yalnızdım. Normalde odaların hepsi dört kişilik olurdu ama kimse benimle aynı odada kalmak istemediği için bana zemin katta tek kişilik bir odayı vermişlerdi. Oldukça ufak bir odaydı ama tek başıma kalıyor olmak hoşuma gidiyordu. İlk zamanlarda yalnız başıma kalmaktan korkmuştum ve neden kimsenin benimle aynı oda da kalmak istemediğini anlayamamıştım ama artık biliyordum. Sebebi benden korkuyor olmalarıydı. Gözlerimin renginden ve tuhaf hareketlerim yüzünden hayatım boyunca hiç arkadaşım olmamıştı. Okulda da, yurtta da, sokakta da insanlar hep çekiniyordu benden. Çocukken de böyleydi. Kimse benimle oynamak istemezdi. Çok ağlardım, çok üzülürdüm bu durumdan dolayı. Fakat ileriki zamanlarda bu yalnızlık hoşuma gitmeye başlamıştı. Çünkü kusurlarımı kimseden saklamak zorunda kalmıyordum. Kusur dediğim şeyler maalesef sıradan ve normâl durumlar değildi. Vücudumda neden olduğunu bilmediğim ve anlam veremediğim şeyler oluyor. Bağzı geceler göğsümdeki dövme yanmaya ve acımaya başlıyor. Sonrasında ise uzun süreli bilinç kaybı yaşıyorum. Sonra birden kendime gelip uyanıyorum, kendimi yerde buluyorum ama neler olduğunu asla hatırlamıyorum. Bu durum ilk on iki yaşımdayken yaşandı. O zamanlar dört kişilik odalardan birinde kalıyordum. Bu yüzden oda arkadaşlarım olaya şahit olmuştu. Bana anlattıklarına göre birden kendimi yere atmışım ve vücudum kasılmaya başlamış. Ardından çığlık çığlığa bağırmaya başlamışım. Hatta bağzılarına göre hırlamaya benzer hayvan sesleri çıkartmışım. Yurt müdiresi sağlık çalışanlarına haber vermiş. Bana müdahale etmeye çalışmışlar fakat onlara saldırmışım. Uyandığım zaman bütün bu olanların hiçbirini hatırlamıyordum. Bu olay birkaç kez daha tekrarlanmıştı. Bu sebeple kimse benimle aynı oda da kalmak istememişti. Bu sebeple on iki yaşından beri tek kalıyordum. Belkide hayatın bana güldüğü tek durum buydu.

Son bir yıldır bu durum daha da farklılaştı. Sancılarımın şiddeti arttı ve nöbet bittikten sonra kendime geldiğimde üzerimdeki kıyafetleri parçalanmış ve vücudumda da kesiklere benzer yaralar buluyorum. Uzun süre önce nöbet geçirdiğimi düşündüğüm için hastaneye gitmiştim fakat doktorlar bana iğrenerek ve korkuyla bakarak başından savmışlardı. Çünkü ne zaman hastaneye gitsem doktorlar bana DNA'mın farklı olduğunu söylüyordu. Bu durum ilk zamanlarda umrumda olmuyordu ama artık kafamı kurcalayan düşünceler vardı. Ben normâl değildim.

Bu yüzden son bir aydır zamanımın neredeyse tamamını yurttaki bilişim odasında, bilgisayarın başında geçiriyordum. Sürekli araştırmalar yapıyorum ama bir sonuca ulaşamıyorum. Göz rengimin farklı olması, göğsümdeki damga, DNA'mın farklılığı ve geçirdiğim nöbetler... bunların hepsinin bir nedeni olmalıydı ama ben hiçbir sonuç bulamıyordum.

Çocukken anneme ve babama çok kızıyordum beni terkettikleri için. Bana bir isim bile koymamış ve beni bir paçavra gibi yurdun önüne bırakmışlardı. Adımı bile yurt müdiresi koymuştu. Söylediğine göre göğsümdeki iz sebebi ile damga anlamına gelen "Belçin" adını vermiş bana. Müdireyi hiç sevmezdim ama ismimi çok seviyordum. Adımı ailemden almış olmayı çok isterdim. Kızmıyorudum artık onlara. Aksine hak veriyordum. Benim gibi bir ucubeden onlarda korkmuş olmalıydı. Kapımın tıklatılması ile daldığım derin düşüncelerden sıyrılmıştım.

- Geel!

- Elçin müdire hanım seni odasına çağırıyor.

- Belçin!

- Anlamadım?

- Adım! Elçin değil Belçin.

Cevap vermeden gözlerini devirerek odadan çıkmıştı. "Sanki ne fark ediyor" der gibi bir hali vardı. Çok şey fark ediyordu "aptal şey" iç sesimi bastırdıktan sonra istemeyerekte olsa yataktan indim. Terliklerimi ayağıma geçirip ağır adımlarla odadan çıktım. Ayaklarım geri geri gidiyordu ama ilerlemek zorundaydım. Bir süre ilerledikten sonra müdire hanımın odasına gelmiştim. Derin bir nefes alarak kendimi olacak olan aşağılamalara ve hakaretlere hazırladıktan sonra kapıyı tıklattım. Birkaç saniye bekledikten sonra içeriden müdire hanımın tok sesi gelmişti.

- Geel!

Ürkek adımlarla içeri girip ardımdan kapıyı kapattım. Müdire hanım önündeki bilgisayar ile ilgileniyordu. Bana hiç bakmadan oturmam için eli ile önündeki koltuğu işaret etmişti. Sesimi çıkartmadan geçip oturdum. Bir müddet benimle değil önündeki bilgisayar ile ilgilendi. Bende bu sırada müdire hanımın hiç sevmediğim içine girdiğimde kendimi huzursuz hissettiğim odasını incelemeye başladım. Basık ve kasvetli bir havası vardı. Odayı incelemeyi bırakıp bakışlarımı müdire hanıma çevirdim. Kısa boylu, hafif toplu, orta yaşlı bir kadındı. Saçlarını her zaman olduğu gibi ensesinde ufak bir topuz yapmıştı. Yaklaşık beş dakika sessizliğimi bozmadan öylece bekledim ama hayatım boyunca hep sabırsız bir insan olmuştum. Daha fazla sabredemeyerek konuşmaya başladım.

- Songül hanım! Daha ne kadar beklemem gerekiyor?

Cümlemi bitirmem ile gözlerini bana çevirmesi bir olmuştu. Sanırım sert ses tonum ve alaycı tavrım hoşuna gitmemişti. Hoş, benim hiçbir hareketim onun hoşuna gitmiyordu zaten. Küçümseyici bakışlar ile beni baştan aşağı süzdükten sonra gözleri tekrar gözlerimi buldu. Her ne kadar rahatsız olsamda bunu belli etmemeye çalıştım. Asla ondan çekindiğimi düşünmemeliydi. Nihayet aramızdaki göz düellosunu bitirip konuşmaya başladı.

- Yine, her zaman olduğu gibi kiminle nasıl konuşman gerektiğini bilmiyorsun.

Uyarıcı bakışları ve sert ses tonunun altında ezilsemde belli etmeden umursamaz tavrıma devam ettim.

- Aksine kiminle nasıl konuşmam gerektiğini çok iyi biliyorum.

- Hayatının geri kalanında benim gibi anlayışlı ve mütevazı insanlarla karşılaşmayacaksın. Hareketlerine çeki düzen versen iyi edersin.

Anlayışlı mı? O kendisine anlayışlımı demişti? Bu kadındaki kendini beğenmişlik miğdemi bulandırıyordu. Ondan daha çok nefret etmeme yol açıyordu. Sahte bir kahkaha attıktan sonra konuşmaya başladım.

- Anlayışlı mı? Siz mi? İlahi Songül hanım sizi tanımasam inanırdım.

- Haddini bil! Karşında kim olduğunu unutma.

Bağırması beni biraz korkutmuştu. Korktuğumu belli etmemeye özen göstermeye çalıştım. En sevdiğim huyum buydu. Korksam da, ürksem de her zaman kafamın dikine giderdim. Yine her zaman olduğu gibi davranacaktım. Beni böyle yıldıramayacaktı. Beni aşağılayıp hor görmesine asla izin vermeyecektim.

- Her neyse müdire hanım sizinle rutin lâf dalaşımıza başka zaman devam ederiz. Şimdi beni neden çağırdığınızı öğrenebilirmiyim?

Müdire hanım bıkkınlık ile nefes verdikten sonra konuşmaya başladı.

- Kızları tehdit ediyormuşsun. Sürekli şikâyet alıyorum senden.

- Kim? Ben mi? Asla yapmam öyle bir şey.

- Belçin, yalan söyleme seni ikimizde biliyoruz.

- Yapmadım diyorum.

Yapmıştım ama bunu asla itiraf etmeyecektim. Benim hakkımda konuşup sürekli benimle dalga geçen bir kızı lanetlemek ile tehdit etmiştim. Dalgasına yapmıştım. İnanacağını hiç düşünmemiştim ama inanmış ve çok korkmuştu. Bu durum beni olduça güldürmüştü. Bu yüzden pişman değildim.

- Senden sürekli şikayet alıyorum. Yurttan ayrılmana sadece iki ay kaldı. Artık on sekizine girip kendi hayatına bakacaksın. Bu iki ay boyunca senden bir şikâyet daha duymak istemiyorum. Anlaşıldı mı?

Bıkkınlık ile nefes verdim. Bu nasihatleri ve uyarıları sürekli dinlemek canımı sıkıyordu. Daha fazla başımı ağrıtmak istemediğim için cümlemi kısa kestim.

- Bitti mi? Konuşmanız?

Müdire hanım nefretini belli edercesine çatık kaşlar ile beni izliyordu. Daha fazla izlemesinin bir işe yaramıyacağını anlamış olmalıki sessizliğini bozdu.

- Bir şey daha var.

- Nedir?

Beni tekrar süzmeye başladı. Düşünür gibi bir hali vardı. Aklındaki düşünceyi söylemek konusunda kararsız gibiydi. En sonunda söylemeye karar vermiş olmalıki konuşmaya başladı.

- Yurtdışında eğitim gören, alanında oldukça uzman bir doktordan yazı geldi.

- Eee! Bunun benimle ne ilgisi var?

- Bir tez yazıyormuş. Tezinde senin vücut anatomin ve DNA'n ile ilgili araştırmasına da yer vermek istiyormuş.

Kaşlarım çatılmıştı. Öfke vücudumda dolaşmaya başlamıştı. Çünkü lafın nereye gideceğini az çok tahmin etmiştim.

- Yani?

- Yani seni bir kliniğe yatırıp incelemek istiyorlar.

Duyduğum şey ile olduğum yerde kalakalmıştım. Sinirden ellerim titremeye başlamıştı.

- Ne saçmalıyorsunuz siz? Ordan bakılınca hayvana mı benziyorum? Kobay gibi mi duruyorum?

- İnsana benzediğinde çok söylenemez ama neyse.

Müdire hanımın söylediği son cümle ile öfke artık tüm vücudumu kaplamıştı. İçimden onu parçalamak geçiyordu ama kendime hakim olmalıydım. Hiçbir şey söylemeden yerimden kalkıp sert ve hızlı adımlarla odadan çıktım. Arkamdan durmam için seslenmişti ama onu dinlemeyerek koşar adımlarla kendi odama geldim. Biraz odada turlayarak öfkemi yatıştırmaya çalıştım. Biraz sakinleştikten sonra aklıma gelen ilk şey intikam almak oldu. Madem o lanet kadın benim canımı sıkıyordu bende onun canını sıkacaktım. Yani kısasa kısas.

Bölüm sonu

6 yorum