İçeriğe geç

Kızıl Kurt

Bölüm 28 · 9 dk okuma

Kızıl Kurt

Bölüm 28

28. Bölüm

Güzel bir bölümdü, hatta sonunda bir "oh be" çekeceğinize eminim.

Bu yüzden sizi tutmayayım, iyi okumalar.

🇹🇷

Sevgi öğretilen bir şey değildir. İçinden nasıl geliyorsa öyle davranırsın. Kötülüklerden korumak istersin, göğüsüne yatırıp kalbine saklarsın ve hiçbir şeyin ona değmemesi için savaşırsın.

Vatan da öyledir. Onu korur, kalbine saklar ve onun için savaşırsın. Denizden daha güçlü dalgaları olana bayrak denir, milletini omuzlarında taşıyana toprak ve bu toprağı koruyana da asker denir.

Bize asker dediklerinde bu vatana can vereceksin demediler. Ona el uzatanın canını al dediler. Bizde böyle yapıyorduk.

Uzun bir zamandan sonra tekrar dağlara dönmüştüm. O yağmur yağdıktan sonraki toprağın muhteşem kokusu geliyordu burnuma, çok özlemiştim. En özlediğim ise timdi. Alp özel görevden döndüğünden beri yanımdaydı ancak tim çoğu zaman görevdeydi. Hepsini ayrı özlemiştim.

"Sonra hepsi etrafımızı bi sardı. E biz ne yaptık? Pes ettik ne yapalım. Şaka, şaka! Hepimiz bir kaç tane indirince vuracak adam kalmadı. Mert komutanım hızını alamayıp yanlışlıkla benim koluma sıktı bir tane. Öyle yani. Ama övünmek gibi olmasın en iyisi bendim komutanım." diye bizsiz görevdeyken yaşadığı bininci anısını anlatıyordu Melih. Geveze! Tek özlemediğim onun çenesi olabilirdi.

Mert girdi araya sinirle. "Yo hiçte yanlışlıkla olmadı. Hedefim çenendi ama koluna isabet etti. Dikkat et bir dahakine o kurşunu kıçına yeme!" Aslı ile ilişkisini öğrendiğinden beri hiç tükenmeyen bir kin besliyordu Melih'e. Bunun farkındaydı tabi Melih, sesini çıkarmayıp alttan alıyordu. Yaşadığı onca şeyden sonra bile tek bir tereddütü yoktu Aslı'yı severken.

İlerledikçe içimi bir huzursuzluk kaplıyordu. Alp her zamanki gibi en öndeydi. İki haftadır dağları taşları dolaşıyorduk. Bulabildiğimiz güvenli bölgelerde ara verip dinleniyorduk, ama Alp hiç uyumuyor anca başımızda nöbet tutuyordu. Uykusuzluktan olmalı ki gün geçtikçe daha huysuz oluyordu. Bana karşı bile!

Görevde pek bir samimiyetimiz yoktu. Arada herkes uyuduktan sonra bende onunla durup, hem nöbet tutuyordum hem onunla vakit geçiriyordum.

Başımı arkaya çevirdiğimde tim aralarında sohbet ediyordu. Önüme dönüp hızlandım, Alp'in yanına geçip onunla beraber yürüdüm. "İçimde bir huzursuzluk var." dediğimde her zamanki gibi kaşları çatık bakışları hala önündeydi.

"Olabilir. Yakınlarda bir kulübe var, orada birileri olabilir." dedi ifadesizce.

Bu durumun hoşuma gittiği pek söylenemezdi. Onunla uzun bir süre ayrı kalmıştık, bu yüzden bir gün bile ayrı kalınca bazen bazı şeylere geç kalmış hissediyordum. Hele ki ikimizde askerken ve her an tehlikedeyken bunu çok yanlış buluyordum. Ama onun kendi kurallarına da karşı gelmek istemiyordum, belki benimle ilgilenirken her an bir şey olabilir. O zaman vicdan azabından kahrolabilirdim.

"Kulübeye çok yaklaşmadan biraz dinlensek mi?" dedim kabul etmesini umarak.

"Olmaz! Şu an uyuma sırası değil! Ben dinlen dediğimde dinlenseydin." Normal zamanlardaki Alp'e göre fazla siniri bozucuydu.

Umursamadım ama bunları da burnundan fitil fitil getirecektim. Biraz daha ilerleyince kulübe gözüktü. Sessizce etrafı sardık. Ben ekibin en sessizi Koray'la birlikte ön tarafta ağaçların arkasındaydık. Diğerlerini çekecek durumda değildim. Alp yanına Bora ve Asaf'ı alıp arka tarafa geçti. Salih ve Melih bir tarafa, Mert'le Talat diğer tarafa geçmişlerdi. Melih olabildiğince Mert'den uzak durmaya çalışıyordu. Salih ise Melih'i konuşurken susturabilen tek kişiydi. Melih'in her söylediği kelimenin anlamını sorup onu çıldırtıyordu ve en sonunda Melih vazgeçip susuyordu.

"Komutanım?" dedi Koray sessizce.

"Hm."

Tereddütle bana baktı. Bir şey sormak istiyor ama sormaktan da çekiniyor gibiydi. "Alp komutanımdan hoşlandığınızı nasıl anladınız?"

Gözlerim kocaman ona döndüm. Şaşkınlığım saklanacak gibi değildi. Nerden çıkmıştı şimdi bu soru. "Ne alaka?"

Benim özellikle anladığım bir an yoktu. Her şey zaten kendiliğinden olmuştu. Hem benimkisi sadece bir hoşlantı değildi, onu deli gibi seviyordum. Gün geçtikçe daha da seviyordum.

"Hiç öylesine sordum." dedi umursamaz görünmeye çalışarak.

Sonra jeton düştü. "Bana bak! Sen birinden mi hoşlanıyorsun yoksa?" dememle bakışlarını kaçırdı.

"Ne alaka komutanım ya? Ben öylesine sordum işte, laf olsun özledim siz ve Alp komutanımla göreve gitmeyi öylesine sohbet muhabbet olsun diye sordum." dedi ama tabi ben bunu yer miyim. Koray pek konuşkan biri değildi. Çapkınlığı falan var ama asla bize konuştuğu kızlardan bahsetmez ve hatta hiç konuşmazdı.

"Ay sen gerçekten birinden hoşlanıyorsun!" dememle mikrofondan hazır olmamız belirtildi. "Bu durumu askeriyede konuşacağız." deyip kulübeyi hedef aldım.

"Size de alay konusu oldu be komutanım." dedim isyan ederek.

Güldüm. "Yok be! Ciddi ciddi konuşacağız, eğer gerçekten aşık mısın değil misin anlamak istiyorum." deyip sonraya bıraktım.

İçerde bir şeylerin ters gittiği açıktı. Bir çok kişi girip çıkıyor ve hepsi telaşlı duruyordu. Aklıma düşünmek dahi sitemediğim şeyler geliyordu. Mikrofona basıp konuştum. "Alp," Daha konuşmama izin vermeden anlamıştı ne düşündüğümü.

"Tamam, sakin ol. Biri gidip baksın." diye emir verdi. Normalde, aralarına sızan ben olurdum ancak aklımdaki gerçekleşirse fenalaşabilirdim.

"Ben giderim." diye Mert hazırlanmaya başladı.

Eğer içerde Aişa gibi kızlar varsa yıkılabilirdim. Her konuda soğuk kanlı olabiliyordum ancak böyle konularda asla sakin kalamıyordum. Mert eve doğru ilerledi ve aralarına karıştı. Mikrofonunu da açmıştı, bu yüzden yanlarına yaklaşır yaklaşmaz konuşma sesleri geliyordu.

"Adam ölürse bu sefer her şey biter." diyordu telaşlı bir ses.

Mert de onlara uyarak yalandan telaşa kapıldı. Evin içine girdiğinde sesler daha da yoğunlaştığı için pek bir şey anlaşılmıyordu. "Sen! Hiç ameliyata girdin mi?" diye başka bir ses daha yakın olduğu için anlaşılıyordu.

"Evet." dediğinden hışırtı seslerinin çoğalması haricinde başka bir ses yoktu. "Bir adamın üzerinde deney yapmışlar, adam kalp krizi geçiriyor."

"Tamam, bizde hemen geliyoruz." diye cevap verdi Alp.

Hepimiz aynı anda saldırmaya başlayınca adamlar kaçmaya meyletti ancak biz onlardan önce davrandık. Ben ve Koray dışarıdakileri tek tek indirirken, yanda kalan Salih, Melih ve Talat çamlardan içeri dalıp içerdekileri hallediyorlardı. Alp, Bora ve Asaf üst kattakiler ve bizi nişan alanlara saldırıyorlardı. Ancak evden yükselen kocaman patlama sesiyle hepimiz etrafa savrulduk.

Salih! Melih! Talat! Hızla toparlandım. Kulaklarım uğulduyordu ama umursamadım. Hızla eve doğru koştum. Alp eve doğru koştuğumu görünce beni engelledi.

"Bırak! Bırak Alp! Bizimkiler içeride!" deyip onu itmeye çalıştım ama çok zordu.

"Dur Asena! Bombayı biz attık arka tarafa. Bizimkiler iyi." dediğinde yüzüne hem sinirle hemde şaşkınlıkla baktım.

Onu daha hızlı ittim. "Bana neden haber vermiyorsunuz ya!"

"Senden sizin almam gerektiğini bilmiyordum, kusura bakma." dediğinde durmadan indirdim koluna.

"Haber verebilirsin en azından!" Onları geride bırakıp ilerlemeye başladım geldiğimiz yöne. Öldürecek kimse kalmamıştı, dışardakileri Koray'la ben içeridekiler ise tam olarak ölmese bile patlamayla yaşamaları imkansızdı.

Son zamanlarda içimde kocaman bir huzursuzluk vardı. Ne için olduğunu bilmemek daha da geriyordu beni. Ama içimde kötü bir his varsa kesin bir şey oluyordu. Bu huyum anneme çekmişti, onun da içinde kötü bir his varsa bir şeyler oluyordu mutlaka.

Helikopterin gelmesiyle yerime geçtim. Hala sinirliydim. Görev bittiği için Alp eski haline dönmüştü ancak timin yanında da pek samimi olmamaya dikkat ediyordu, hele ki Mert'in yanında.

🐺

Eve geleli saatler olmuştu. Ama uyumamak için direniyordum. Atmam gereken bir trip vardı. Ellerimi göğüsümde bağlayıp, saatlerdir oturduğum koltuktan kalkmamıştım.

Alp ise en sevdiğim makarnayı yapıp önüme getirmişti. Yanıma sırnaşıp yanağımdan öptü. Diren Asena! Diren!

"Ben Kızıl Kurt'uma en güzel makarnadan yaptım." deyip yanağıma daha sert bir öpücük bıraktı.

Yapma şöyle be adam! Kıyamıyorum sonra! Ama direnmeye devam ettim. Bilmem kaç kere özür dilemişti ancak benim canım trip atmak istiyordu.

"Yavrum yapma ama böyle. Bin defa özür diledim." diye en sonunda isyan etti.

"Gerekirse bin bir defa daha et!" dedim ancak bunu yüzüne bakarak söylemiştim ve yüzünde gördüğüm ifadeyle içim cız etti.

O an aklıma söylediği bir söz düştü. Oraya giderdim ama beni gördükçe kriz geçirirdi, bu yüzden uzaktan izlerdim. Demişti annesi için. Daha fazla kıyamadım. Boynuna sarıldım hemen. O da hemen belime sarıldı, beni kucağına çekip daha sıkı sarıldı.

Ona annesinin vermediği sevgiyi vereceğime dair söz vermiştim kendime. Annem ben küçükken iki yanağıma, alnıma, çenem ve burnuma öpücükler kondururdu. Kendimi biraz geriye atıp yüzüne baktım. Simsiyah gözleri olmasına rağmen parlıyorlardı. Kaşları her zamanki gibi çatık değil daha normal duruyorlardı. İlk yanaklarını öptüm, benim küçüklüğümdeki gibi tombul değillerdi daha çok içine çöküklerdi. Daha sonra alnından öptüm, kaşlarını çatıncaki çıkan kırışıklıklar yoktu. Daha sonra çenesini ve burnunu. Gözleri kapanmıştı yavaş yavaş ben öyle yapınca. Bu yüzden gözlerinden de öptüm.

Benimdi o. Her zaman da benim olmuştu. Eyşan'ın bile olmamıştı, sadece benim. Yaptığım tek bencillik bu konuydu. Hep azla yetinir fazlasını hep başkalarının hakkı olarak görmüştüm. Ama Alp'in sevgisi bir tek benim olmasını istiyordum.

🐺

(12 gün önce)

Dikişlerimi aldırıp emniyete geçmiştim. Kimseye görünmeden hapishaneye indim. Bir polis arkadaşımdan onu buraya getirmesi için rica etmiştim. Onu, Eyşan'ı.

Ben gelmeden önce onu sorgu odasına almışlardı. Bu yüzden aynanın diğer tarafına geçip ilk gözlem yaptım.

Hiç bıkmadan 2 saate yakın izledim. Bıkmış olacak ki en sonunda isyan etti. "Saatlerdir buradayım, yeter artık!"

Ona baktıkça bana söyledikleri aklımda yankılanıyordu. Yaptıklarını da göz önüne alınca sinirimin artık sınırı yoktu. İlk ifademi toparladım, ardından sahte bir gülümsemeyle içeri girdim. "Noldu? İçindeki nefreti kusmak için yıllarca bekledin de bir kaç saat mi sorun oldu?" dedim yalandan üzülmüş gibi yaparak.

Anında nefret dolu bakışları beni buldu. Elleri önünde kelepçeli olduğu için uzaklaşamıyor ve kaçamıyordu. Bu onu daha da çıldırtıyordu.

Sakin bir ifadeyle karşısına geçip oturdum. "Ee anlat bakalım?" dedim ancak içimdeki patlamaya hazır bir yanardağ vardı.

O da benim gibi sakin bir ifade kuşanıp, gülümsedi beni çıldırtmak için. "Neyi Alp'le olan mükemmel ilişkimizi mi?" dediğinde yüz ifadesiyle kusmak istedim. İğrençti!

"Neden olmasın?" dedim onu daha da kışkırtmak için.

Önce bi dondu ardından meydan okur gibi bakışlarını bana dikti. "Alp bana deli gibi aşıktı. Bir gün bile bensiz yapamıyordu. Görüşmediğimiz her gün çıldırıyordu. Ama o zamanlar zor bir dönemden geçiyordu, tabi bende onu teselli ediyordum. Sonrasında annesini kaybedince yıkıldı. Herkesten saklandı, benden bile düşünebiliyor musun?" Bunlara sadece güldüm. Çünkü biliyordum, Alp anlatmıştı ve o annesi hasta yatağındayken aşk meşk işleriyle uğraşacak biri değildi.

Bu yüzden, bu konuda kendimi şanslı hissediyordum. Eğer onunla annesini kaybettiği dönemde karşılaşsaydım o zaman belki şimdiki gibi olmazdık.

Yalandan hayran bakışlar attım. "Ne kadar tatlı. Ee sonra ne oldu?"

"Benden bile uzaklaşınca biraz kendi haline bırakmak istedim. Sonra izini kaybettirdi ve onu bulduğumda seninleydi. Demek ki bizim aşkımızı başka yerlerde aramış." derken ciddi ciddi düşünüyordu. Doğrusunu bildiğim yalana bile neredeyse inanacaktım, o derece kendinden emin konuşuyordu.

Başımı salladım. "Anladım. E peki bende anlatayım." deyip çantamdan zarf çıkardım. Alp görevden geldikten sonraki zamanlarda bol bol kendi resmimizi çekmiştim. Onları zarftan çıkarıp önüne koydum. "Bak burda ne güzel bakıyor bana. Seni sevdiğini bilmesem, bana sırılsıklam aşık derdim." dediğimde alaylı ifadesi kaybolmuş, dişlerini sıkıyordu. Bir diğer fotoğrafa geçtim. "Burda da uyurken çok tatlı çıkmıştı, çekeyim dedim."

Artık nefretle bakıyordu. Ama benim ona olan saf nefretim kadar olmadığı kesindi. Sinirlenip fotoğraflara uzandı, alıp tek tek yırtmaya başladı. Umrumda değildi, onlar telefonumda da vardı. Sadece ona göstermek için çıkartmıştım ve bir kaç tanesini evime koymak için.

"Sorun değil, bende daha güzelleri var. Tabi sana göstermem pek doğru olmaz, sonuçta bu bizim özel hayatımız." deyip hiçte samimi olmayan bir gülümsemeyle yerimden kalktım. Nefretle soluyarak bana bakıyordu. Arkasına geçtim, ellerimi saçına atıp çekebildiğim kadar kendime çektim. "Sen bir hiçsin, anladın mı?! O uydurduğun yalanlara da anca kendin inanırsın!" deyip kafasını masaya vurdum.

Geri kalktığında alnında koşman bir kızarıklık vardı.

"Şimdi sevgilimin yanına gidiyorum, beni bekliyor evde. Ama vakit buldukça yine uğrarım, geçirdiğimiz güzel anıları anlatırım sana." deyip çıktım.

Arkamdan kocaman bir çığlık attığını duydum. Gülümsedim, ama bu sefer tatmin olduğum için.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

29. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.